26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






1 Temmuz Kabotaj Bayramı'nı kutlamaya gerek kaldı mı?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 1 Temmuz 2011 Cuma 

Üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir. Bu kabiliyetten istifadeyi bilmeliyiz; denizciliği, Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve bunu kısa zamanda başarmalıyız.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1937)

Bugün 1 Temmuz 2011.

1 Temmuz 1926’da kabul edilerek, bize denizlerimizdeki bağımsızlığımızı kazandıran 815 Sayılı Kabotaj Kanunu’nun kabulünün 85 inci yıldönümünü, yani Kabotaj Bayramımızı kutluyoruz.

Kabotaj Bayramı törenlerine ilk defa 1960 yılında Beşiktaş iskelesi arkasındaki Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin önünde askeri ortaokul öğrencisi olarak resmen katıldım. Tören, donanmamıza ait birliklerin katılımıyla icra edilmişti. Denizci subaylarımız en büyük Türk Amirali Barbaros’un önünde denizlerimizde kazandığımız kabotaj hakkının yılmaz bekçisi olduklarını vurguluyorlardı.

Kabotaj Kanunu ile yabancıların elinde bulunan bütün limanlarımız millileştirildi. Türk limanları ve sahilleri arasında yük ve yolcu taşıması ile kılavuz ve römorkaj hizmetlerinin Türk vatandaşları ve Türk Bayrağı taşıyan gemilerce yapılması hükmü getirildi. Kanunda belirtilen bütün hizmetlerin sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarınca yerine getirilmesi kararlaştırıldı.

Uzun yıllar kapitülâsyonlar adı altında sömürülen ülkemiz kaynaklarının çok önemli bir bölümünde yabancı hakimiyetine son veren bu kanunun kabul edildiği 1 Temmuz gününe özel anlam yüklendi. Bağımsızlığımızın vurgulanmasına vesile olmak üzere 1 Temmuz bayram olarak belirlendi. Ve 85 yıldır bu özel gün resmi törenlerle Kabotaj Bayramı olarak kutlandı.

Yabancılara verilen imtiyazları kaldıran bu yasa ile birlikte, Cumhuriyet'in kazanımları olarak denizcilik alanında Türk vatandaşlarına denizcilik, deniz turizmi, gemi inşa ve tersanecilik, balıkçılık, deniz taşımacılığı, eğitim ve bunun gibi alanlarda birçok imtiyaz sağlanmıştır.

2011 yılının 1 Temmuzunda denizciliğimizin, kabotaj hakkımızın, limanlarımızın durumu nedir diye baktığımızda iyi şeyler söyleyebilir miyiz?

Bu konuda ki cevabımız olumlu olmayacaktır.

Türk Deniz Kuvvetleri, tarihinin hiç bir döneminde rastlamadığı bir Asimetrik Psikolojik Savaş saldırısı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Ergenekon, Poyrazköy, Balyoz, Amirallare suikast, Casusluk v.s gibi pek çok dava dolayısıyla donanmanın komuta kademesi tutuklu olarak yargı önünde bulunmaktadır. Çeşitli maksatlarla tutuklanan rütbeli personelin sayısı giderek çoğalmaktadır. Bu durumun üç tarafı denizlerle çevrili olup, deniz alâka ve menfaatlerimizin muhafazası için elzem olan çok güçlü bir deniz kuvveti bulundurma zorunluluğu için önemli ölçüde zafiyet doğurduğu değerlendirilmektedir.

Lozan ile elde ettiğimiz limanlarımızı millileştirme hakkımızı Kabotaj Kanunu ile fiiliyata geçirdik. Yabancıların elinde bulunan limanlarımızı geri aldık. Peki bugün bu limanlarımız bizim kontrolumuzda mıdır.?

Hayır kontrolumuzda değildir. Bugün limanlarımızn büyük çoğunluğunun kontrol ve denetimi devredilmiş bulunmaktadır. Türkiye, bugün Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar dönemine geri dönüş yapmıştır. Gururla millileştirdiğimiz ve bu millileştirmeyi bayram olarak kutladığımız limanlarımız “özelleştirme” adı altında yeniden yabancıların kontrol ve denetimine geri verilmiştir.

Samsun, Ordu, Trabzon, Ereğli, Sinop, İzmir, Dikili, Kuşadası, Antalya, Mersin, Alanya, İskenderun limanları artık Türklerin değildir. Pek çok liman ise satış için sıralarını beklemektedir.

85 yıl önce balık deposu olan denizlerimizdeki zengin deniz ürünlerimize bugün sahip değiliz. Balığı denizdeki doğal ortamında değil, özel balık çiftliklerinde yetiştirme yoluna girdik. Balığımızı kendi denizlerimizden değil, İskandinav ülkelerinden elde etmek daha kolayımıza geliyor.

Üç tarafı denizlerle çevrilmiş bir deniz ülkesi olan Türkiye’nin yük taşımacılığında denizlerden yararlanma oranı ne yazık ki binde 3 dolayındadır. Bugün ekonomik kriz içinde bulunan Yunanistanın, dünya deniz taşımacılığından ortalama 50-60 Milyar dolar kazanırken Türkiyenin kazancı ise 2-2.5 ilyar dolar kadardır.

Akdenizi Türk gölüne çeviren Barbarosun torunları olarak bugün dünya gemi adamlığı (işçi ve tayfa gibi ) gibi çok önemli bir istihdam ve gelir kaynağı olan sektörde adımız yok denecek kadar azdır.

Bu menfi tabloyu çoğaltmak mümkündür. Özetle, Türkiye denizlerinin yönetiminde başarısızdır. Başbakan Erdoğan, yeni kurulacak 6 bakanlık arasına Denizcilik Bakanlığı’nı ilave etmemiştir. Bunun anlamı bir dört yıl daha deniz alâka ve menfaatlerimizden yararlanma yolunda somut adımlar atılamayacak olmasıdır.

Oysa Türkiye her geçen gün güçlenen ve dünya siyasetinde önemli roller üstlenmeye aday bir ülkedir. Küresel menfaatlerin çekim merkezinde yer alan ülkemizde denizlerimiz ülkemizin güvenliği ve halkımızın ekonomik refahı için asla vazgeçilmeyecek stratejik değerlerimizdir.

Denizler; içinde barındırdığı bol ve çeşitli mahsülleri, denizaltı karasında bulunan çok zengin doğal kaynakları ve ulaştırma sektörüne tonaj kapasitelerinin büyüklüğü bakımından sağladığı geniş imkanlar dolayısıyla, çağlar boyu insanlığın en önemli kazanç kaynaklarından biri olma vasfını sürdürmüştür. Bugün geçimini sadece denizden sağlayarak refaha ulaşmış pek çok ülke mevcuttur.

Özetleyecek olursam;

Üç tarafı denizlerle çevrili olup her alanda denizciliğe elverişli şartları bulunan Türkiye'de “Deniz Alâka ve Menfaatleri” henüz yeterince belirlenmemiştir. Veya kağıt üzerinde kalmış, uygulamaya geçirilememiştir. Denizlerimiz ve göllerimiz ile bu su kaynaklarını besleyen akarsularımızdan nasıl yararlanacağımız hususu da bilimsel olarak saptanmamıştır. Bu günkü teşkilat yapısı içinde, bu işi sahiplenecek müracaat merciini bulmakta mümkün değildir. Çünkü denizlerimiz ve su yollarımızdan yararlanmamamızı istercesine pek çok kuruluş sorumlu tutulmuştur. Yetkililer ilgi sahaları birbirinin içine girdiğinden, hep ara hatta ve çekimser kaldıklarından sorunlar biteceğine artarak devam etmektedir. Meydana gelen yetki boşluklarından yararlanılarak ortaya kontrolsuz ve denetimsiz bir düzen meydana çıkmış ve bugünkü duruma gelinmiştir.

Oysa Türkiye denizcilik konularına ağırlık verdiği takdirde; sadece denizlerimizin her alanda sağlayacağı imkanlarla bütün ülke beslenip refaha ulaşılabileceği gibi, bugün sosyal hayatımızı felç eden işsizlik sorununa da kesin bir çözüm bulunmuş olacaktır.

O halde ne yapılmalıdır? Kanaatimce; tek bir yönetim altında gayretler birleştirilmelidir. İlkeler saptanmalı ve kesin kurallar konularak sıkı bir denetim sistemi oluşturulmalıdır. Ama öncelikle Türk kamuoyu ülkemizin deniz alâka ve menfaatleri konusunda aydınlatılmalı ve gerekirse özel olarak eğitilmelidir.

Barbaros'un torunlarına denizlerini kullanmada gösterdiği beceriksizlik yakışmıyor. Çok önemli olarak değerlendirdiğim fakat Türkiye’nin yoğun gündemi içinde gözden kaçan deniz alâka menfaatlerimizin sahiplenilmesi yönünde yeni oluşturulacak 61 nci Cumhuriyet hükümetini göreve davet ediyorum. Konuyu sahipleneceklerini ümit ediyor ve bu alandaki çalışmalarında şimdiden başarılar diliyorum...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Temmuz 2011 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale