21 TEMMUZ 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Onuncu Türk dili konuşan ülkeler devlet başkanları zirvesi
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 21 Ekim 2010 Perşembe 

Bir milletin, diğer milletlere nispetle tabii veya kazanılmış hususi karakterlere sahip olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya onlardan ayrı olarak onlara paralel gelişmeye çalışması keyfiyetine milliyet prensibi denir.(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1930)
Tarihin en eski milletlerinden olan ve dünya coğrafyasının her kesimini kendine yurt tutan, üstün kültürü ile bulunduğu bölge kültürlerinin boyunduruğuna girmeyip millet olma vasfını günümüze kadar taşıma başarısını gösteren yüce Türk milletinin evlâdı olduğum için hep gurur duydum ve Allahıma şükrettim. Küresel saldırılara hedef olan bu büyük milletin mensubu olan bizleri köksüz, güçsüz, küçük, çaresiz ve olduğundan zayıf gösterme gayretlerine ise hep gülüp geçtim. Yarında gülüp geçeceğim..
Biliyorum ki, Türk milletinin evlâdı olabilmek önemli bir ayrıcalıktır.
Çin Denizinden Adriyatik sahillerine kadar uzanan büyük bir coğrafyada tarihin bilinen en eski çağlarından beri yaşayan ve kültürlerini ilk günkü gibi korumasını başaran bir milletin ferdi olmak insana elbette gurur verecektir. Bu gururu her Türk yaşamalıdır..
Anadolu Türklerinin büyük kısmı ile Asya’da olan ve Turan ismi ile adlandırılan Türk dünyası ile ilişkileri ne yazık ki çok yenidir. Çok milletli bir Cihan İmparatorluğu olan Osmanlı Devleti’nin kurucu nüvesini teşkil etmesine rağmen Türklük ve Türk Kültürünün İmparatorluk içinde ön plâna çıkarılmamasına dikkat edilmiştir. Osmanlılık fikri çeşitli din ve ırklara mensup imparatorluk tebaları arasında birleştirici unsur olarak kabul edilmiştir. 1789 Fransız İhtilali ile başlayan milliyetçilik hareketleri ile imparatorluk içindeki milletler birer birer ana bünyeden kopmuşlar ve sonunda kurucu çekirdek millet olan Türkler küçük Anadolu coğrafyasında Türkiye Cumhuriyetini oluşturmuşlardır.
Cumhuriyetle birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimleri ile başlayan Türk dünyası, Türk kültürü, Türk tarihi ve Türk dili araştırmalarımız Atatürk’ten sonra uzun süre askıya alınmıştır ve hiçbir zaman istenilen düzeyde gerçekleşmemiştir. Hatta Atatürk’ün ölümünden sonra dış Türklerle ilgili araştırma yapanlar ve Türk kültürünü ön planda tutan görüş bildirenler kafatasçı ve aşırı milliyetçilik suçlamalarıyla takibata uğramışlar, eziyet görmüşler ve cezalandırılmışlardır.
Yıllarca gözardı edilen Türk dünyası ile ilişkilerimiz SSCB’in yıkılıp bu ülke topraklarındaki özerk Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını ilan ettiği 1991 yılından itibaren yeniden gündeme gelmiştir. Komünizmin yıkılması ile ortaya çıkan yeni dünya düzeni içinde Türk dünyası ile ilişkiler temel devlet politikası olarak bütün yönleriyle yeniden düzenlenerek cumhuriyet hükümetlerinin asli görevleri arasında yer almıştır.
Türk dünyasında Türkçe konuşan ülkeler arasındaki ilişkileri en üst düzeyde geliştirmeyi amaçlayan çalışmalarının ilki Türkiyenin teşvik ve desteği ile 30-31 Ekim 1992 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Bu zirveye Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan Cumhurbaşkanı seviyesinde iştirak etmiştir. Altı Türk ülkesi arasındaki ilişkileri ve işbirliğini ele almak üzere büyük beklentilerle başlayan birinci zirve sonuçları itibariyle çok sınırlı kalmıştır. Ülkelerin Kültür bakanlıkları arasında bazı ortak girişimlerde bulunulması kararı dışında bu zirvede önemli bir ilerleme kaydedilmemiştir. Bu olumsuz sonuçta Türk devletlerinin henüz kuruluş aşamasında olması ve radikal rejim değişiklikleriyle meşgul olmalarının payı vardır.
Türkçe Konuşan Devletler Zirvesi; kendisini dağılan SSCB’nin mirasçısı durumunda gören Rusya Federasyonu’nun çabalarıyla oluşturulan ve büyük parçadan kopan devletleri birarada tutmak amacıyla oluşturulan Bağımsız Devletler Topluluğu’nun ilkeleriyle de ters düşüyordu. Bu yüzden Türk devletleri arasındaki işbirliği ve dayanışmanın istenen düzeyde gerçekleşememesinin temelinde BDT’nin fiili engellemelerinin yattığı söylenebilir.
Nitekim Bakü’de yapılması planlanan ikinci zirve, BDT zirvesinin özellikle aynı günlere alınması yüzünden İstanbul’da yapılmıştır. Bu zirvenin sonuç bildirgesinde liderler, “Türkçe Konuşan Devletler Zirvesi”nin başka bir ülke veya gruba karşı olmadığını” dile getirmek durumunda kalmışlardır.
Tamamına devlet başkanları düzeyinde katılımın gerçekleştiği ilk altı zirve yapıldığı başkentlerin adlarıyla anılmış ve toplantı sonuç bildirgeleri Türkçe ve Rusça olarak iki nüsha hazırlanan bildirilerle dünya kamuoyuna duyurulmuştur. Bu altı zirvede de Türkçe konuşan devletler arasındaki ilişkilerde kesin kararlar alınamamıştır. Sonuç bildirgelerinde karşılıklı ilişkilerin her alanda geliştirilmesine yönelik iyi niyet temennileri ile yetinilmiştir.
Bakü'de 2000 yılında düzenlenen Altıncı zirveye Özbekistan ve Türkmenistan devlet başkanları özellikle katılmamıştır. Bu ülkeler zirvede meclis başkanları tarafından temsil edilmiştir. 2001’deki 7 nci zirvede ise Özbekistan meclis başkanı düzeyinde katılmıştır.
2006’daki 8 inci zirveye Türkmenistan büyükelçi düzeyinde katılırken, Özbekistan ise hiç katılmamıştır. Bu zirve sonunda Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan ve Azerbaycan devlet başkanları, Özbekistan ve Türkmenistan katılmasa dahi zirve toplantılarına mutlaka devlet başkanları düzeyinde dörtlü olarak devam edeceklerini açıklamıştır. Bu kararı müteakip dört ülke TÜRKPA adı altında yeni bir oluşum içine de girmiştir. TÜRKPA, 21 Kasım 2008 tarihinde kurulan ve temeli Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesinin oluşturulmasına dayanan parlamentolar arası işbirliği antlaşmasıdır. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Anlaşmaya “İstanbul Anlaşması” da denilmektedir.
2009 yılında Nahcivan'da yapılan 9 uncu zirveye Özbekistan yine katılmamıştır. Türkmenistan ise meclis başkanı ile temsil edilmiştir. Nahcivan Zirvesinde alınan bir kararla “Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi” kurumsallaşarak “Türk Konseyi” haline dönüşmüştür.
“Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi”nin Onuncusu 15-16 Eylül 2010’da İstanbulda yapılmıştır. Bu zirveye Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgız Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarıyla Türkmenistan ise Devlet Başkanı seviyesinde iştirak etmiştir.
Her alanda giderek güçlenen Türk dünyası için çok önemli kararların alındığı bu son zirvede cumhurbaşkanlarının imzası ile atmış maddelik zirve sonuç bildirgesi yayınlanmıştır. Bu Sonuç Bildirgesi, Türkiyenin sanal gündem maddeleri arasında kaybolan Türk basınından gereken ilgiyi görmemiştir. Oysa bu zirvede alınan kararlar 21 nci asrın ilk çeyreğine Türklerin damgasını vuracağını gösteren önemli gelişmelere işaret etmektedir.
Bu bildirge ile Türk dünyasının birbirleri ile olan ilişkileri şimdiye kadar olduğu gibi sadece iyi niyet çerçevesinde sürdürülen ilişkiler olmaktan çıkmakta kurumsal bir yapıya kavuşmaktadır. Müşterek faaliyetleri yönetip yönlendirecek ve ortak kararları uygulamayı kolaylaştıracak bir teşkilat yapısı oluşturulmaktadır.
Sonuç olarak; 16 Eylül 2010’da İstanbulda imzalanan Onuncu Türkçe Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi Sonuç Bildirgesi ile Türk dünyasının küresel alanda oyun kurucu olacak yeni bir güç olarak ortaya çıkması için önemli adımlar atılmıştır.
Türk aydınlarının kişilere endeksli sanal gündemin dışına taşarak geleceğin dünyasına şekil verecek ve Türkleri dünyada birinci sınıflar ligine taşıyacak bu oluşuma gerekli ilgiyi göstermeleri gerekmektedir...
Aydınların sahip çıkmadığı oluşumların gelişme şanslarının bulunmadığı hususu unutulmamalıdır.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Not: Onuncu Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi Sonuç Bildirgesine http://www.mfa.gov.tr/bildiri.tr.mfa adresinden ulaşabilirsiniz


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Ekim 2010 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale