24 TEMMUZ 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İflas eden Doğu Türkistan politikaları
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 11 Temmuz 2009 Cumartesi 

Olaylar Türk Milletine iki ehemmiyetli kuralı yeniden hatırlatıyor: Yurdumuzu ve haklarımızı müdafaa edecek kuvvette olmak... Barışı koruyarak arsıulusal çalışma birliğine önem vermek...
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1935)

Birkaç gündür Türk dünyasının ve bütün insanlığının hayret dolu bakışları altında Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri katlediliyor. İletişim çağında olmamıza rağmen bölgeden sağlıklı haberler alınamıyor. Dünyanın dört bir yanına yayılmış Uygur Türklerinin sözcüleri olayların plânlı bir katliama dönüştüğünü bildiriyorlar.

Kısa bir süre önce bölgeyi resmen ziyaret eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’ın konuya ilişkin söylemleri de herhangi bir dünya ülkesinin liderlerinin rutin kınama açıklamalarının ötesine geçemiyor.

Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdülmecit Avşar, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki olaylara ilişkin olarak yaptığı yazılı açıklamada; olayların öncesine ve ülkede yaşananlara çok iyi bakılması gerektiğini belirterek, ''Çin'in yaptığının bir milleti ortadan kaldırma hareketinin devamı'' olduğunu bildirmiştir. Avşar, yaşanan insanlık dışı olaylara karşı BM Güvenlik Konseyi'nde üye olan Türkiye başta olmak üzere insan haklarını savunan tüm devlet ve kurumların bir an önce harekete geçmesini istedi, BM ve diğer kurumların bölgeye gözlemci göndermeleri gerektiğini belirtmiştir..

Çin'in Sincan Uygur Özerk bölgesinin merkezi Urumçi'de yaşananlar büyük bir insanlık dramıdır. Çinliler ile Uygur Türkleri arasında meydana gelen çatışmalarda yüzlerce kişi ölmüş ve binlerce kişi de yaralanmıştır. Olayların sebebi Çin’in 1949 yılında Doğu Türkistan’ı işgal etmesini müteakip Türkler üzerinde ciddi bir asimilasyon politikası uygulamasıdır. Doğu Türkistan’da 60 yıldır Uygur Türkleri nin özgürlüklerini kısıtlayarak sindirmeye ve susturmaya çalışan Çin’in asimilasyon çalışmaları her sahada aralıksız devam etmiştir.

Türkleri binlerce yıldan beri yaşadıkları anavatan topraklarında azınlık konumuna düşüren Çin hükümeti, amacına ulaşmak için haklı seslere, duruşlara, eylemlere karşı da acımasız yöntemlere başvurmaktadır. Doğu Türkistan’ı haksız yere işgal eden ve topraklarının bağımsızlığı için mücadele edenlere karşı faşist, acımasız bir politika uygulayan Çinliler, çocuk, kadın, yaşlı demeden Türkleri katletmişlerdir.

Bugün Doğu Türkistan da yaşananlar göstermiştir ki, Çin’in hedefi Türkleri ve Türklüğü Doğu Türkistan’dan silmektir. Buna karşı dünyanın tepkisiz kalması çok doğal bir olay gibi görülmektedir. Çünkü günümüz dünyasında güçlüler her zaman güçsüzü ezmekte ve bunun kılıfını da mutlaka bulmaktadırlar. Çin’in bu gibi olaylarda önlemler alması için kurulmuş olan BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesinden biri olduğunu dikkate almamız gerekmektedir. Çünkü dünyada bu tip saldırılar başta ABD olmak üzere genellikle bu beş daimi üye devletler tarafından yapılmaktadır.

Peki burada Türkiye’ye ne gibi görevler düşmektedir. Ak Parti hükümetinin etkin olarak yapabileceği bir hareket var mıdır? 1949 yılından itibaren Doğu Türkistan ile ilgili silik ve kişiliksiz Türkiye politikalarına baktığımızda Ak Parti hükümetinin bir şeyler yapabilmesini beklemek safdillik olacaktır. Biz bir şey yapamadığımız ve dünya güç merkezlerini de Çin’e karşı etkili yaptırımlar uygulamaya ikna edemediğiz takdirde çok yakın gelecekte Doğu Türkistan’da bir tek Türk kalmayacaktır. Bu şekilde Türklerin atayurdu Çin’in tam hakimiyeti altına geçecektir.

Çin, çok zengin doğal kaynaklara sahip bulunan Doğu Türkistanda tam hakimiyet arzu etmektedir. Geniş Türkistan topraklarında daha fazla Çin’liyi yerleştirerek artan nüfusu için hayat sahası aramak gibi stratejik bir hedefi de vardır. Ama bunun için binlerce yıldır bu toprakların gerçek sahibi olan Uygur Türklerini asimile etmeleri ve soykırım ile tarih sahnesinden silmeleri gerekmemektedir. Çünkü Türkler ve Çinliler tarihin pek çok döneminde birbirleri ile çok iyi bir diyalog içinde asimilasyona ihtiyaç duymadan birarada yaşama becerisini göstermişlerdir.

Türklere karşı Yugoslavya’da, Kerkük’te, Telafer’de yapılan vahşi saldırıları görmezden gelen Türkiye, Uygur Türklerine yapılan soykırım mezalime sessiz kalmamalıdır. Ama bunu yaparken dünya gelişmişlik trendinin bundan sonraki sahasının Asya ülkeleri olacağı, buradaki en büyük ve yönlendirici rolün ise Çin tarafından oynanacağı gerçeği daima hatırda tutulmalı ve buna uygun politikalar üretilmelidir.

Doğu Türkistan Türklerinin durumu Çin ile Türkiye’nin acil çözüm gerektiren çok önemli ortak bir sorunudur. Çin’de binlerce yıldır Doğu Türkistan olarak bilinen ve adı Mao döneminde Şin Jiang(Sincan) olarak değiştirilen Uygur Özerk Bölgesi’nde (1.828.418 kilometrekare büyüklüğü ile Çin topraklarının 1/6’sını oluşturmaktadır) Yaklaşık 30 milyon Türk (çoğunluğu Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar vb.) yaşamaktadır.

Petrol , doğalgaz, uranyum gibi stratejik değere sahip çok zengin maden rezervlerine sahip olan Doğu Türkistan Türkleri, Mao döneminde inanılmaz baskılara muhatap edilmişlerdir. Asimilasyonu hedefleyen Çin’in azınlık politikası sonucu binlerce aydını idam edilen, cahil ve geri bırakılan, Çin Halkına tanınan temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılan Doğu Türkistan Türkleri ayrıca Çin Hükümeti’nin nükleer silah denemelerine hiçbir bilimsel koruma önlemi alınmaksızın doğrudan maruz kalmışlardır.

Türkiye son yıllarda Çin Hükümeti’nin taleplerine boyun eğmeyi, kişilikli politika olarak benimsemiştir. Çin’deki Türklerin insan hakları ile ilgili girişimlerde bulunmaktan kaçınan ve Türkiye’deki Türk vatandaşlarının da bu soydaşlarının haklarına sahip kılmasını yasaklayan Türk hükümetleri kendilerini bu yanlış davranışları yüzünden savunabilecek iki gerekçe öne sürmüşlerdir.

Bunlardan birincisi; Çin ile ikili ekonomik ilişkiler giderek gelişmektedir. Bu konuda tıkanıklık yaratılmamalıdır. Oysa toplam ihracat ve ithalatımızda Çin’in yeri AB, ABD, Rusya Federasyonu’ndan çok geride bulunmaktadır. Çin sadece mal satılacak büyük bir pazar değildir. Aynı zamanda tüm ürettiklerini dünya pazarlarına sokabilme gücüne sahip ekonomik bir devdir. Üstelik “almadan asla vermeyen” şeklinde tanımlayabileceğimiz aşırı milliyetçi bir ekonomik anlayışa sahiptir. Çin Yönetimi için Türkiye; Avrupa Topluluğu ülkelerine sıçrama tahtasıdır ve geniş imkanlara sahip cazip bir pazardır. Dolasıyla “Çin her sattığımızı almaya hazır açık bir pazardır. Çin’i kaybetmeyelim” Gerekçe olamaz. İnandırıcılığı da yoktur.

İkinci neden olarak bir dost ülkenin içişlerine müdahale etmek istenmemesi gösterilmektedir. Bu gerekçe de son derece mantıksızdır. Çünkü biz bundan kaçınırken Çin Halk Cumhuriyeti 1960’lı yılların sonlarından itibaren Türkiye’nin iç işlerine iki ayrı yönden çok etkili bir biçimde müdahale etmiştir. Türkiye’de “Maocu” olarak bilinen yapılanmalara her alanda destek vermek, bunların başında gelmektedir. Diğeri ise; daha önce Türkiye’ye göç etmiş olan Doğu Türkistan cemaatini kontrol altında tutmak için gösterilen büyük çabalardır. Çin, bu iki amaç doğrultusunda Türkiye’deki servis elemanları vasıtası ile çok büyük meblağlar akıtmıştır. Para akıtmaya da halen devam etmektedir. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi’ne bağlı (MSS) Devlet Güvenlik Bakanlığı, Türkiye ile ilgili tüm istihbarat ve ajitasyon faliyetlerinden sorumludur. Görevini de layıkı ile yapmaktadırlar.

ABD, Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar Çin’deki tüm insan hakları ihlallerine ve Doğu Türkistan Türkleri’ne yapılan baskılara destek verirken son yıllarda Tibetlilerin yanı sıra Doğu Türkistan Türkleri’nin haklarını arama çabasına girişmiştir. ABD elbette bu davranışında samimi değildir. Çifte standart uygulamaktadır. Ama ülkesinin bölgedeki çıkarlarının gereğini yerine getirmekte, yani görevini yapmaktadır.

Sonuç olarak; Türkiye’nin dış ilişkilerinde Çin Halk Cumhuriyeti’nin çok özel bir yeri vardır. Bu ilişkiler her alanda sağlam temeller üzerine oturtulmalı, karşılıklı menfaatlerimiz iyi tespit edilmeli ve sonuna kadar korunmalıdır. Çin önderliğinde ve kontrolünde oluşturulacak ASYA BİRLİĞİ‘nin AB’ye rakip olabilecek önemli bir güç olduğu açıkça görünmektedir. Bütün Türk Cumhuriyetlerini de bünyesine alan bu toplulukla ilişkilerimiz kesintisiz devam etmelidir.

Bunun için Çin ile aramızdaki Doğu Türkistan sorunu mutlaka çözülmelidir. Türkiye’nin diğer dünya güç merkezlerini devreye sokmadan ve onların güdümünde hareket etmeden bu sorunu çözecek potansiyeli vardır. Coğrafyamız ve tarihi misyonumuz bize bunu dikte ettirmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Temmuz 2009 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale