254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Lozan Barış Antlaşması cumhuriyetin kuruluş belgesidir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 26 Temmuz 2010 Pazartesi 

Lozan Antlaşması, Türk ulusuna karşı, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış, büyük bir cana kıymanın yıkılışını anlatan bir belgedir. Osmanlı devrine ait tarihe eşi geçmemiş bir politik zafer yapıtıdır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1933)

24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunun dünya devletleri tarafından resmen kabul edildiği tarihi belgedir. Ve bu belge geçen yüzyıl içinde imzalanan barış antlaşmaları içinde değişmeden günümüze kadar devam eden tek uluslararası yazılı uzlaşma belgesidir.

Lozan Antlaşması; Türk milletinin “Yedi düvele” karşı canı pahasına kazandığı muhteşem zaferin sonunda elde ettiği evrensel nitelikli hukuk belgesidir. Bu zafer işgâl altındaki diğer dünya devletleri için emsal teşkil etmiştir.

Lozan; Türk askerinin emsalsiz Kurtuluş Savaşı zaferini siyasi zaferle taçlandıran ve Sevr Antlaşmasını paçavraya çeviren muhteşem bir eserdir. Lozan Antlaşması'nın ardından işgal güçlerinin son birlikleri de Türk askerini selamlayarak Anadolu'yu terk etmiştir.

87 yıl önce düşman kuvvetlerini Anadoludan kovarak cumhuriyeti kurmaya hazırlanan muzaffer Türk ordusunun komuta kademesi 24 Temmuz 2010’da 56’sı general 102 mensubunun darbe iddiası ile tutuklanarak cezaevine gönderilmesinin şokunu yaşamaktadır.

Bugün devletimizin kuruluş belgesi olan Lozan Antlaşması medyada açıkça tartışılmaya başlanmıştır. Aydın olduklarını iddia eden bazı kişiler “Lozan’ın zafer değil aslında bir hezimet olduğunu” vurgulamakta sakınca görmemektedir. Düşünen beyinler bunların kafalarının ardında yatan düşüncenin (dışarıdan aldıkları talimata uygun olarak) Sevr Antlaşmasının bölünmemizi öngören maddelerini geri getirmek olduğunu rahatça anlayabilmektedir.

Bugün dış mihraklar ve ülkemizdeki uzantıları tarafından Lozan Antlaşması’nın temelini teşkil eden “Tam bağımsız üniter bir Türk devleti” yapısı bozulmaya çalışılmakta ve “Kürt açılımı” adı altında federal bir sisteme geçiş aşamasına gelindiği açıkça dile getirilmektedir. Tarih bilincinden tamamen yoksun bırakılarak gerçek Türk tarihi hakkında yeterince bilgilendirilmemiş Türk halkı ise gelişmeleri şaşkınlıkla seyretmektedir. Türk milleti, kontrol altına alınmış yandaş medyanın kendisine sunduğu yalan-yanlış bilgiler yüzünden adeta bir akıl tutulması ile karşı karşıya bulunmaktadır.

AB ve ABD örnekleri dikkate alınarak bugün gündeme getirilen federal devlet sistemine sıcak bakanların ve “orada oluyorsa neden bizde de olmasın” diyenlerin sayısında artış gözlenmektedir. Küçücük Belçika’da birbiri ile içiçe yaşayan iki devletin varlığı örnek gösterilerek, benzeri uygulamaların Anadoluda da yapılmasının hiç bir mahsur teşkil etmeyeceği bilimsel verilerle açıklanmaya çalışılmakta ve bütün bunlar “demokratik hak ve özgürlükler yolunda atılan başarılı adımlar” olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

Tarihi gerçekler gösteriyor ki, Anadolu Türk beyliklerinin bir araya getirilmesi ve Osmanlı egemenliği altında Anadoluda Türk birliğinin sağlanması mücadelesi tam üçyüzyıl sürmüştür. Türkiye’nin yeniden bölünmeye asla tahammülü yoktur. Anadolu topraklarında üniter yapı içinde merkezi hükümet tarafından yönetilmek bu coğrafyanın zorunlu kıldığı bir gerçektir. Bölge üzerindeki emperyalist küresel güçlerin çıkarlarına karşı ancak böyle güçlü bir devlet yapısı içinde karşı konulabilir. İşte bu yüzden Anayasa ile devletimizin yapısı üniter olarak tesis edilmiştir. Bugün dış güçler el birliği ile Anadolunun üniter yapısını dağıtmaya çalışırken, bizim millet olarak temel hedefimiz bu büyük üniter gücü her ne pahasına olursa olsun muhafaza etmek olmalıdır.

Türk milleti, verdiği muhteşem milli mücadeleyi müteakip 24 Temmuz 1923 Günü İsviçre’nin Lozan kentinde Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan sömürge güçleriyle yaptığı Lozan Antlaşmasını çok iyi anlamak ve sahiplenmek zorundadır..

Küresel güçler, 4 Haziran 2003’de TBMM’de kabul edilen İkiz Yasalar’a rağmen Türkiye’nin bölünme ve parçalanmasının önündeki en büyük hukuki engel olan Lozan Antlaşmasını geçersiz kılmak var güçleri ile saldırmaktadır. Küresel hegomanya giderek genişlemekte ve özellikle içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasına yönelik saldırıları her geçen güç artmaktadır. Atatürkten sonra teslimiyetçi ve küresel güçlerin çizdiği esasları olduğu gibi uygulamaktan başka bir varlık gösteremeyen ülkemizin süratle milli dış politikalara ihtiyacı vardır. Yani dış politika anlayışımızda köklü düzenlemelere ihtiyaç vardır.

İşte burada Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün dış politika ile ilgili görüş ve uygulamalarına ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Ben, Gazi’nin dış politika plan ve proğramları ile çok başarılı olduğu dış politika temel uygulama esaslarının bugün bize yol gösterecek iyi bir rehber olduğuna inanıyorum.

Dış politikada başarılı olmak için içeride güçlü olmak gerekir. Milli güç unsurlarının birbiriyle işbirliği içinde çalışmasını sağlayacak siyasi güç unsurumuz zayıf olduğu sürece dış politikada başarılı sonuçlar beklenemez. Yani iç siyaset başarılı değilse, dış siyasetten başarı beklenemez.

Dünyanın merkezindeki coğrafi konumu ile Türkiye çok yönlü dış politikalar izleyebilecek bir özelliğe sahiptir. Türkiye’nin gerek jeopolitik konumu ve gerekse sahip olduğu milli güç potansiyeli bu coğrafyada kendisine dış politika açısından önemli seçenekler sunmaktadır. Çünkü Türkiye; Asya, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Balkan, Kafkasya, Ortadoğu, NATO ve bir İslam ükesidir. Ayrıca Türk Cumhuriyetleri arasında yer alan bir Türk Ülkesidir.

Özetlersek Türkiye; bu çok yönlü, çok taraflı seçenekleri dolayısıyla bölgesinde güç dengelerini sağlayabilecek bir “Stratejik Bölge” ve dünya hakimiyeti için rol üstlenebilecek “Dünya ülkesi” olmaya aday bir ülkedir.

Türkiye’yi yönetenler bu büyük gücün farkında olmak ve dünyanın yeniden yapılandırılmasında Türkiyenin ağırlığını her platformda hissettirmek zorundadırlar.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
26 Temmuz 2010 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale