27 Mayıs 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk subayına hakaret bağışlanamaz
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 21 Haziran 2009 Pazar 

Bugün Türk milleti, muvaffak olduğu her hayatî şeyin kahramanı olarak kendi ordusunu, ordusuna kumanda eden öz evlâtlarından kurulu subaylar topluluğunu, yüksek kumanda kurulunu görmektedir. Millet ve kahraman çocuklarından meydana gelen ordu, o derece birbiri ile birleşmiştir ki, dünyada ve tarihte bunun örneği pek seyrektir. Bu milli görünüş ile daima övünebiliriz.
(Gazi Kemal Atatürk - 1931)

Gazi, yukarıdaki veciz anlatımı ile Türk milletinin ordusuna ve orduyu yöneten Türk subayına bakışını çok güzel ifade etmiştir. Bu anlatım içinde Türklerin tarih boyunca neden ordu- millet olarak anıldıkları da mevcuttur.

Milletimiz, kendi evlâtlarından oluşan subaylarına inanır ve onlara güvenir. Ve bu güveni göstermek için kendi öz evlatlarını da bu subaylar emrinde vatan için şehit ve gazi olmaya gönderir. Çünkü Türk subayının askerlerini kendi öz çocukları gibi görüp onları bağrına basacağını bilir. Bu güven duygusu bir kaç yılda değil, binlerce yıllık milletleşme süreci içinde oluştuğu için kalıcıdır. Kolay kolay değişmez ve değiştirilemez.

Milletimiz, asker sevgisini daima gönlünde yaşattığından onun bu sevgisinden rahatsız olan küresel güçler ile bu güçlerin içimizdeki paralı uşaklarının son yıllarda plânlı bir şekilde Türk ordusuna saldırmasını anlamakta zorlanmaktadır.

Küresel güçlerin çıkar çatışmalarının odağında yer alan Türkiye’nin bek’ası ve Türk milletinin sonsuza kadar kanıyla canıyla vatanlaştırdığı Anadolu topraklarında ilelebet yaşaması ancak güçlü bir ordu ile sağlanabilir. Güçlü ordu ise ancak güçlü bir subay kadrosu ile mümkündür.

Cumhuriyet ordularını yöneten subaylarımız Atatürk’ü de içinden çıkartan tek bir okuldan, yani Harp Okulundan, Harbiyeli ruhunu alarak yetişirler. Gözünü kırpmadan milleti ve vatanı için canını feda eden Türk subayının bu emsalsiz davranışı, emrindeki Mehmetçikleri de gözünü kırpmadan bu ülke için ölümü göze alan birer aslan parçası yapar.. İşte bu arslan parçaları devletin ve milletin bek’asının sarsılmaz savunucusu olurken, ülkemizde gözü olan emperyalist güçlerin de tek korkusu olmaya devam ederler...

Şurası unutulmamalıdır. Her Türk erkeği mutlaka asker ocağından geçerek orada oluşan milli ruh ve milli şuurdan nasibini alır. Askerler, bu ocaktan babaevine asker ocağına geldiğinden çok daha başka duygularla tam bir erkek olarak dönerler.

Ve yine unutulmamalıdır ki, her Türk erkeği ölene kadar asker olduğunu farz ve kabul eder. İşte bu yüzden her Türk erkeği askerine yapılan saldırıları mutlaka görür, değerlendirir ve bu saldırıları kendisine yapılmış olarak farzeder.

Türk askerine yapılan saldırılar ne kadar yoğun olursa olsun milletin askerine bakışını değiştirmek asla mümkün değildir. Ben bunu yaşadım. 1960 yılından 1996 yılına kadar taşıdığım üniformamı çıkaralı 13 yıl olmasına rağmen hayatımın her safhasında emrimde veya yakınımda görev almış askerlerimden gördüğüm saygı ve sevgide hiç azalma olmadı. Geçen 43 yıl içinde her yerde mutlaka eski bir askerimle karşılaştım. Onlarla hep kucaklaştım. Bundan da büyük gurur ve mutluluk duydum.

Bunları yazmanın nedeni son günlerde özellikle medya vasıtasıyla askerlerimize yapılan saldrıların sayısındaki artışlardır. Bir yerlerden emir alarak yönlendirildiği açıkça belli olan, ordu düşmanı olduklarını tutum ve davranışları ile her fırsatta gösteren medyada bu saldırılar insafsızca sürdürülmektedir.

Bu yazıma konu olan saldırı Radikal Gazetesi köşe yazarı Nur Çintay isimli bir şahsın İstanbul Kalender Orduevindeki subayları anlatan 16 Haziran 2009 tarihli aşağıdaki yazısıdır. Bu yazıyı bütün subaylar mutlaka okumalıdır. Kesip saklamalıdır. Ara sıra çıkarıp tekrar tekrar okumalı ve bu memlekette kendilerini aşağılayan mektep görmüş-okumuş-yazmış, şimdi de milleti aydınlatmaya soyunmuş gafiller olduğunu asla unutmamalıdır. Bir bakışta binlerce yıllık ordu-milletin kahraman ordusunu yöneten subaylarının karakterlerini anlama kabiliyetinde olan bu bayan diyor ki;

“Geçen pazar günü öğleden sonra saatlerinde, arkadaşlarımızla kahvaltı etmiş, arabayla Boğaz’da ilerliyorduk. Kalender Orduevi’nin orada trafik, dakikalarca kımıldatmayacak biçimde kilitlendi. Ben de fırsat bu fırsat, dakikalarca (gibi gelen saniyelerce tabii aslında) Kalender Orduevi’nin bahçesindeki masalara oturmuş yemek yiyen insanları izledim. İfadelerini. Çok tuhaftı.

Bana mı öyle geldi bilmiyorum, tesadüf deyip geçilebilir mi onu da bilmiyorum, güneşli bir tatil gününde eş-dostla keyif yapmak için oturmuş Orduevi ‘misafirlerinin’ hepsinin de yüzünde sert, snob, her an had bildirmeye, hizaya sokmaya hazır bir ifade vardı. Eğlenmiyorlardı, mutlu ya da huzurlu da görünmüyorlardı. Sanki vazife başındaydılar, hazıroldaydılar ve de şimdi geliyordu fırça: Sen, ağzını kapamadan esneyen, çek sağa!

Tamam, kaldırımın hemen karşısından ciyaklayarak denize atlayan çoluk çocuğunki gibi hararetli bir coşku beklemeyelim. Ama o gün Boğaz hattındaki onca kafe, lokanta, çay bahçesi, hatta araba koltuğunda yüzlerce insan seyrettik. Hava bunaltıcıydı, etraf kalabalıktı, servisler kesin aksıyordu, trafik eziyet halini almıştı, gene de insanlar yazın nihayet tüm cilveleriyle geldiği bu tatil gününde kendini iyi hissediyordu.

Orduevi sakinlerinin yüzlerine hâkim olan o tarifi zor ifadeye, hiçbir çay bahçesi ya da balıkçı müşterisinde denk gelmedim. Ben mi böyle bir mana yüklüyorum acaba onlara, önyargı birikintilerinden süzüp diye düşünmedim değil, ama sanki o bir örnek maskelerden takmışlardı ve de kaş kavisleri, dudak çizgileri, memnuniyetsizliklerinden başka bir de hep o üstten, ayrıcalıklı, kıymeti, kudreti, kerameti kendinden menkul hali vurguluyordu.

Birbirleriyle itişe kakışa, hemen diplerinden denize atlayan gençlerden de, kaldırımda sevgilisiyle el ele yürüyen pardösülü kızdan da tiksiniyorlardı herhalde. Olsa bir sopa ellerinde, hepsini nasıl da hizaya sokarlardı.

O ifadeler öylesine değil. Masum değil. Orduevi ‘misafirleri’ yani ordunun o aman da pek ayrıcalıklı evlerinde eğlenmeye/sıkılmaya hasbelkader aksesi, akrabası bulunanlar bile yukarıda görüyor kendini bizden ha? Vay be!

O ifadeler aslında pek çok şeyi anlatıyor. Taraf’ta yayımlanan son korkunç programları bile”. Hangi makam, mevki ve görevde olursa olsun, kimin adına iş yaparsa yapsın hiç kimsenin Türk subayını böyle aşağılamaya ve o’nu milletinden ayrı bir unsur gibi göstermeğe hakkı yoktur.

Ben şahsen böyle bir tanımlamayı asla kabul etmiyorum. Bu bayanı şiddetle kınıyorum. Ayıplıyorum. Böyle hiçbir ayırım yapmadan bütün subaylara karşı önyargılı kişileri bünyesinde barındıran gazeteyi ve yöneticilerini de ciddiyete davet ediyorum.

Bu yazı Türk subayına karşı çok ciddi bir hakarettir. Üzerinden beş gün geçmesine rağmen Genelkurmay Başkanlığının gerek yazının yayınlandığı Radikal Gazetesine ve gerekse Nur Çintay isimli gazeteciye karşı hukuki bir işlem yaptığına dair bir duyum almadım. Ayrıca emekli subaylarımızı temsil eden Türkiye Emekli Subaylar Derneği’nin de ne kınamasını ve nede hukuki bir yaptırım hazırlığında olduğunu duymadım.

Anadolunun her karış toprağında büyük bir özveri ile görev yapan subaylara karşı yapılan bu haksız saldırı demokratik hukuk devletinde karşılıksız kalmamalıdır. Kimsenin subaylara açıkça hakaret etmeye hakkı yoktur. Bu kişi, nasıl demokrasiye güvenerek kendinde bize hakaret edebilme özgürlüğünü görebiliyorsa, bizimde kendisinden bunun hesabını sorma özgürlüğümüz olduğunu bilmek zorundadır.

Sonuçta, demokratik yaşamın bir gereği olarak; Türk subayına hakaret eden bu gazeteci hakkında manevi tazminat davası açmak üzere başta Genelkurmay Başkanlığımız olmak üzere subaylarımızı yetiştiren Harbokulları komutanlıklarını göreve davet ediyorum.

Ayrıca, mensubu olduğum Türkiye Emekli Subaylar Derneği’nin neden bu çirkin ve kasıtlı davranış karşısında hâlâ suskun kaldığını öğrenmek istiyorum.

Muvazzaf ve emekli tüm subaylarımızı, Radikal Gazetesi başta olmak üzere bu gazetenin bağlı olduğu yayın grubundaki gazeteleri satın almamağa çağırıyorum..

Konunun doğrudan sahibi olan kuruluşlardan yeterli tepkiyi görmediğimiz takdirde bütün subaylarımızı tek tek Nur Çintay ve Radikal Gazetesine tazminat davası açmaya davet ediyorum.

Ben şahsen dilekçemi hazırladım bile...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
21 Haziran 2009 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale