24 Nisan 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İspanya'daki BASK bölgesinin bağımsızlık örgütü ve PKK
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 29 Ağustos 2009 Cumartesi 

Ordu istemeyen ve ordunun yüklediği maddi, manevi fedakârlığı göze aldırmayan bir millet esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçirir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1930)

Türkiyenin gündemini kaplayan Kürt açılımı ile birlikte PKK ile birlikte ETA ismini sıkça duymaya başladık. Türkiye topraklarında bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak için çalışan PKK ile İspanya topraklarında bağımsız bir Bask devleti kurmak için çalışan ETA’nın tek ortak vasıfları ikisinin de birer silahlı terör örgütü olmalarıdır. Her ikisi de merkezi hükümetle asimetrik bir savaş yaparak isteklerini kabul ettirmek istemişlerdir. Bunun dışında başka hiç bir benzerlikleri bulunmamaktadır.

Peki nedir bu ETA? (Euskadı Ta Askatasuna) Bask Ayrımcı Harekatı; İspanya'nın Bask Bölgesinin bağımsızlığı için, mücadele ettiklerini iddia eden bir terör örgütüdür. 1959 yılında Franco diktatörlüğüne karşı kurulan örgüt, zaman içinde kültürel hakların savunuculuğu yürütürken silahlı eylem biçimine yönelmiştir.

1979'da hükümet tarafından Bask Bölgesinde yaşayan yaklaşık iki milyon kişiye önemli ölçüde özerklik tanınmasına rağmen tam bağımsızlık için silahlı mücadeleye devam etmişlerdir. Batasuna ismiyle bilinen ve şu an yasaklanmış durumda olan parti de örgütün siyasi kanadını oluşturmaktadır.

ETA’nın Madrid Üniversitesi'nde, hepsi sol fikirli öğrencilerden oluşan gerilla üniteleri mevcuttur. Her ünite ortalama 200'er öğrenciden oluşmuştur. Vur-kaç taktiği uygulayıp polislerle çatışmalara giren bu terörist grubun amacı; Franko rejimini devirip yerine Marksist-Leninist doğrultuda solcu bir rejimi kurmak, Bask bölgesini İspanya'dan ayırıp, bağımsız bir devlet teşkil etmek ve doğrudan Avrupa Federasyonu'na entegre edilmektir.

Uğrunda mücadele edilen Bask Bölgesi sorunu ve Bask Milliyetçiliği nedir? Bask milliyetçiliğinin kökleri çok eskilere dayanmaktadır. Bask bölgesi halkı, Romalılardan beri kendi dilleriyle, Katolik köylü kültürleriyle, anavatanlarında eşitlikçi bir yapı içersinde yaşamışlar, ayrı bir siyasal varlık olarak 19.Yüzyılın ikinci yarısına kadar kendi parlamentoları, mahkemeleri, askeri güçleriyle, idari, mali, yasal yapılarıyla özerkliklerini muhafaza etmişlerdir. 19.Yüzyılda başlayan sanayileşme ve merkeziyetçiliğin hakim olmasıyla Bask bölgesinde kırsal alanla kentlerin çıkarlarının çatıştığı Karlist savaşları başlamış ve sonuçta Madrid yönetimince bölgesel yönetim sona erdirilmiştir. Kamuda Euskera'nın (Bask dili) kullanılması yasaklanmıştır. Merkezi yönetimin artan baskıları sonucu Bask milliyetçiliği ortaya çıkmıştır.

Bask milliyetçiliği şiddet şeklinde başlamamıştır. 1895'te kurulan ilk siyasi örgüt Partido Nacional Vasco (PNV)'nun amacı, Bask halkını tek bayrak altında toplamaktı. İspanya'da kanlı bir iç savaşın ardından 1936'dan itibaren General Franco iktidarı ile Bask kimliği inkar edildi. Franco yönetiminin amacı Bask milliyetçiliğini büyümeden bastırmaktı. Basklıların tarihsel haklarını, özerk statülerini ve özerk kurumlarını kaldırdı, dilini yasakladı. Franco yönetimi Bask bölgesi üzerindeki baskılarını arttırdığı oranda Basklılar arasında milliyetçi - ayrılıkçı istekler de arttı.

1959'a geldiğimizde, PNV' den ayrılan bir grup üniversiteli genç “Euskadi ta Azkatasuno” (ETA)'yı kurdu. ETA 1968'e kadar ölümcül eylemler gerçekleştirmedi. Bu tarihten sonra ETA saldırılarına hedef olarak genellikle yüksek düzeyde görev yapan asker ve sivil bürokratları seçti. Franco'nun ölümünün ardından başa geçen Juan Carlos Bask sorununu demokratik yöntemlerle çözmek istiyordu. Demokratik adımı atarak 1978' de toplumun tümünün katıldığı bir anayasa yaptı. İspanya'yı otonom bölgelerden oluşan bir devlet haline getirdi. Fakat bu ETA'nın etnik kimlik ve güven sorununu çözmeye yetmedi. Ve ETA eylemlerini durdurmadı, artırdı.

ETA'nın şiddet olayları karşısında hükümet, olağanüstü hal ilan etmiş ve askeri mahkemelerde, yakaladığı teröristleri ağır cezalara mahkum etmiştir. ETA örgütünün hedefleri arasında polis, güvenlik görevlileri, yüksek dereceli adalet görevlileri vardır. 1986’da Fransa’nın ETA üyelerini sınırdışı etmesi üzerine eylemler İspanya'da bulunan Fransızlara da yönelmiştir.

ETA örgütü, Kuzey İrlanda' da terör faaliyetini sürdüren IRA'nın en çok ilişkide olduğu sol örgütlerden biridir. Aralarında işbirliği olan iki örgüt 1972'de Fransa'da, Breton Kurtuluş Cephesinin katılımıyla siyasi bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma bölgesel hareketli üç örgütün ortak politik görüşlerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. ETA'nın bölünerek ılımlılar, politik kanat ve askeri kanat olarak üçe ayrılmasından sonra, geçici Sinn Fein (IRA'nın siyasi kanadı) ETA'nın politik kanadı ile, geçici IRA (Askeri Kanat) ise ETA'nın askeri kanadı ile işbirliğini sürdürmüştür. IRA ve ETA üyeleri sık sık bir araya gelmişlerdir.

Soğuk savaş döneminde ETA, Güney Yemen, Cezayir, Libya, Lübnan ve Nikaragua gibi ülkelerden eğitim desteği almıştır. Ayrıca İrlanda’nın IRA’sı İtalya'nın Kızıl Tugayları ve Filistinli gruplar ile yakın ilişki içerisinde olmuştur. ETA'ya en büyük desteği Fransa'da yaşayan Basklar vermiştir. ETA'nın PKK’yı uzun bir süre topraklarında barındıran Suriye ile de bağlantısı vardır.

ETA teröristlerinin 1970’de Filistin'deki El Fetih Kampında THKO/THKP-C örgüt mensupları ile birlikte eğitim görmeleri, 1984’de Hamburg'da dağıtılan ve çeşitli yerlere yapıştırılan bildirilerde "DEV-SOL, TKP/ML ve ETA" imzalarının bulunması Türkiye'deki terör örgütleriyle de yakın ilişki içerisinde olduğunu göstermektedir. 1968 yılından beri sürdürdüğü silahlı mücadelede 800'den fazla kişinin ölümünden sorumlu tutulan ETA, AB tarafından 28 Aralık 2001 tarihinde kabul edilen "Ortak Terör Örgütleri Listesi"nde yer almaktadır.

1987 yılında ETA örgütü tarafından, bomba yüklü arabaların patlatılması yönteminin uygulanması, silahlı soygunlar ve zenginlerden baskı yoluyla toplanan "Devrim Vergileri" adı altındaki gelir kaynakları, Ocak 1988’de hükümete ateşkes önererek, sorunlara karşılıklı görüşmelerle çözüm bulunmasını istemeleri ve yeniden şiddet eylemlerine yönelmeleri, halkın gözü önünde, çoluk-çocuğu ayırmadan öldüren cinayet şebekesine dönüşmesi, PKK örgütü ile eylem benzerliklerini ortaya koymaktadır.

ETA'nın kırılma noktalarından biri 11 Mart 2004 Madrid saldırılarıdır. O tarihte Madrid'de üç ayrı tren istasyonunda bombalı saldırı düzenlenmiş ve 192 kişi ölmüş, binlerce kişi yaralanmıştı. ETA’ya maledilen bu saldırıyı El-Kaide'den Ebu Hafs el Masri Tugayı üstlenmiştir. Saldırıdan sonra, “Amerika'nın 11 Eylül'ü İspanya'nın 11 Mart'ı mı?” söylemleri ortaya atılmıştır. 11 Mart olayından üç gün sonra yapılan seçimlerin sonuçlarında iktidardaki Halk Partisinin (PP) olay üzerindeki tutumu etkili olmuştur. Bu saldırılarda olayı El-Kaide'nin üstlenmesine rağmen ETA'yı suçlayan PP, 8 yıllık iktidardan sonra seçimlerden mağlup ayrıldı. Gelişmeleri dikkatle izleyen 14 Mart’ta Sosyalist İşçi Partisi (PSOE)'ni seçti.

40 yıldır silahla mücadele eden ETA, 24 Mart 2006 tarihinde “ sürekli ateşkes” ilan etti. ETA'nın bu kararı ülkede sevinçle karşılandı. ETA'nın silah bırakmasında PSOE lideri Zapatero'nun Katalonya ile yaptığı yeni özerklik yasası da etkili olmuştur. Bu anlaşmaya göre; “siyasi bir varlık” olarak ulusal kimliği ve Katalonya ekonomisi üzerindeki kontrolü Katalonya meclisine teslim edilecektir. Katalanların herhangi bir azınlık değil, ayrı bir ulus olduğu resmen kabul edilirken, bu durumun hukuki değil, bölgeye has bir özellik olduğu da kayıtlara geçirildi. Katalonya ilk kez “millet” olarak nitelendirilirken Katalonya bölgesi içinde toplanan vergilerin dağıtım oranının, otonom yönetimden yana artırıldığı yeni statü gereği, adli, sosyal ve eğitim konularında da Katalonya Özerk Yönetimi'nin yetkileri arttırıldı.

İspanya hükümeti, ETA'yı klasik bir terör örgütü olarak görme stratejisini değiştirmiş ve ETA ile mücadeleyi, Bask sorununu birlikte tutmuş ve bu sorunları genel bir demokratikleşme sürecinde çözmeye başlamıştır.

İspanyolların % 61’i silah bırakma şartıyla masaya oturalım derken, %36’ı da hiçbir şekilde müzakere istemiyor. Buna göre çoğunluk görüşmelerden yanadır. Görüşmeleri isteyen halk şiddetin ancak silahlar bırakılarak, şiddete son vererek, karşılıklı konuşarak, sorunları dinleyerek, eşit koşullarda uzlaşmacı yol izleyerek çözüleceğine inanıyor.

İspanya'nın terörle mücadelede takındığı bu uzlaşmacı ve barışçı tavır dünyada terörle mücadelede birçok ülkeye model teşkil edebilir. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken bir husus da, bir ülkede uygulanan bir modeli başka bir ülkeye doğrudan alıp uygulamanın doğru ve mümkün olmayacağıdır. Bu nedenle yapılması gereken, o ülkenin ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi alt yapısının boyutlarıyla ele alınmasıdır. Bugün Bask ülkesi, Franco faşizminin bitişinden beri bir halka verilebilecek neredeyse en geniş özerkliği yaşıyor. Dillerini de özgürce konuşup öğretiyorlar, kültürlerini de rahatça geliştiriyorlar.

ETA’nın amacı, örgütlenmesi ve eylemkeri itibarıyla PKK terör örgütü ile benzerlik göstermesi bugün gelinen sonucunda örnek olarak alınması söylemlerini de beraberinde getirmektedir. Oysa eylem şekillerinin benzemesi sonuçlarının da ayni olacağı anlamı taşımamalıdır. Türkiyenin bulunduğu coğrafyada devletin bekası için üniter bir yapı zorunluluğu bulunmaktadır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
29 Ağustos 2009 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale