23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Güvenlik Stratejilerimiz (Tarık Çelenk)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 6 Eylül 2000 Çarşamba 

İyi İnsan Sitesi "Yorumlarınız" Bölümüne gönderilen fikir ve düşünceleri siteyi ziyaret eden bütün iyi insanların istifadesine sunmak için "Anasayfa" Bölümüne aktarıyorum. Değerli Stratejist Tarık ÇELENK Bey; Türkiyenin konumundan kaynaklanan önemini vurguluyor ve bu öneme ilişkin olarak uyugulayabileceği stratejilere örnek bir yaklaşım getiriyor. Gönül arzu ederki yöneticilerimiz bu düşüncedeki geniş ve büyük ufku anlayabilsinler ve uygulama alanına geçirebilsinler. Ülkemiz ve milletimizin yücelmesini düşünen yetişmiş beyinler olarak bize düşen uyarı görevini bıkmadan sürdüreceğiz. Tarık ÇELENK Beyi kutluyorum. Bu vesile ile düşünen beyinlerimize, düşüncelerini bizlerle paylaşmaları için "ATATÜRK TÜRKİYESİ" sütunlarının kendilerine daima açık olduğunu belirtmek istiyorum. (T.T.K.)

GÖNDERİCİ: Tarık ÇELENK (4 EYLÜL 2000)

TÜRKİYE'NİN 21 NCİ YÜZYILA GİRERKEN KONUMU ve GÜVENLİK STRATEJİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Hz.İsa’dan sonra 1600 yıl boyunca dünyada güç mücadelesini belirleyen birkaç unsuru görmekteyiz. Bunları Sosyal alanda Kentli veya Göçebe, iyi bir hukuk reorganizasyonu desteği ardından askeri ve yönetimsel üstünlük olarak sıralayabiliriz. Hz.İsanın doğumu sıralarında Şehirli Romanın ( preotaryan ) Hukuk üstünlüğünün ön plana çıktığı Dünya hakimiyetinin ardından . Cengiz Han yasalarının bütünlüğü ile bezenmiş Moğol-Türk Aşiretlerinin Asabiyelerinin motivasyonu ile bütünleşmiş , ama kısa süren bir üstünlük, sonrada ise Osmanlının Hanefi fıkhının kurumsallaştırdığı yönetimsel bir uzun süreli emperyal üstünlüğü.

15nci yüzyılla birlikte dünyada güç parametrelerini Sosyal - Yönetimsel alanlar değil Kartezyen bilimsel felsefenin ürettiği Düşünce ve Yöntemleri devrimleri belirlemiştir.

Bu manada çıkan Francis Bacon , Decartes gibi düşünürlerin Dini bir eğitimden gelmeleri ancak Kiliseye başkaldırmakla birlikte hayatlarını Dindar bir insan olarak sürdürmeleri dikkat çekicidir.

Batı Dünyasında 14ncü Yüzyılda tohumları atılmaya başlanan bu analitik düşünce devrimi; matematik modellemenin, fiziğe transferini ve buna bağlı mekanik uygulamaları somutlaştırmıştır. Bu aynı zamanda Sosyolojik süreçle desteklenen kurumsal bir zihinsel üstünlük yanında, sanayinin oluşmasını, Ticaret ve askeri sahalarda Doğu dünyasına karşı tartışmasız bir Hakimiyet sonucunu da doğurmuştur.

Şarki Romanın mirasçısı konumundaki Osmanlı imparatorluğu ise bir savunma psikolojisi içinde askeri, hukuki ve idari reformlarla bu sürece direnebilmeye çalışmıştır. 1nci Dünya savaşı metamorfozundan Anadolu yarımadasında ise bu büyük miras T.Cumhuriyeti ile tutunabilmiştir. Bu mirastan direkt kalan hayati ve refleksif kavram ise Güvenlik kavramıdır.

Bu tarihsel dönemeçte Mustafa Kemalin bulunduğu konum ,kendinden önceki Genç Osmandan ,III.Selim v.s olmak üzere tüm reformculardan farklıdır. Mustafa Kemal Atatürk; bir Medeniyet yorulmasının var olduğunu ve zihniyet dönüşümü gerekliliğinin tesbitini yaparak Bir tarım toplumu görüntüsündeki Ülkemize neşteri atma iradesini ve kararlılığını gösterebilmiştir.

İkinci Abdülhamit döneminde Yıldız Teşkilatı yapılanması ile filizlenen bu süreç Devlet yapılanmamızın can damarını oluşturmuştur. Balkan- Kafkas ve Ortadoğu jeopolitiğinin merkezindeki Türkiye bulunduğu risklerin yüksek olduğuna inanmaktadır. Cumhuriyetimizi kuranlar aldıkları acı dersler doğrultusunda Milli Güvenlik Esaslarını oluşturmuşlardır. Yapılan devrimler aslında bir bakıma dış dünyaya da ayrı bir mesaj niteliği de taşımaktaydı.

Cumhuriyetimizi kuranların Ulus- Devletten başka şansları yoktu. Misak-ı Milli kavramı; T.C 'nin birliği ve bütünlüğü ile bir tutuluyordu. Artık Fetih maceralarına da halimiz kalmamıştı. İç ve dış tehditin değişmeyecek parametreleri belli olmuştu; Şeriat ve Kürtçülük...Bunlara Dünyadaki değişen dengelere bağlı olarak Komünizm ve Aşırı Milliyetçilik eşlik etmekteydi.

II.nci Dünya Savaşı sonunda Demokrasiye geçmek zorundaydık. Çünkü tepemizde Rus ayısı duruyordu... Arkasından Nato , Kore Harbi v.s..Soğuk savaş dönemleri, ihtilaller, NATO güvenlik şemsiyesine uygun iç teşkilatlanmalar , Sovyetlerin çöküşüne bağlı değişmeler, Ortadoğuda İsrailin ön plana çıkartılması ile başlıyan gelişmeler Milli Güvenlik kavramında iç ve dış tehdit önceliklerini belirleyen faktörlerdi.

Devlet tüm statik yapısına rağmen istikrarlı bir kararlılıkla bu esaslar doğrultusunda içte ve dışta ki tüm gelişmeleri kontrol etmekte ve gözlemlemektedir. Bu noktada Milli Güvenlik Kurulu bir üst yapı kurumu olarak ön plana çıkmaktadır..

Dünyamızda artık Askeri gücün öneminden bir şey kaybetmemekle birlikte, Güvenlik kavramını etkileyen stratejinin asli boyutu olmaktan çıktığını söyleyebiliriz

Yeni bir yüzyıla girdiğimiz şu günlerde; dünya küçülmekte , kurulan küresel ağlar sayesinde milletler arasındaki yarış, güçlü ve bilgiyi elinde bulunduran ve kullanabilenlerin lehine üstün olanları belirlemektedir.

Buradaki net parametreler artık belli olmuştur diyebiliriz . Bilişim, Genetik ve Robotik. Bu kapsamda Türkiye Bölgesel ve Küresel manada 21nci yüzyıla özgü ne tür sorunlarla başa çıkmak zorunda olacak acaba?...

Küresel istikrarın sağlanmasında en önemli hususun; Pazarın açık ve işler, hammadde ve Enerji kaynaklarının ulaşılabilir ve güvenlik içinde olması ön şart olarak değerlendirilmektedir

Yakın çevremizde teknolojinin baş rol oynadığı pastadan ekonomik pay alma farkları; uluslar - kabileler arası etnik, köktendinci çatışmalar şeklinde kendini ifade etmesi; gelişmişlik çizgisinde sıçrama yapamayan bir Türkiye'nin köktendinci ve etnik tehdit riskine karşı korunabileceğinin söylemenin olanaksız olduğunu adeta hatırlatmaktadır.

Türkiye bu bağlamda uluslar arası çatışma ihtimallerinin azalma ihtimalinden, salt savunma harcamalarını arttırarak, Gelişen toplumun beklentilerine karşılık veremeden ( Toplumun beklentilerini karşılayamama, moral kaybı, varolma taleplerinin bastırılması neticesinde ayrılıkçı ve sistem karşıtı akımların güçlenmesi ve entegrasyonu gibi..), istikrar bulmamış siyasi ve yetersiz idari yapısıyla nasıl yararlanabilecektir.

Öte yandan bu gün dünden farklı olarak gerek bulunduğu jeo-stratejik konumu gerekse Tarihinin de getirdiği konjöktürel birikimlerin oluşturduğu jeopolitik zorunluluğun sonuçları doğrultusunda Türkiye kendine biçilen rolü oynamaya zorlanmaktadır...

Türkiyeye biçilen rol ; bulunduğu konum itibariyle Global siklon merkezleriinin çekim alanında kendi menfaatlerini ne derece değerlendirebileceği, kendi iç ve dış dinamiklerini sağ duyuyla okuyup, önümüzdeki dönem seçmek zorunda olduğu yapısal reformların niteliği ile ilgilidir.

Ancak artık bu gün Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları yaşasaydı şu soru onlara sorulsa ne cevap alınabilirdi?

Bölgesel bir güç haline gelen Türkiye küresel entegrasyonlar karşısında hakettiği payı alabilmesi için Milli Güvenlik Stratejisini nasıl geliştirmelidir?

Yukarıdaki sorunun cevabının Inci Dünya savaşı sonrası Jeopolitiğine göre farklı olacağını söyleyebiliriz.. (Yazan: Tarık Çelenk)


Dr. Tahir Tamer Kumkale
6 Eylül 2000 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale