23 EYLÜL 2017 CUMARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk subayı, Türk devletinin ve milletinin tek güvencesidir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 6 Temmuz 2009 Pazartesi 

Ordumuz, hayat ve haysiyet mücadelesinde milletin ve milletin gayelerinin yegâne dayanağıdır. Ordu, kendisine düşen bu yüce görevinde hakkıyla muvaffak olabilmesi için lazım gelen niteliklerinden birincisi demir gibi disiplindir. Orduda disiplinin yegâne belirtisi aydın, kahraman ve fedakar subaylardır.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1920)

Son günlerde bir kısım medyada Türk ordusu ve özellikle Türk subayı üzerinde sürdürülen anlamsız saldırılar milletimizde üzüntü yaratmaktadır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un “ Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde Asimetrik Psikolojik Savaş uygulanıyor” sözleri ise bu konuda tedbir alması gereken yetkililerce yeterince anlaşılamamıştır veya anlamamazlıktan gelinmiştir... Oysa durum gerçekten ciddidir. Küresel güçlerin menfaatlerinin odaklandığı bir coğrafyada yaşamak zorunda bulunan devletimizin bek’asını yakından ilgilendiren Türk ordusuna ve subaylarımıza saldırı konusunda başta hükümet olmak üzere anayasal kuruluşlarımıza önemli görevler düşmektedir.

Cumhuriyeti kuran Türk ordusunun gücü dünyada çok iyi bilinmektedir. Aslında bu saldırıların doğrudan hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Orduya ve orduyu ayakta tutan subaylarımıza acımasızca saldıran güçler bu faaliyetleri ile devlet binasının kiriş ve kolonlarını söktüklerini, en küçük bir sallayışla bu binayı kolaylıkla yıkabileceklerini sanmaktadırlar.

Ama bu iş onların sandığı kadar kolay değildir. Türk ordusunun diğer ordularda bulunmayan önemli üstünlükleri vardır. Bu üstünlükler 12000 yıllık köklü bir tarihi geçmişin kazanımlarına sıkı sıkıya bağlanarak kazanılmıştır. Beklentilerin aksine Türk ordusu kendini güçlü sanan küresel odakların her türlü saldırısına karşı dimdik ayakta durabilecek milli değerlere sahiptir.

Küresel güçler ve onların satın alınmış yandaşları bu yapıdan tuğla sökebilirler, onu eğebilirler ama asla yıkamazlar. Tarihte de günümüzdekine benzer saldırılar olmuştur. Ve her defasında saldırganlar hüsrana uğramışlardır. Bu defa da hüsran kaçınılmazdır.
Türkler tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren orduya ve askerliğe büyük önem vermişler ve günlük yaşamlarının her safhasında asker millet olmanın en güzel örneğini vermişlerdir. Türklere göre askerlik; devletin ve milletin bekasını sağlayan, kendine has özellikleri ve kuralları bulunan, çok meşakkatli, şahsi fedakârlık isteyen, kompleks, geniş bilgi ve beceriyi gerektiren kutsal bir meslektir.
Türkler askeri özellikleri sayesinde tarih boyunca pek çok devlet ve hatta cihan imparatorlukları kurarak daima bağımsızlıklarını korumuşlar, bulundukları yörelerde hak ve adaletin vazgeçilmez savunucuları olmuşlardır. Türk Silahlı Kuvvetleri dünyadaki bilinen en eski askeri gücü temsil etmektedir. Türklerin binlerce yıldan beri taşıdıkları Ordu-Millet olma vasfı onun askeri kültürünün zenginliğinin ve gücünün en veciz ifadesidir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, son otuz yıldır resmen ilan edilmemiş ama fiilen var olan bir çeşit muharebeyi başarı ile sürdürmektedir. Alçak yoğunluklu savaş (Asimetrik Savaş) olarak adlandırılan uluslararası terörizm ve bunun ülkemizdeki bölücü uzantısı PPK’ya karşı amansız bir savaş verilmektedir. Ayrıca, 1974 Kıbrıs Barış Harekatını müteakip henüz bir barış antlaşması imzalanmamış olduğundan bölgede savaş hali devam etmektedir.

Özetleyecek olursak, Türk subayları son 35 yıldır tam bir savaş hali durumunu sevk ve idare etmektedir. Bu durum ordunun profesyonel komuta kademesi ve aileleri için oldukça zor ve meşakkatli bir yaşam tarzını ifade etmektedir. Bu yaşam tarzı diğer mesleklerde olduğu gibi sadece mesai saatleri ile sınırlı değildir. Günün 24 saatini ve bir ömrü içine almaktadır. Subay, komuta ettiği birliğin barış ve savaşta hem eğiticisi, hem öğreticisi, hem gözeticisi ve hem de yöneticisidir. Ayrıca her rütbe ve seviyedeki komutanlar; bilgisi ile, kuvvetli iradesi ile, adaleti ile, tutum ve davranışları ile, cesareti ile kıtasına sahip olabilen ve onları peşinden ölüme sürükleyebilen kimselerdir. Netice olarak muharebeyi tank, top, tüfek, uçak, gemi, araç değil muharip er ve erbaş değil, onları yönetecek beyin yani subaylar kazanır.

Şehit kanı ile sulanarak elde edilen kutsal vatan topraklarının savunulması, Türk milletinin hürriyet ve istiklâlinin, şeref ve haysiyetinin korunulması görevini üstlenen Silahlı Kuvvetlerimiz, Türk milletinin tarih sahnesinde göründüğü andan itibaren hizmet veren bir ocaktır. Bu ocağa katılanlar namus ve şerefleri üzerine bu vatanı koruyacaklarına ve canlarını bu uğurda seve seve vereceklerini belirterek and içerler. Bu and (yemin) Türk Silahlı Kuvvetlerinin manevi gücünü temsil eder...

Askerlik mesleği tam anlamıyla bir inanç mesleğidir. Türk askeri için rütbesi ne olursa olsun gelenek ve göreneklerinden, milli hislerinden, Türk-İslam töresinden gelen inanç ve değerler binlerce yıldır özde değişikliğe uğramamış, köklü bir miras olarak günümüz nesillerine intikal etmiştir. Tarih boyunca devlet ve milletin varlığını, dirlik ve düzenini, birlik ve beraberliğini, güçlü ve disiplinli bir ordunun ayakta durması ile kaim gören kutsal inanış her zaman toplumda geçerli olmuştur. İşte bu yüzden Türk milletini ordusundan, ordusunu Türk milletinden ayrı düşünmek imkansızdır.

Askerlerimiz şan, şöhret, makam veya kişisel hesaplar için çalışmazlar. Türk askerinin fikri yapısı; nasıl daha iyi hizmet yapabileceği, savaşa en iyi nasıl hazırlanacağı, asker ocağındaki manevi değerler, sevgi, saygı ve disiplinini nasıl koruyup birlik ruhunu ve vazife bilincini nasıl geliştireceği üzerinde toplanır.

Türklerde milli karakter haline gelen ve çok kıymetli bir miras olarak babadan oğula intikal edip günümüze kadar ulaşan büyüğe saygı ve itaat duygusu, bir ruh ve davranış biçimi olarak "Üste Saygı" şeklinde ordu içinde gelişmiştir. Üste ve amirlere mutlak itaat ve sonsuz güven, dün olduğu gibi bugün de ordumuzun temel taşı durumunu korumaktadır. Her Türk erkeğinin mutlaka yapmak zorunda olduğu askerlik görevi esnasında alınan bu anlayış, terhisi müteakip toplumun bütün kesimlerine yayılmakta, uygulanan ve aranan bir temel davranış biçimi olarak Türk toplumunda yaşatılmaktadır. İşte şimdi, Türk erkeklerinin gözünde daima bir kahraman olarak duran komutanlarına yapılan saldırılarla bu genel inanış değiştirilmek istenmektedir. Milletimiz subaylarına yapılan saldırıyı utanarak ibretle izlemekte ve gelinen durumdan derin üzüntü duymaktadır.

Silahlı Kuvvetlerimizin en büyük gücünü ve moral kaynağını oluşturan disiplinli bir ordu olma vasfı bütün dünya milletlerinin malûmlarıdır. Türk askeri denince akla hemen disiplinli bir ordu gelir. Tabiidir ki disiplin ancak iyi bir eğitimle sağlanır. Türk askeri bu disiplini korku ile değil, vicdanından gelen sese uyarak geliştirir. Bu disiplin, ondaki inanç ve ruh halinin, vatan sevgisinin, kendisine emanet edilen vatan topraklarının korunması idealine daha iyi hizmet yapabilme aşkının bir belirtisidir. Bugün şiddetle tenkid edilerek değiştirilmeğe çalışılan askeri yargı sistemi bu kökleşmiş disiplinin temininde başlıca rolü oynamıştır. Hiç bir yerden tehdid beklemeyen Avrupa devletlerinin merasim orduları örnek gösterilerek Türk ordusunun gelenekleşmiş milli değerleri ile oynamanın ordumuza kazandıracağı bir şey olmayacağını ilgililerin görmesi gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgi sahasına giren Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar bölgesindeki olayların meydana getirdiği büyük risk ortamında her an muharebeye hazır güçlü bir Silahlı Kuvvetler'e sahip olmamız coğrafyamızın gereğidir. 72 milyon Anadolu Türkü’nün tamamını tek bir yumruk gibi, tek bir silah haline getirmemiz ve bu silahı milli menfaatlerimizi sağlayacak milli hedefler doğrultusunda kullanmamız kaçınılmazdır. Bunu geçmişte yaptık, bugün de yapabilecek değerlere sahip bulunmaktayız. Ülkemize dışarıdan yapılan saldırılara karşı milletimizin bütün kaynakları ile tek bir vücut halinde biraraya geldiğine dünya pek çok kez şahit olmuştur. Yeter ki inanalım ve isteyelim.

Sonuç olarak; Küresel saldırganlar yeni taktikler ve şimdiye kadar kullanmadıkları orijinal usuller aramalarına ve uygulama alanına sokmalarına rağmen bir türlü başarılı olamamaktadırlar. Çünkü, binlerce yıllık Ordu-Millet kavramı milletimizde bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Çünkü, Türk milletinin kendi askerleri hakkındaki düşüncelerini değiştirmek kolay değildir.

Türk Ordusu; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin belkemiğidir. Onsuz bu coğrafyada bir an bile yaşamamız mümkün değildir. Bugün ülkemize yönlendirilmiş küresel saldırılara karşı her zamankinden daha güçlü ve her an harbe hazır bir orduya ihtiyacımız vardır. Ordularımız cumhuriyetin bek’asının gerçek teminatıdır. Hangi mevki ve makamda bulunursak bulunalım bu yüce müesseseye gözbebeğimiz gibi bakmalı, O’nu korumalı ve kollamalıyız. Aksi takdirde cumhuriyeti koruyup kollamamız mümkün değildir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
6 Temmuz 2009 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale