23 HAZİRAN 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Sömürge yönetimi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 30 Eylül 2000 Cumartesi 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; 24 Temmuz 1923 yılında imzaladığı LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI ile egemen bir devlet olduğunu resmen dünya devletlerine tescil ettirmiş ve dünya devletleri arasında kendisininde varolduğunu ilan etmiştir.

Lozan Antlaşmasının en önemli işlevlerinden biride SEVR ANTLAŞMASI ile getirilmek istenen sömürge düzenini yırtıp atmış olmasıdır. SEVR Antlaşmasının 231'den 268'e kadar olan maddeleri Osmanlı'nın nasıl tamamen esir edileceğini ve her alanda sömürüleceğini gösteren Mali ve İktisadi hükümleri içermektedir. Bu maddelerin aynen kabul ettirilmesi üzerinde Lozanda çok önemli tartışmalar olmuştur. Türk Heyetine çok baskı yapılmıştır. Lozan Antlaşmasını eleştirenler ve kabul edilen maddeleri eksik bulanlar; bu iki antlaşmanın mali hükümlerini karşılaştırdıkları zaman Lozan'ın kendisine sömürge gibi gören o zamanın süper güçlerine karşı kazanılan büyük bir zafer olduğunu göreceklerdir.

Oysa zamanın sömürgeci büyük güçlerinin bu şartları kabul ederken akıllarından geçenler ve kendi aralarına anlaştıkları konu aynen şöyle idi. " Evet Türkler askeri ve siyasi büyük bir zafer kazanmışlardır. Fakat iktisaden sıfır durumundadırlar. Bütün güçlerini arcamışlardır. Şimdi Ekonomik açıdan her şeye sıfırdan başlayacaklardır. EMEK yoktur. SERMAYE yoktur. BİLGİ yoktur. KREDİ yoktur. İNSANGÜCÜ yoktur. YOL yoktur. OKUL VE ÖĞRETMENİ yoktur. TECRÜBESİ yoktur. Bu yokları, kendiliğinden varetmesi ise fiziken mümkün değildir. Bırakalım Türkler hür ve özgür olsunlar . Ama biz onları daima ekonomik açıdan sömürmeye devam edeceğiz. Çünkü ihtiyaçı olduğu herşey bizde var.Her sahada bize muhtaçlar " Düşünceleri özetle buydu. Bunda tamamen haklı idiler. Çünkü yoktan bir şeyin varolduğu o güne kadar görülmemişti. Fakat onların unuttuğu bir husus vardı. Türklerin iyi ve yetenekli liderler elinde olmazı oldurduğuna tarih sayfaları şahitti.

Nitekim, bütün bu yoklardan tankını, topunu, uçağını çağın teknolojine uygun olarak kendisi yapabilen; parası değerli; tek kuruş borcu olmayan ; tam bağımsızlığını kazanmak için İTHALAT- İHRACAT arasında ülke bazında eşitlik ilkesi koyabilen huzurlu ve istikrarlı bir ülke yaratılmıştır. Bu olağanüstü gelişme asırlar içinde değil, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Cumhurbaşkanı olduğu 15 yıl içinde kaydedilmiştir.

Atatürk ve arkadaşlarının büyük fedakarlıklarla gerçekleştirdikleri bu özgürlük ve tam bağımsızlık vasfının 77 yıl sonra günümüzde geldiği nokta maalesef bu ülkeyi sevenleri son derece üzüyor ve rahatsız ediyor.

Enflasyon kelimesinin bilinmediği bir dönem; bütçe gelirlerinin giderlere eşit olduğu bir süreç; her ne olursa olsun" siyasi bağımsızlığın mutlak bir ekonomik bağımsızlıktan geçeceği" esası ile hareket edildiği bir dönem; insanların üretime katkıda bulundukları oranda üretimden eşit pay aldıkları muhteşem bir devir; yani unutulmaz ATATÜRKLÜ GÜNLER bugün çok gerilerde kaldı.

O yıllarda Türk Lirası dünyanın en kıymetli paraları ile eşit iken ve bu kıymetli para insanların cebinde iyi bir yatırım aracı olarak bulundurulurken, bugün T.C. Devleti bütçesi dahi dolar ile kıymetlendiriliyor. Sadece 20 yıl önce 20 kat olan ABD Doları, bugün 700.000 kat sınırlarını zorluyor.

Bugün artık Devlet Bütçemizi ayni DUYUN-U UMUMİYE idaresinde olduğu gibi Sayın COTARELLİ Bey ve ekibi tanzim ediyor. Yabancı heyetlerin biri gidip biri geliyor. Gelen heyetler ülkemizin tarihi ve turistik güzelliklerini görmeğe değil; akıl vermeye, denetlemeye ve bize hesap sormaya geliyorlar. Anlaşılır ve inanılır gibi değil.
 
Aklımız mı bitti ?, Bilgimizmi yetmiyor? Ataların yüzde yirmi Türk Nüfus ile bugün topraklarında 40 civarında egemen bayrak dalgalanan 24 milyon km.karelik bir Cihan İmpataratorluğu 600 yıl yönetiyor. Sonra bugün en güçlü olmamız gereken bir çağda, ve her alanda yeterli bir potansiyele erişmişken , dün senin emrinde olanlar bugün aynen sömürgelerinde olduğu gibi seni denetlemeye gelsinler. Anlamak ve anlatabilmek mümkün değil...
 
Hava sahamızı kullanırlar. Haberimiz olmaz. Denizlerimizi kullanırlar. Haberimiz olmaz. Natoya yeni girdiğimiz dönemlerde, yani daha işin acemisi iken ülkemizin en ücra köşelerine yerleşen Amerikan tesislerine o bölgeden sorumlu olan Türk komutanlarını sokmazlardı. Yani kendi topraklarımızda kurulan bölgelere bizim girmemiz yasaktı. Sonra bunları teker teker ülkelerine gönderdik. Ama şimdi görünen o ki, bunları kapıdan gönderiyorsun bacadan giriyorlar.

ABD Büyükelçiliğinin Antony PINI ve Janet MORGAN isimli iki görevlisi en ücra Karadeniz köylerine kadar giderek burada Rum Pontus Krallığının izlerini arıyorlar. Basınımız olmasa olaylardan kimsenin haberi olmayacak. Buna rağmen konuyu derinliğine inceleyen yok. Sadece iç sayfa altlarına yerleştirilmiş birkaç cılız haber parçacığı ile konu geçiştirilmiş...

Milliyet Gazetesinin 22 Eylül 2000 tarihli iç sayfalarda yer alan benzer bir haberinde Milli Güvenlik Kuruluna İstihbarat birimlerinin sunduğu bir rapordan alıntılar yapılmış. Konu ile ilgili olduğundan haberi aynen aşağıya alıyorum. şekildedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesine son bir yılda gelen ziyaretçilerin sayısının son 15 yıldaki ziyaretçiler kadar olduğu ve Türkiye'ye yönelik bu hareketlerin hepsinin belli bir merkezden yönlendirildiğinin anlaşıldığı belirtilmiştir. ÖCALAN yakalandıktan sonra gezi sayısında olağanüstü bir artış yaşandığı vurgulanan raporda, yabancı heyetlerin gezilerine ilişkin özetle şu tesbitler yapılmıştır.

 1. Heyetlerin büyük çoğunluğu PKK ile ilişkilidir ve Kürt Sorunu'nu tetkik bahanesi ile gelmektedirler.
 2. Heyetlerde yer alan kişiler, her platformda Güneydoğu olaylarını Türkiye aleyhine kullanan ayni isimlerdir.
 3. Mevcut istikrarsız durumu aleyhte kullanıp Ankara'dan taviz kopartmak, Türkiyeyi daima zor durumda bırakmak istemektedirler.
 4. Gezilerin yapılış amacı olarak büyük ölçüde Marmara Depremine yardım gösterilmesine rağmen, Marmara depreminden etkilenen belediyelerle değil Güneydoğu Anadoludaki belediyelerle irtibata geçmektedirler.
 5. Yine anılan rapora göre; Güneydoğu Anadolu Bölgemize gezi yapan yabancı heyetlerin birkaç tanesinin isimleri şu şekilde sıralanmaktadır.

* Merkezi ABD'de bulunan Hollanda ve Almanya'da teşkilatlanan ASURİ HAREKETİ KOMİTESİ
* Merkezi Fransa'da bulunan SÜRYANİ KÜLTÜRÜNÜ KORUMA KOMİTESİ.
* ERMENİ TOPRAKLARI MERKEZİ
* DÜNYA BİRLEŞİK BELEDİYELER FEDERASYONU
* AVRUPA KİLİSELER BİRLİĞİ
* DANİMARKA HELSİNKİ KOMİTESİ
* ORTODOKS KİLİSELER BİRLİĞİ.
* ERMENİ KÜLTÜRÜ VAKFI.
* İTALYA, ALMANYA, FRANSA ve İSVEÇ'ten 40 belediye.
 
30 yıldır Avrupada çalışan vatandaşımıza öz oğlunun tatilini yanında geçirmesi için yaptığı en basit müracaatta dahi, konsolosluk kapılarında köle muamelesi yaparak binbir müşkülat çıkartan zihniyet; hiçbir tahdide tabi tutulmadan elini kolunu sallayarak sınırımızdan giriyor. Kendi ülkemizde bize rağmen, bizi adeta denetliyor. Akıl veriyor. Kafa tutuyor. Ülkenin temeline dinamit koyanlara gözümüzün içine baka baka arka çıkıyor, onlara destek veriyor, ve bunu hep yapıyor. Bizde elbirliği ile bütün bunlara seyirci kalıyoruz. Ondan sonrada meydanlarda vatan, millet, bayrak nutukları atıyoruz.

Sonuç olarak ;
Anayasamızda yer alan Atatürk Milliyetçiliği yakalara göstermelik Atatürk rozeti takıp meydanlarda "Atam seni çok seviyoruz. Daima İzindeyiz" diye nutuk atmak değildir. Atatürk yaşasaydı ve bu durumu görseydi, herhalde kahrından ölürdü. Atatürk Milliyetçiliği; Atatürk Türkiyesinin varlığına, bütünlüğüne, birlik ve beraberliğine, manevi değerlerine, gelenek ve göreneklerine, ve O'nun yıktığı sömürge zihniyetine karşı çıkmaktır.

Türkiye büyük ülkedir. Güçlü ülkedir. Türk Milleti ise binlerce yıllık Türk Kültürü ile mücehhez büyük bir millettir. Biz milletçe ve devletçe ülkemizde yaşanan bu çirkin manzaraları haketmiyoruz. Tarihimiz diğer milletler ve kültürlerle çok iyi dialoglar ve işbirliği içinde binlerce yıl birararada yaşayabildiğimizi göstermektedir. Bizi bölme ve parçalama ve adeta sömürgeleştirme çabalarına karşı uyanık bulunmalıyız. Bunu yapacak gücümüz ve tecrübemiz vardır. YETER Kİ YAPMAK İSTEYELİM.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Eylül 2000 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale