20 AĞUSTOS 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Nasıl bir başbakan istiyoruz?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 22 Nisan 2011 Cuma 

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacı ile mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Bugün 23 Nisan 2011’dir ve Türkiye yeni bir seçim ortamına girmiştir. Türk milleti 12 Haziran’da bir kere daha sandığa giderek kendisini 4 yıl süre ile yönetecek yeni TBMM temsilcilerini seçecektir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde oluşan TBMM 91 yıl önce bugün yaşama geçirilmiştir. Türk milleti egemenliğini tam 91 yıldır kendi seçtiği temsilcileri vasıtasıyla TBMM çatısı altında sürdürmektedir.
Yürürlükteki Anayasa hükümlerine göre ülkemizde Yasama,Yürütme ve Yargı erkleri birbirinden ayrı fakat birbiri ile doğrudan ilişkili ve birbirini bütünleyen organlar olarak görev yapmaktadır.
Cumhurbaşkanı, Yürütme’nin başı olmasına rağmen bu alandaki tek sorumlu ve yetkili kişi bakanlar kurulunu seçen ve yöneten başbakandır. Yani, mevcut Anayasal sistemimiz içinde başbakan Türkiye’de yönetimin en güçlü kişisidir. Bu bakımdan başbakanın seçimi Türkiye için özel bir önem taşımaktadır. Ülkemizde başbakanlar genellikle TBMM’de en fazla üye ile temsil edilen partinin genel başkanı olmaktadır.
Ülkemizin konumlandığı stratejik coğrafyada, küresel güçlerin önemli çıkarlarının odaklanmış olduğu bu topraklarda, cihan imparatorluğu kurmuş 74 milyonluk köklü Türk milletinin yönetimi basit ve kolay bir iş değildir. Türkiye’nin başbakanı sıradan bir kişi olamaz. Olmamalıdır.
Anayasamız, başbakanı atama görevini Cumhurbaşkanına vermiştir. Peki, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan olarak atayacağı kişi nasıl biri olmalıdır.? Bu konuda asırlardır Türk toplumuna yön veren kaynaklar ve kişilerden bazı görüşler aktararak nasıl sorusuna cevap arayalım..
Yüce Allah, Kur’anı Kerim En’am Suresi 123 ncü Ayetinde mealen; “Ve işte böylece her ülkenin önde gelenlerini, hile ve entrika peşinde koşan suçlular durumuna sokarız; ama çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur; ve onu da anlamazlar.” Buyurmuşlardır. Bunun şöyle tefsir edebiliriz; “Önemli kimseler olduklarına inanmaları onları az veya çok eleştiriye kapalı hale getirdiğinden ‘ önde gelenler ’ kural olarak, kendi davranışlarının ahlâki yönlerini sorgulamakta diğer insanlardan daha az istekli olurlar; ve bunun sonucu olarak kendilerini daima haklı görmeleri, onları çoğu zaman büyük hatalar yapmaya sevkeder.” Görüldüğü gibi ülke yönetimine getirilecek kişilerin seçiminde çok titiz davranılması gerektiği Allahın emirlerinde bile yer almaktadır..

Büyük Hun İmparatoru Atilla;

“Türklere liderlik eden kişiler cesur ve korkusuz olmalıdırlar. Liderler iyi zamanlarda olduğu kadar belirsiz dönemlerde ve tehlike karşısında da cesaretle hareket etmesini bilmelidir.” Ifadesi ile liderliğin temel vasfını vurgulamıştır.

Siyasetname kitabını yazan ünlü vezir Nizamü’l-Mülk iyi devlet adamlığının nasıl olması gerektiğini Siyasetname’sinde pek çok misalle açıklamıştır. Buna göre;

“Padişah; fermanı altında bulunan kullarının idaresini başkalarına havale edemez. Halkın işinden gafil olamaz. Mümkün olduğu kadar onların durumlarını gizli ve açık sormalı, uzun elleri kısaltmalı, zalimlerin zulmünü onların üzerinden kaldırmalıdır. Padişahlar daima halkın adaleti ve refahı için, işlere şahsi menfaâtini düşünmeyen perhizkârları ve Allahtan korkanları memur etmelidirler.”diyor.

Osmanlı Devleti’ni kuran Osman Gazi ölüm döşeğinde iken oğlu Orhan Bey’e yaptığı vasiyetinde benzer temaları işlemiştir.;

“ ...Adaletli ol, iyi adam ol, merhametli ol. Bütün teb’anı eşitlik üzerine koru. Allahı tanımayan, kazancını içkiye veren kimselere devlet işlerinde vazife verme; verirsen yüzü kara olarak ahrete gelesin. Zira bu tip insanlar Allahın gazabına müstehâk olduklarından işlerinde hayır ve başarı olmaz. Bunlar millete iyi muamele etmezler ve rüşvet almaya meyyâl olurlar. Memleket ve millet bundan zarar görür. Bilmediğini bilenden sor. Sana sadık olanları hoş tut.”

Büyük Türk Hükümdarı Timur ise devlet hizmeti verilecekler hakkında; “ Herkesin kıymetini, bulunduğu mevkiyi ve herşeyin ölçüsünü bilerek buna uygun görev verilmelidir” şeklinde öğüt verir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, devlet hizmetinde görevlendirilecek kişilerin vasıflarını pek çok konuşmasında vurgulamıştır. Bunlardan birkaçı aşağıya çıkartılmıştır;

“Mecliste, hakim olan fırka’nın hükümet teşkilini, muhalif ve ekâlliyette bulunan bir fıkraya terk etmesi ise asla mevzuubahs olamaz. Kaideten ve usulen milletin ekseriyetini teşkil eden ve gayei mahsusası bariz olan fırka, hükümeti teşkil mes’uliyetini üzerine alır ve kendi gaye ve prensiplerini memlekette tatbik eder.” (NUTUK, Sayfa 159)

“Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki sinesinde yetiştirerek başının üzerine çıkartacağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden bir an vazgeçmesin” ( NUTUK / Sayfa 607)

“Bir milletin siyasi alın yazısında mevki sahibi olabilmek için onun ihtiyacını görebilme ve onun kudretini takdir edebilmede ehliyet sahibi olmak birinci şarttır.” (1927)

“Meclislerle idare olunan memleketlerde de, en mühlik cihet, bazı milletvekillerinin yabancıların hesabına çalınmış ve satınalınmış olmalarıdır. Bunun için milletveklillerini seçerken, çok dikkatli ve kıskanç olmalıdır. Milletin hatadan sıyâneti için yegâne salim çare efkâr ve ef’aile milletin itimadına mazhar olmuş,siyasi bir fırkanın seçimde millete delalet etmesidir.” ( NUTUK / Sayfa-359 )

“İçinizde memleketi ve milleti en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak bu sayede meclis sizin arzularınızı yapmaya ve lâyık olduğunuz refahı temin kudretine malik olacaktır” (1923)

Görüldüğü gibi Cumhuriyetimizi kuran Atamız, yukarıdaki sözleriyle milletimizin seçimlerdeki hareket tarzları ile ilgili gerekli kuralları açıkça ortaya koymuştur. Fakat bugünkü seçim şartlarında milletimiz; bu vasıflara uygun olanları değil, parti liderlerinin “ Sen sadece bunları seçebilirsin” diyerek önlerine getirdiği kişileri seçmekle mükelleftir. Yani milletin kendi iradesi ile istediği şahışları seçme şansı ve hürriyeti günümüzde maalesef yoktur. Millet genellikle kendini yönetecek ehil kişilere değil, kendini yönetecek partinin liderine oy vermektedir. Mevcut seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmediği takdirde bu düzenin devam edeceği de açıkça görülmektedir.

23 Nisan 2011 itibarıyla siyasi partiler seçim propagandalarına bütün yurt sathında başlamışlardır. Bu defa hem seçmenin ve hemde siyasi partilerin işi zordur. Çünkü seçimlere katılan 17 parti yanında %10 barajı aşamayacağını hesaplayarak adaylarını bağımsız olarak seçime sokan partilerin adayları da dahil olmak üzere 249 bağımsız aday birbirleriyle yarışacaklardır.

Buradaki seçilme yarışı adayların kendilerini seçmene tanıtabilme gücü ile sınırlı olmaktadır. Gelişmiş teknolojilerin hakim olduğu iletişim çağında adayların tanıtım çalışmaları tamamen sahip oldukları maddi imkanlara dayanmaktadır. Oysa burada gerek siyasi partiler ve gerekse bağımsız adayların propaganda imkanları arasında büyük eşitsizlikler vardır. Mecliste temsil edilen Ak Parti, CHP ve MHP gibi partiler devletten önemli miktarda tanıtım yardımı almaktadır. Diğer 14 partinin ve bağımsızların bu imkanları yoktur. Ayrıca Ak Parti, iktidar partisi olarak devletin bütün imkânlarından yararlanabilme imkanına da sahiptir.

Demek ki, ileri demokrasiye geçtiği iddia edilen ülkemizde yapılan seçim mücadelesi asla demokratik değildir. Adaylar arasında büyük bir eşitsizlik vardır ve daha seçimler yapılmadan TBMM’ne girecekler büyük ölçüde belli olmuş gibidir. Nitekim bu görünen gerçeğe dayanılarak halkımızın tercihini hangi parti üzerinde kullanacağı hususu sandıklar açılmadan araştırma şirketleri tarafından doğruya yakın olarak verilmektedir.

Bütün bunlara rağmen milletimiz seçimlerde gücün kendisinde olduğunun bilincinde olarak aklıselimini kullanmak zorundadır. Oy kullanan her birey, parti liderleri tarafından kendisine önerileni değil, ehil olanı seçebilmenin yollarını bulmaya çalışmalıdır. Bunun için herkes kendi seçim bölgesindeki milletvekili adaylarını iyice tanımalı, partiye değil adaya oy vermekle doğruyu bulacağının bilincinde olmalıdır.

Özetle; önümüzde çok ciddi bir seçim vardır. Bu seçimlerde biz apartıman yöneticimizi değil devletimizin yöneticilerini, yani başbakanımızı ve bakanlarımızı seçeceğiz. Aklımızı başımıza toplamalı ve devletimizin bekasını teslim edeceğimiz kişilerin seçiminde çok titiz davranmalıyız.
- Kesinlikle banane demeyelim.
- Mutlaka temsil hakkımızı kullanmak için oy vermeye gidelim.
- Oy vermekten kaçınanları ciddi şekilde uyararak sandığa yönlendirelim.
- Çünkü, oy kullanmak insan olarak sahip olduğumuz en büyük kazancımız olmasının yanında asla devredemeyeceğimiz en temel vatandaşlık görevimizdir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
22 Nisan 2011 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale