20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Mavi Marmara gemisine İsrail saldırısı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 5 Haziran 2010 Cumartesi 

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1920)

Baykal’ın kaset olayını müteakip istifasını müteakip gündeme oturan CHPdeki gelişmeler yerini İsrail’lin Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yaptığı silahlı saldırı olayının gölgesinde kaldı. Kamuoyu şimdi bu saldırı sonrası gelişmeler ile yatıp kalkıyor.

Tam altmış yıldır içinde bulunduğu topraklarda varolma mücadelesi veren ve devamlı savaş hali yaşayan İsrail’in ülkesini savunma refleksi ile yaptığı sınırsız şiddet uygulamaları O’na tipik bir devlet terörü uygulayan bir ülke görünümü vermektedir.

Hangi sebeple olursa olsun İsrail askerlerinin korumasız sivillere vahşice saldırmasının gizlenip örtülecek ve makûl gösterilebilecek bir yanı yoktur. Dünyanın gözü önünde gerçekleştirilen bu tip saldırıları meşru hukuk zemini içinde göstermek de asla mümkün değildir.
İnsanlık ne kadar karşı çıkarsa çıksın İsrail’in Mavi Marmara saldırısı ne ilktir ve ne de sonuncu olacaktır. Çünkü, ABD başta olmak üzere özellikle AB ülkelerinin İsrail’in geçmişteki benzer kanunsuzluklarına geçmiş yıllarda göz yummaları sonucunda İsrail yönetimi kendinde böyle kanunsuzluklar yapma gücü bulmaktadır.

İsrail, BM tarafından kendisine verilen topraklarının güvenliğini sağladığı ve tamamen meşru müdafaa durumunda oldukları savı ile kurulduğu günden itibaren her türlü hukuksuzluğu sürdürmeyi kendisine verilen bir hak görmüştür. Bunun sonucu olarak topraklarına el koyduğu Filistin halkına terörist muamelesi yaparak devamlı zulmetmiştir. Filistin halkını kendi evlerinde esir durumuna düşürmüştür.
İsrail, devamlı saldıran ve zulüm yapan taraf olmasına rağmen her defasında dünyadaki Yahudi lobisinin maddi ve manevi desteğini de alarak dünya kamuoyuna sanki kendisi masum, Filistinlileri suçlu imiş gibi kabul ettirmeyi başarmıştır.

Bütün dünyada son dakika haberi olarak verilen Mavi Marmara’ya saldırı görüntülerine bakarak bu defa İsrail’e dünya kamuoyundan gerekli sert uyarıların geleceği ve O’nun saldırgan tutum ve davranışlarının frenlenebileceğini gönlümüz arzu etmektedir. Ama, geçmişte yaşanmış çok acı tecrübelere dayanarak Mavi Marmara gemisine yapılan kanlı saldırı olayının ilk heyecanı geçtikten sonra bu defa da İsrail’in kazançlı taraf olacağını söyleyebiliriz.

Bu insanlık dışı olayı bütün dünyanın ve uluslararası kuruluşların ayıplamasının ve kınamasının İsrail’e yaptırım açısından hiç bir önemi yoktur. Çünkü ABD, her zaman olduğu gibi bu defa da İsrail’in arkasında olduğunu açıklamıştır. Sadece ABD’nin verdiği bu destek İsrail için yeterlidir. Dolayısı ile İsrail dünyanın gözü önünde ceryan eden ve BM tarafından alınan onlarca aleyhte karara rağmen bugüne kadar sürdürdüğü hukuksuzluklara kaldığı yerden ara vermeden devam edecektir.

Türkiye’nin Gazze’ye yardım gemisine saldırı olayı karşısında verdiği en üst düzeydeki tepkiler ile sokakları dolduran Filistin bayraklı kalabalıkların bu vahşi saldırıyı lanetleyen gösterilerinin zamanlaması ve ceryan tarzı çok dikkat çekicidir. Bilindiği gibi Mavi Marmara saldırısından bir kaç saat önce İskenderunda bir deniz üssüne karşı gerçekleştirilen PKK saldırısında 7 askerimiz şehit edilmiş altı askerimiz yaralanmıştır. Bu saldırı ile son bir ay içinde kendi topraklarımız içinde askeri birliklerimize yapılan PKK saldırılarında ölen askerlerimizin sayısı kırka ulaşmıştır.

Ama biz Gazze ve Filistinliler için bugün sokaklarda gösteri yapan grupların hiç birinin daha önce PKK saldırılarını protesto eylemleri yaptığına şahit olmadık. Yine Irak’ta ABD saldırısı ile ölen 1.5 milyon masum insan ile Doğu Türkistan’da Çin askerleri tarafından katledilen Uygur Türkleri için bugün sokakları Arap bayrakları ile dolduran kalabalıkları da görmedik. Peki, Filistinli Araplar için sokağa dökülenler kimdir? Ve bu Arap hayranlığı nedendir ve nasıl bu duruma gelinmiştir.? Bunların sosyolojik açıdan sorgulanarak kafası karışmış Türk kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini değerlendiriyorum.

Peki ne yapalım? Filistin sorunu ile ilgilenmeyelim mi?

Hayır, tam aksine ilgilenelim. Çünkü, Ortadoğu - Balkanlar - Kafkaslar gibi sorunlar yumağı bir bölgede yer alan Türkiye; bölgede barış, huzur, güvenlik ile ülkelerarası koordinasyon ve uzlaşıyı temin edecek tek devlettir. Türkiye, bu işlevi en iyi şekilde yerine getirecek tarihi tecrübeye ve milli güç unsurlarına sahiptir.

Ben, yeterli potansiyelimiz yanında bölge halkları üzerinde yeterli etkimizin var olduğuna da inanıyorum. Yeterki milli menfaatlerimizin temininde kendi tespit ettiğimiz milli hedeflerimizi her şart altında elde edebileceğimize inanmış ve sınırların dışını milli bir gözlükle görebilecek kadar öngörüye sahip yöneticilere sahip olalım.

Ortadoğu'daki bütün olayların çözüm yeri ANKARA'dır. Ankara; bölgedeki güç dengeleri ile tutarlı ve tarafsız bir politika uygulayarak barışı sağlayabilecek, uzlaşmayı gerçekleştirecek tek güçtür. Bu bölgedeki istikrar ve huzur ortamı en çok Türkiye'nin menfaatinedir. Ankara; kendisinden beklenen bölgesel güç özelliğini kullanarak bölge politikalarını kendisi yönlendirmek zorundadır.

Ortadoğu bölgesinde devam eden sıcak çatışmalar bölgede en fazla Türkiye'yi etkilemektedir. Türkiye'nin hem kendi içinde ve hemde çevresinde istikrar ve huzura ihtiyacı vardır. Bunun sağlanmasına katkıda bulunmak üzere hiç yerden fikir ve icazet alınmasına ve küresel güçlerin çizdiği politikalar içinde yer bulmaya çalışmasına gerek yoktur. Yeterli devlet tecrübemiz ile birlikte bizim tespit edeceğimiz milli hedeflerimizi elde edilebilecek potansiyel gücümüz vardır. Yeter ki kendimize güvenelim ve gücümüze inanalım.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
5 Haziran 2010 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale