24 Nisan 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk toplumu ve Türk kültür bağları
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 13 Haziran 2009 Cumartesi 

Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mana çıkartmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekayı terbiye etmektir.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1936)

1990 yılında Sovyetlerin küresel alandan çekilmesini takiben dünya ABD merkezli tek kutuplu hale gelmiştir. ABD, dünyanın jandarması görevini yüklenerek küreselleşme adı altında dünyayı ABD çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmaya başlamıştır.. ABD'nin kontrol ettiği çağdaş iletişim kaynakları ile yeniden yapılandırma işlemi hiç de zor olmamıştır. Çünkü Amerikan kültürü yıllardır plânlı şekilde dünya insanlığının beynine pompalanmaktadır.

Günümüzde ABD kültürü ile bütünleşmiş geniş kitleler içinde bulundukları toplumların yönetim sistemlerini ele geçirmişlerdir. Bugün küreselleşme adı altında dayatılan yozlaşmış kültür saldırıları ile ülkelerin içeriden teslim alınması kolaylaşmıştır. Küresel kültür saldırılarından en fazla etkilenen ülkelerden biri de Türkiye’dir. Dünya hâkimiyetine oynayan ABD, gerek konumu ve gerekse sahip olduğu milli güç potansiyeli ile bu hedefine ulaşmak için Türkiye'ye muhtaçtır. Dünyanın merkezindeki Türkiye, dünyayı yönetmek iddiasını sürdüren ABD’nin vazgeçilemez bir hedefidir. Bu yüzden Türk insanı yoğun emperyalist kültür baskısı altında tutulmaktadır.

Bu kültür baskıları semeresini vermiştir. İlk defa ülkemize gelen bir yabancı, geldiği yerin Türkiye mi yoksa ABD'nin bir eyaleti mi olduğu konusunda karar vermekte güçlük çekeceği kadar Türk insanı milli benliğinden ve milli kültür değerlerinden uzaklaşmıştır.

Adeta Türkiye Türklerden arındırılmıştır. Türk Kültürü, Türk Dili, Türk Tarihi, Türk Müziği, Türk Mutfağı yabancı kültürlerin yanında tali hale getirilmiştir..

Aydın geçinen ve medyada sıkça yer alarak toplumu yönlendirdiklerini söyleyen iddia eden bazı entellerimiz neredeyse ay yıldızlı nüfus kâğıtlarından utanır haldedirler. Bu gafiller kendilerini nemalandıran küresel güçlerin fikir ve düşüncelerini her fırsatta toplumumuza dikte ettirmekte birbirleri ile yarış içerisine girmişlerdir. CIA'nın gazetecileri para ile satın aldığı ve Soros eliyle sivil toplum kuruluşlarının küresel menfaatler doğrultusunda nemalandırıldığı hususu saklamaya dahi gerek duyulmadan basın organlarında açıkça dile getirilmektedir.

Türkiye'ye gelen yabancılar eğer İngilizce biliyorlarsa ülkemizde hiç yabancılık çekmezler. Çünkü Türkiye artık « küçük Amerika » olmuştur. Çünkü bütün ülke çapında cadde ve sokaklarımızda, işyerlerimizde, tabelalarımızda Türkçe tedavülden kalkmıştır. Kullanılan ortak dil İngilizcedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi dahi havaalanından itibaren köprü ve kavşaklara astığı dev panolarda "WELCOME TO ISTANBUL" sözü ile gelenleri İngilizce karşılamaktadır. Bunun bir adım ötesinin "WELCOME TO CONTANTINAPOLIS" olacağı anlaşılmaktadır.

Özellikle, « Madem Türkiyedeyiz. Dünyaca meşhur Türk mutfağından leziz Türk yemekleri yiyelim » derseniz sorun yaşarsınız. Çünkü Türk mutfağının yerini her köşe başında sıkça bulunan Mc Donalds, Burger King, Kentucky Fried Chicken gibi Fast Food zincirlerinin arasına serpiştirilmiş Meksika, İtalyan, Çin ve Japon Restaurantları almıştır.

Ana okullarından başlayarak kadar bütün saygın eğitim kurumlarımızın çoğunda derslerimiz artık İngilizce verilmektedir. Türk vatandaşları evlâtları İngilizce öğrenerek iyi yetişsin diye birbirleriyle kıyasıya yarışmaktadır. Aileler yabancı dil için varını-yoğunu ortaya koyarak avuç dolusu para harcamaktadır.

Okullarımız da bu kültür değişiminin hızlanmasını sağlamak için kendisine düşen her türlü gayreti göstermektedir. Ve İngilizceyi iyi öğretmek için okul kitaplarımız da büyük fedakârlıklarla (!) yurtdışından dövizle getirilmektedir. Yani evlâtlarımıza gerçek İngilizce öğretilmektedir. İngilizce eğitimi için okullarımız ana dili İngilizce olan ABD, İngiltere, Pakistan, Avustralya ve Kanadalı öğretmenler de doldurulmuştur.

Yabancı dilde eğitim sisteminin kökleşmesi için ithal edilen kitaplarla ve yabancı öğretmenlerle Türk çocukları öncelikle Hıristiyan ABD ve İngiliz toplumunun gelenek ve göreneklerini eksiksiz ve en doğru şekilde öğrenmektedir. Giderek kendi kültür değerlerine yabancılaşan çocuklarımız ABD'ne gittiklerinde yabancılık çekmemekte ve ABD sosyal yaşamına adapte olmakta hiçbir sorun yaşamamaktadır.

Anne ve babalar şimdi yanılıp ta çocuklarına Türklerle, Türk kültürü ve Türk tarihi ile ilgili şeyler sormamalıdır. Çünkü, yavrularınızı utandırır ve güç duruma düşürürsünüz. Çünkü, Türkçenin ikinci plâna düştüğü okullarımızda çocuklarınızın Türk kültürü ile ilgili bilgiler almasını beklemek abesle iştigaldir. Nitekim televizyonlarda yapılan yarışmalarda gençlerimizin kendi kültür değerlerimize olan ilgisizliği ve bilgisizliği ortaya çıktıkça yüzümüz kızarmaktadır.

Atatürk milletimizin önüne, "Cumhuriyetin temeli kültürdür" hedefini koymuştur. Gazi, Türk kültürünü bütün yönleri ile ortaya çıkartabilmek amacıyla "TÜRK DİL KURUMU" ve "TÜRK TARİH KURUMU" gibi kurumları oluşturmuştur. Bu kurumların yaşatılması için bütün şahsi kazanımlarını bu iki kurumun emrine verilmesini vasiyet etmiştir. 1982 Anayasasına göre Gazi'nin iki kurumunu da bünyesine alan "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu" gibi anayasal oluşumlara rağmen bugün geldiğimiz yer milletimiz ve devletimiz için kaygı ve utanç vericidir.

Türkçenin İngilizce’ye terki ile birlikte oluşan yozlaşmanın seviyesini gazetelerin "İnsan Kaynakları" eklerinde görebiliyoruz. Buradaki iş ilanlarının çoğu yabancı dildedir. Artık temizlik işçilerinin alımında dahi İngilizce bilme vasfı aranmaktadır. Bunlar küresel kültürün boyutlarının ülkemizde aldığı mesafenin göstergesidir..

Televizyon ve radyo kanallarımız, özellikle seçtikleri çarpıcı İngilizce isimlerle ve Türkçeyi İngilizce aksanı ile konuşan ANCHORMAN'ları ve DJ'leri (dijileri) vasıtasıyla birbiri ile RATING yarışına girmişlerdir. SHOW TV (şov tivi), STAR TV (star tivi), CNN TURK(sienen Türk), SKY TV (sıkay tivi), NTV( entivi), CBBC-e(sienbisi-i), EXPO CHANNEL (ekspo çenıl), NR1 (numberone tivi), DREAM TV, FLASH TV, JETIX TV, POWER TURK, HABERTURK, DIGITURK, CINE-5 gibi isimlerini dahi İngilizce olarak almakta sakınca duymayan televizyon kanalları, Türk kültürünün vazgeçilmez yokedicileri arasında başrollerdeki yerini almıştır. Reklâm dünyasının renkli ürünlerinin dayanılmaz cazibesi ile emekleyen bebeler dahi 'anne' ve 'baba'dan önce COLA'yı ve COKOMILK'i öğrenmektedir.

Şimdi Atatürk dönemine göz atalım.. SSCB'nin dağılacağını daha 1930'larda görerek milletine ve yöneticilerine aşağıdaki tarihi emrini veren Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bugün Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilgili politikalarımızın bulunduğu durumu görseydi acaba neler düşünürdü?

"...Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez... Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapacağını bilmelidir...

Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların (Dış Türklerin) bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekmektedir..."

Gazi; SSCB'nin kurulduğu yıllarda Arap harflerinden Latin alfabesine geçen Asya Türk devletleriyle bağımızın kopmaması için 1928 yılında Harf İnkılâbı’nı yaparak Latin alfabesini kabul ettirmiştir. Milli mücadelenin devam ettiği 1920'lerde daha kendi istiklâlimizi kazanmadan en iyi subaylarını Afganistan'a göndererek Asya-Avrupa arasında kültür köprüsü kurmaya çalışan Atatürk; bugünkü Türk Dünyası ve Avrasya politikalarımızı acaba nasıl değerlendirirdi?

Kuruluşlarının ilk yıllarında özlemini çektikleri Türk kültürünün dünyadaki tek temsilcisi konumunda gördükleri Türkiye'ye dört elle sarılan Asya Türk devletleri uyguladığımız yanlış politikalardan dolayı bugün bizden süratle uzaklaşarak Rusya'nın, Çin'in, ABD'nin ve hatta Avrupa'nın güdümüne girmektedirler. Oysa sömürgecilere karşı tarihte ilk defa muhteşem bir Kurtuluş Savaşı vererek istiklâlini kazanan Türkiye Cumhuriyeti; bugün hâlâ yabancı bayraklar altında esir yaşayan Türk topluluklarının istiklâl umudunu yeşerten ve ayakta tutan tek devlettir. Onlar için tek umut kaynağıdır..

Bu söylediklerim, "Biz onlar için savaşalım ve istiklâllerini kazanmalarına yardım edelim. Onları alıp buraya getirelim. Veya birleşelim ve büyük bir Türk devleti olalım." anlamında değildir. Onlar kendi vatanlarında kalacaklardır. Onlar sahibi oldukları ata topraklarında çoğalacaklar ve kendi anayurtlarına sahip çıkacaklardır. Onların bizim tankımıza, topumuza ihtiyaçları da yoktur. Onlar bizden sadece "KÜLTÜR BAĞI" ve "MANEVİ DESTEK" istiyorlar. Onlar bizi "KÜÇÜK AMERİKA" ve AB'nin bir eyalet devleti olarak değil, "TÜRK KİMLİĞİ" içinde görmek istiyorlar. Bizim gücümüzün, onları bulundukları devletler içinde güçlü kılacağını biliyorlar.

Ben inanıyorum ki, ülkemizin bugün içinde bulunduğu kültür yozlaşması, azınlık kültürlerinin ileriye çıkarak öncelikli hale gelmesi ve Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde Türk'ün giderek yok olması, bizim dışımızdaki Türk dünyasını bizden daha çok kahretmektedir. Hayata olan bağları ve gelecek güzel günlere olan umutları giderek azalmaktadır.

Türk milleti; kimliğine, kültürüne, diline, gençliğine, milli değerlerine, Atatürk'üne, Yunus'una, Mevlana'sına, Hacı Bektaş Veli'sine, aruzuna, hecesine, müziğine, mutfağına, gelenek ve göreneklerine, aile yapısına, Fatih'ine, Kanuni'sine, Atilla'sına, İbni Sina'sına, sünni'sine, alevi'sine, yani kısacası kendi benliğine ve Türklük milli kimliğine mutlaka sahip çıkmalıdır.

Türk Milleti; milli sanayisinden, özgün tarımından, halkının refaha ulaşma hedefinden, kutsal vatan topraklarından, tam bağımsızlığından ve ay yıldızlı bayrağından asla taviz vermemelidir. Türk Milleti; diliyle, târihiyle, sanatı ve âbideleri ile dünyaya ışık tutmuş insanlık anlayışıyla Türk adını, varlığını en zor şartlarda dahi korumalı ve ilelebet yaşatmalıdır.

Türkiye'yi kültür alanında özgür ve bağımsız hale getirmeden Türk milli stratejisini tespit etmek ve uygulamak bugün mümkün görülmemektedir. Bunun için önce iç dinamiklerimize dönerek kaybettiğimiz Türk milli değerlerimizi yeniden kazanmalıyız. Kaybolan Türklük şuurunu canlandırıp kendimize güveni sağlamalıyız. Kaybetmek üzere olduğumuz Türk'ü ve Türk kimliğini mutlaka geri getirmeliyiz.

Eğer biz bunu yapmaz isek Türkiye’ye dışarıdan bakanların söyledikleri "TÜRKİYE'DE TÜRKLER YAŞAMIYOR MU?" sorusunu önce kendimize sormamız gerekecektir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
13 Haziran 2009 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale