28 HAZİRAN 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanların Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Lozan Antlaşması ve Atatürk'ün dış politikası
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 27 Temmuz 2009 Pazartesi 

Dış siyaset bir toplumun iç kuruluşu ile sıkı şekilde ilgilidir. Çünkü iç kuruluşa dayanmayan dış siyasetler daima mahkum kalırlar. Bir toplumun iç kuruluşu ne kadar kuvvetli ve sağlam olursa, dış siyaseti de o nispette güçlü ve dayanıklı olur.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

3 Kasım 2002 seçimleri ile tek başına iktidar olan Ak Parti döneminde küresel güçlerin iç meselelerimize baskıları giderek had safhaya ulaşmıştır. Bugün ABD ve AB yörüngesine oturan Türkiye’de cumhuriyetimizin temel kuruluş belgesi olan Lozan Antlaşması dahi sorgulanmaya başlamıştır. Bunun bir adım ötesinin Sevr Antlaşmasında belirtilen bölünme benzeri dayatmalar olacağı unutulmamalıdır.

Lozan Antlaşması’nın temelini teşkil eden “Tam bağımsız üniter bir Türk Devleti” yapısı bozulmaya çalışılarak “Kürt açılımı” adı altında federal bir sisteme geçiş açıkça tartışılmaya başlanmıştır. Tarih bilincinden tamamen yoksun bırakılarak gerçek Türk tarihi hakkında yeterince bilgilendirilmemiş Türk halkı ise gelişmeleri şaşkınlıkla seyretmektedir. Milletimiz, kontrol altına alınmış yandaş medyanın kendisine sunduğu yalan-yanlış bilgiler yüzünden adeta bir akıl tutulması ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Avrupa Birliği ve ABD örnekleri dikkate alınarak bugün gündeme getirilen federal devlet sistemine sıcak bakanların ve “orada oluyorsa neden bizde de olmasın” diyenlerin sayısında artış gözlenmektedir. Küçücük Belçika’da birbiri ile içiçe yaşayan iki devletin varlığı örnek gösterilerek, benzeri uygulamaların Anadoluda da yapılmasının hiç bir mahsur teşkil etmeyeceği bilimsel verilerle açıklanmaya çalışılmaktadır.

Bilelim ki; Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasını müteakip Anadolunun her köşesinde hükümran olan Türk beyliklerinin bir araya getirilmesi ve Anadoluda Türk birliğinin sağlanması tam üçyüzyıl sürmüştür. Osmanlının cihan imparatorluğu hedefine yönelişi ancak birliğin tamamlanmasını müteakip olmuştur.

Anadolu'nun tümünün tek bayrak ve tek devlet halinde üniter bir yapı içinde merkezi hükümet tarafından yönetilmesi bu coğrafyanın zorunlu kıldığı bir gerçektir. Bölge üzerindeki emperyalist küresel güçlerin çıkarlarına karşı ancak böyle güçlü bir devlet yapısı içinde karşı konulabilir. İşte bu yüzden Anayasa ile devletimizin yapısı üniter olarak tesis edilmiştir. Bugün dış güçler el birliği ile Anadolunun üniter yapısını dağıtmaya çalışırken, bizim millet olarak temel hedefimizin bu büyük üniter gücü her ne pahasına olursa olsun muhafaza etmek olmalıdır.

Türk milleti, verdiği muhteşem milli mücadeleyi müteakip 24 Temmuz 1923 Günü İsviçre’nin Lozan kentinde Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan sömürge güçleriyle yaptığı Lozan Antlaşmasını çok iyi anlamak ve sahiplenmek zorundadır..

Çünkü Lozan; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dünya milletleri nezdinde resmen onaylanıp tanındığı bir tapu senedidir.

Çünkü Lozan; Cumhuriyetimizin, bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün ve toprak bütünlüğümüzün uluslar arasında kabul edilmiş temel belgesidir.

Çünkü Lozan; Birinci Cihan Harbini bitiren bütün antlaşmalar tarihin derinliklerin de kaybolduğu halde bizim dik duruşumuz yüzünden hâla her maddesi ile geçerliliğini koruyan tek uluslararası belgedir. Ve Türk vatanı içinde özgür kalarak bekamızı muhafaza edebilmemiz ancak Lozan Antlaşmasına sahip çıkmamızla mümkün olabilecektir.

Çünkü Lozan; bir kısım art niyetli ve beyinleri satın alınmış sözde aydınların sıkça dile getirdikleri gibi hezimet değildir. Zamanın şartlarına göre alabileceklerimizin çok üstünde kazanımlar elde ettiğimiz tam bir Türk siyasi zaferidir.

Günümüzün bölgeye ve dünyaya hakim olmaya çalışan küresel güçleri, 4 Haziran 2003 günü TBMM’de kabul ettiğimiz İkiz Yasalar’a rağmen Türkiye’nin bölünme ve parçalanmasının önündeki en büyük engel olan Lozan Antlaşmasını geçersiz kılmak var güçleri ile saldırmaktadırlar. Küresel güç odakları bu konuda kendilerine yurtiçinden yerli işbirlikçileri bulmakta da fazla zorlanmamışlardır..

Dünyayı sarsan küresel hegomanya giderek genişlemekte ve özellikle içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasına yönelik saldırıları her geçen güç artmaktadır. Son yıllarda tamamen teslimiyetçi ve küresel güçlerin çizdiği esasları olduğu gibi uygulamaktan başka bir varlık gösteremeyen ülkemizin süratle milli dış politikalara ihtiyacı vardır. Yani dış politika anlayışımızda köklü düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

İşte burada da Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün görüş ve uygulamalarına ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Ben, Gazi’nin dış politika plan ve proğramları ile çok başarılı olduğu dış politika temel uygulama esaslarının bugün bize yol gösterecek iyi bir rehber olduğuna inanıyorum.

Devletin dış politikasını Dışişleri Bakanlığı yürütür. Dış siyasi gücün uygulama alanı diplomasi olup bu faaliyetler diplomatlar vasıtası ile yerine getirilir. Dış politikada başarılı olmak için içeride güçlü olmak gerekir. Milli güç unsurlarının birbiriyle işbirliği içinde çalışmasını sağlayacak siyasi güç unsurumuz zayıf olduğu sürece dış politikada başarılı sonuçlar beklenemez. Yani iç siyaset başarılı değilse, dış siyasetten başarı beklenemez.

Diplomasi; Devletin milli menfaatlerini sağlamak için, diğer devletlerin kendisi ile ilgili hedeflerini gerçekleştirip onun üzerinden çıkar sağlamasını önlemek amacıyla uluslar arası ortamda müzakereler yoluyla iradesini karşı tarafa kabul ettirme sanatıdır. Siyasetin bittiği yerde silahlı kuvvetler devreye girer ve sıcak savaş dönemi başlar. Diploması silahlı harbin devam ettiği sürece de bitmez. Hâtta eskisinden daha yoğun bir şekilde devam eder.

Diplomaside lider faktörü çok önemlidir. Savaşta kazanan devletlerin antlaşma masasında kaybettiği çok görülmüştür. Ne yazık ki Türkiye’nin ve Türklerin mazisinde böyle kayıplar mevcuttur. Nasıl ki bir harpte güçlü bir komutan idaresindeki küçük kuvvetler kendisinden üstün görünen kuvvetleri yenmeyi becerebiliyorsa, güçlü diplomatlar vasıtasıyla sürdürülen diplomasilerde de dayandıkları milli gücün sağladığından daha etkili sonuçlar elde edebilirler. Bunun tarihteki başarılı örneklerinden birini Kemal Atatürk, üstün bir strateji ve kararlı bir diplomasi ile milli mücadelenin sonunu noktalayarak cumhuriyetin kurulmasını hazırlayan Lozan Antlaşması ile vermiştir.

Günümüzde diplomasilerde karşılıklı iki devletin diplomatları yanında uluslar arası diplomasi üreten kuruluşlar ortaya çıkmıştır. Ülkeler bu kuruluşlara ortak olarak bu teşkilatların yetkili organları tarafından temsil edilmektedir. Globalleşme ve kitle iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişme bu kuruluşların etkisini ön plana çıkartmıştır. Milletler burada milli menfaatlerini kendi adına bu kuruluşlar vasıtasıyla koruyup kollamaktadır. BM, AB, NATO, KEİK, İslam Ülkeleri Birliği, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı v.s gibi kuruluşlar bunlardan sadece bir kaçıdır.

Dünyanın merkezindeki coğrafi konumu ile Türkiye çok yönlü dış politikalar izleyebilecek bir özelliğe sahiptir. Türkiye’nin gerek jeopolitik konumu ve gerekse sahip olduğu milli güç potansiyeli bu coğrafyada kendisine dış politika açısından önemli seçenekler sunmaktadır.
Çünkü Türkiye; Asya, Avrupa, Akdeniz, Karadeniz, Balkan, Kafkasya, Ortadoğu, Nato ve bir İslam ükesidir. Ayrıca Türk Cumhuriyetleri arasında yer alan bir Türk Ülkesidir. Özetlersek Türkiye; bu çok yönlü, çok taraflı seçenekleri dolayısıyla bölgesinde güç dengelerini sağlayabilecek bir Stratejik Bölge ve dünya hakimiyeti için rol üstlenebilecek Dünya ülkesi olmaya aday bir ülkedir.

Türkiyeyi yönetenler bu büyük gücün farkında olmak ve dünyanın yeniden yapılandırılmasında Türkiyenin ağırlığını her platformda hissettirmek zorundadırlar. Atatürk bu gücün farkında olduğunu tutum ve davranışlarıyla ortaya koymuştur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dış politika anlayışı, hedefleri ve uygulamaları müteakip yazımın konusu olacaktır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Temmuz 2009 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale