254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






11 Eylül 2001 ikiz kulelere terör saldırısını unutmayalım
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 11 Eylül 2009 Cuma 

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk, Nutuk - 1927)

Bugün 11 Eylül 2009. 11 Eylül 2001’de ABD’deki İkiz Kuleler ve Pentagon’a uçaklarla yapılan terör saldırısının üzerinden sekiz yıl geçti.

Oluş şekli ve verdiği sonuçlar itibarıyla dünyanın en büyük terör olayı olarak değerlendirilen bu saldırının gerçek nedenleri henüz anlaşılamadığı gibi, uluslararası terörizmin önlenebilmesi için somut adımlar atılması imkanı da yaratılamadı...

Aksine, 11 Eylül’den sonra dünya eskisinden çok daha fazla terör olaylarıyla karşı karşıya kaldı. Teröre kurban verilen masum insanların sayısı azalacağı yerde artmaya devam etti. Daha önce genellikle bölgesel olaran nitelendirilen terör olayları dünyanın her köşesine sıçradı. Kuralsız şiddeti uygulayan asimetrik savaşa çare bulmak terör hedefi olan ülkeler için giderek zorlaştı ve imkansızlaştı.

Halbuki, 11 Eylül 2001 terörizmle mücadelede bir milât olmalıydı. Bu tarihten itibaren dünya el ele verip bu insanlık ayıbı vahşi terör belasından kurtulmalı idi. Beklenenin tam tersi oldu. Bugün geldiğimiz noktada geleceğe çok daha karamsar bakıyoruz. Çünkü geçen sekiz yılda terör yangınını söndürecek su bulunamadı. Ama daima yanan terör ateşinin üzerine benzin sıkılmaya devam edildi.

Terörü dünyada yaygınlaştırmanın başlangıç günü olarak görülen ve masum binlerce insanı katleden 11 Eylül toplu terörist katliamı insanlık tarihinin en acı ve vahşet dolu kara bir günü olarak daima hatırlanacaktır. 11 Eylül 2001 sadece ABD’nin değil, bütün insanlık için yeni bir devrin ve dünyaya açılan karanlık pencerenin başlangıcıdır.

Gerçek bir insanlık suçu olan uluslararası terörizm, İkinci Dünya Harbi'ni takip eden soğuk savaş dönemi'nin etkili bir silahı olarak kabul edilmiştir. Devletler bu silahı millî çıkarlarının elde edilmesinde acımasızca kullanmışlardır. Görünüşte bütün resmi devlet ağızlarından terörizm kınanmıştır. Sahte sözcüklerle ve yarım ağızlarla verilen birlikte mücadele vaatleri ile konu geçiştirilmiştir. Fakat terör ateşi daima olmuş ve bu ateş sadece düştüğü yeri yakmıştır. Devlet destekli terör olayları geçen asra damgasını vurmuştur. Ve günümüzde de her zaman en etkili silah olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Türkiye, 11 Eylülden öncede terör ortamı içindeydi. Son kırk yıl içinde uluslararası terörizmin bütün şiddetiyle kullanıldığı bir savaş alanına döndürülen ülkemizde on binlerce masum insanımız teröre kurban verilmiştir. Nice yuvalar yıkılmış, nice masum ocaklar sönmüştür. Ekonomimiz altından kalkılamayacak boyutlarda bozulmuş, halkımızın refah ve mutluğuna kullanılacak sınırlı ölçüdeki milli gelirimiz de terörle mücadele için ayrılmıştır.

Türkiye’ye karşı asimetrik savaş uygulayan devletler ile denetimleri altındaki küresel kuruluşlar teröristleri açıkça desteklemekten çekinmemişlerdir. Ve her terörist eylem sonrası teröristlerden değil, devletimizin yetkili organlarından hesap sormuşlardır. Hatta kanuni yetkilerini kullanan güvenlik kuvvetlerimize çatarak, "gerilla ve özgürlük savaşçısı” olarak nitelendirdikleri teröristleri “neden hapsediyorsunuz, cezalandırıyorsunuz" diye mevcut yönetimlere karşı açıkça diklenmişler, ve parayla satın aldığımız silahları dahi kullanmamızı engellemeye çalışmışlardır.

Bu mihrakların yönlendirdiği gazeteciler, parlamenterler, bürokratlar, sözde sivil toplum teşkilatlarının yöneticileri, terör saldırılarında ölen binlerce masum insanın acılı ailelerini değil, onları öldüren hapisteki terörist katilleri ziyaret ederek desteklemekten çekinmemişlerdir.

Bugün “Kürt Açılımı” kampanyası ile af beklentisi içine giren hapisteki eski PPK lideri teröristbaşı Abdullah Öcalan'ı Türk adaletinin elinden kaçırmak için kapısında girmek için bekletildiğimiz Avrupa ülkelerinin üst düzey devlet görevlilerinin birbirleri ile yarıştığını bütün dünya görmüştür. Bugünde ayni destek devam etmektedir.

Bosna’da, Kosova'da, Filistin' de, Çeçenistan'da, Afganistan' da ve son olarak Irak’ta sürdürülen terörist faaliyetlere daima destek olunmuştur. Kendi kontrollarındaki terör olaylarına "devletlerin iç meselesidir" denilerek gözler kapatılmış, on binlerce masum insanın katledilmesine göz yumulmuş ve adeta buna zemin hazırlanmıştır.

"Rüzgar eken,Fırtına biçer" şeklinde olaylara uyan bir atasözümüz vardır. Dün rüzgar ekenler, bugün fırtına biçmeye devam etmektedirler. Dünya güç dengesini ellerinde tutan devletlerin teröre karşı son derece vurdumduymaz tutum ve davranışları da sürmektedir.

11 Eylülde ABD 'ne yapılan korkunç saldırının oluş şekli ve neticeleri ile bu olay, terörist saldırıdan çok adı konulmamış bir savaştır. Meydana geliş boyutları ve sonuçları ile terörizmin çok ötesindedir. Savaşlar iki hasım ülke veya ülkeler grubu arasında olur. Burada taraflardan birinin ABD olduğu açıkça bellidir. Öte tarafta kimlerin olduğu hususu şu ana kadar binlerce kitap ve makale yazılmasına rağmen net olarak bilinmemektedir. Bu sorunun cevabını ancak ABD verebilirdi. Ancak o da konuyu Usame Bin Laden ismi ve El Kaide örgütüne bağlamış, gerek kendi ve gerekse dünya kamuoyunu tatmin edebilecek yeterlilikte resmi bir açıklama bugüne kadar yapılmamıştır.

Diğer taraftan gerek ABD anavatanında ve gerekse AB içinde pek çok araştırma merkezi ve akademisyen bu saldırıyı, “ABD’nin Ortadoğu petrolleri üzerindeki hakimiyetini devam ettirmesine bahane bulmak” amacıyla tamamen kendisinin planlayıp icra ettiğini iddia etmektedirler. Bu iddiaları ileri sürenlerin çok ciddi delillerle savlarını takviye ettikleri de bir gerçektir.

Şurası unutulmamalıdır ki bu saldırıyı yapanlar başarıya ulaşmışlardır. ABD yönetimi ve halkı ile bu saldırıdan çok büyük maddi ve manevi yara almıştır. ABD'nin gururu kırılmıştır. ABD’nin dünyadaki en güvenli ülke olma imajı sarsılmıştır.
Saldırıyı teknik olarak tanımlamak ve anlam verebilmek de çok zordur. Bilindiği gibi bir kaç kişinin bulunduğu bir askeri karakola yapılacak bir saldırı için aylarla ifade edilen bir ön izleme, gözetleme, planlama, eğitim ve prova safhası gerekmektedir. Dünyaya güvenlik teknolojileri satan ve eğitim veren ABD gibi bir dünya devinin bu kadar kolay yıkıcı saldırılara hedef olabilmesinin mantıki bir cevabını bulmak mümkün değildir.

Böyle bir saldırıyı İran, Afganistan, Libya, Irak gibi İslâm ülkeleri ve bir takım İslami terör örgütlerine yüklemek yanlıştır. Hele Usame Ben Laden gibi her yerde aranan ve daima kısıtlı hareket etmek zorunda bulunan kişilere yüklemek çok daha yanlıştır. Çünkü bu kişiler ve örgütlerin aklı, fikri, gücü ve parası bu çapta bir saldırının icrasına yetmez. Bu saldırının oluş şekli, plânlamanın her safhasında ABD içinden çok önemli teknik yardım alındığını göstermektedir. Aksi halde gerçekleşmesi mümkün görülmemektedir.

Saldırı sonrasında başkan Bush televizyon konuşmasında; " Faillerin mutlaka bulunacağını, ABD'nin saldırıyı yapanları ve destekleyenleri şiddetle cezalandırarak gücünü dünyaya göstereceğini " vurgulamıştır. Yani bir büyük yanlışı başlatmış ve yangının üzerine su değil, benzin dökmeye başlamıştır. ABD, üstün silah ve teknoloji gücünü önce Afganistan’da göstermiştir. Sekiz yıldır Afgan dağlarında güya Ben Laden aranmaktadır. ABD, ikinci adım olarak Irak ve Saddam Hüseyin üzerine yönelmiştir. Irak yakılıp yıkılmış, kendileri tarafından yaratılan Saddam ve ailesi ortadan kaldırılmış, ABD Ortadoğu petrol musluğunun başına geçmiş, Doğu-Batı enerji koridorunu kontrolu altına almıştır.

ABD, bugünkü görünümü ile bu saldırıdan kazançlı çıkmıştır. Kaybeden dünya insanlığı olmuştur. 11 Eylülde 2001’de ikiz kulelerde artan terör ateşi dünyanın dört bir yanına yaymışlardır. Gönlüm arzu ederdi ki; 11 Eylül saldırıları uluslararası terörizm alanında yapılmış en son saldırı olarak kalmalı ve devletler arasında dünyanın herhangi bir yerindeki terör eylemlerine karşı koordinasyonun sağlanması için yeni teşkilatlar oluşturulmalıydı.

Ama olmadı. Olması istenmedi. Sonunda insanlık terör belası ile yaşamaya mahkûm edildi.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Eylül 2009 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale