15 Aralık 2017 Cuma

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Sanıklar getirildiler... Bağlı olmayarak yerlerini aldılar...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 30 Mayıs 2009 Cumartesi 

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

27 Mayıs 1960 askeri darbesi yapıldığında 13 yaşında Askeri ortaokul son sınıf öğrencisi idim. Bu hareketin sebepleri ve gelişmeleri hakkında fikir yürütecek yaşta değildim. Ama ordudaki askeri hiyerarşinin alt üst olduğunu görüyor, bunun nedenlerine bir türlü akıl erdiremiyordum. Zaten zamanın kitle iletişim araçları devlet radyosu ve gazeteler de kamuoyuna bu hususta yeterli bilgiyi vermekten çok uzaktı.

Herşeye rağmen zamanın tek ve en etkili bilgi kaynağı devlet radyosu idi. Yassıada mahkemesi başsavcısının; “Sanıklar getirildiler.. bağlı olmayarak yerlerini aldılar” sözü devam eden yasssıada mahkemelerinden aklımızda kalan tek slogan idi.

Sanıklar dedikleri ise Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, Demokrat Parti milletvekilleri, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları başta olmak üzere bütün üst düzey bürokratlardı.

Peki neden bu kişiler sanıktı. Ne yapmışlardı? Memlekette yönetime el koyduğunu söyleyen ve içinde yüzbaşıdan orgenerale kadar değişen rütbedeki askerlerin bulunduğu Milli Birlik Komitesini kimler ve nasıl devlet yöneticilerinden hesap sormak üzere görevlendirmişti?

İşte bunların cevabını bulmak o günün Türkiyesinde imkansızdı. Aradan geçen 49 yıl içinde de bu soruların doğru ve inandırıcı cevapları ne yazık ki bulunamadı. Millet kendisine verilen bilgiler kadarıyla olayları takip ediyordu. Tepkisiz ve hep sessizdi.

Kendi komutanlarını hapseden ve idamla yargılayan Türk Silahlı Kuvvetleri 27 mayıs darbesinin yıkımını kolay atlatamadı. Orduya siyaset girmişti bir kere. Nitekim 27 Mayısı, 22 Şubat 1961, 21 Mayıs 1963 Albay Talat Aydemir ayaklanmaları takip etti.

Bu ayaklanmalar şiddetle bastırıldı. Ayaklanan grubun lideri Kurmay Albay Talat Aydemir ve Tnk.Bnb. Fethi Gürcan asıldılar. 1963 ve 1964 dönemi Harbokulu öğrencilerinin tamamı ordudan tardedildi. Pek çok subay çeşitli hapis cezaları alarak ordu ile ilişkileri kesildi.

Bütün bu olaylar ordunun gücünü çok zayıflatmıştır. 12 Mart 1971 ve nihayet 12 Eylül 1980 darbeleri de askerleri tamamen iç siyasetin içine sokarak ordunun savaşma imkan ve kabiliyetini çok olumsuz yönde etkilemiştir.

Şimdi 27 mayıs 1960 sabahına dönelim ve erken saatlerde radyolardan Milli Birlik Komitesi üyesi Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından okunan bildiriye bakalım;

"Sevgili Vatandaşlar, Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekâta Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında, en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır.

Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkâr bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir. ...”

İhtilalin başbakanlık görevi ile görevlendirdiği Milli Birlik Komitesi sözcüsü Kur. Alb. Alparslan Türkeş “Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkâr bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir..” Demesine rağmen sadece seçimle gelen iktidardaki Demokrat Parti yönetimi ile bu yönetimin atadığı üst düzey bürokratlar önce hapsedilmiş ve sonra da ozaman askeri bölge olan Yassıada’da kurulan askeri mahkemede idam talebi ile yargılanmışlardır.

Demokrat Parti yönetiminin yargılandığı Yassıada Mahkemesinde duruşmalar 14 Ekim 1960’da başlamış ve 15 Eylül 1961’e kadar devam etmiştir. Sadece bu dava için oluşturulan Yüksek Adalet Divanı vasıtasıyla 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı 18 ayrı davada sorgulanmıştır. 592 sanıklı davada 1068 kişi tanık olarak dinlenmiştir. Halka açık olarak yapılan Yassıada duruşmalarını 150.000 kişi izleme imkanı bulmuştur. Ayrıca duruşmalar mahkeme salonundan yapılan naklen yayınlarla radyodan halka duyurulmuştur.

27 Mayıs 1960 aslında tam bir askeri müdahale de değildir. Bu müdahale ordu içindeki çok küçük bir subay grubunun insiyatifi ile meydana gelmiş genç subaylar hareketidir. Bu hareketi gerçekleştirenler önce silahlı kuvvetlerde darbe yaparak kendi komuta kademesini ele geçirmişler ve eş zamanlı olarak Demokrat Parti yönetimini devirmişlerdir.

27 Mayıs 1960 darbesi ile Türk siyasi yaşamı altüst olmuştur. Ordudaki hiyerarşi ve disiplin anlayışı da darmadağın olmuştur. Geçen 49 yıl boyunca askerlerin siyasilerin üzerindeki baskısı günümüze kadar devam etmiştir. Nitekim bugün yürütülen Ümraniye operasyonunda da hâlâ askeri darbe hazırlıkları sorgulanmaktadır.

Ne gariptir ki; askeri darbe ile yönetime el koyarak (yani anayasayı, hukuku ve anayasa ile oluşturulan devlet organlarının tamamını yok sayarak) yeni bir anayasa yapmak zorunda kalan askeri yönetim, demokrat parti yöneticilerini anayasayı ihlal ettikleri gerekçesi ile asmışlardır. Anayasanın tamamını ortadan kaldıran darbecilerin, kaldırdıkları anayasayı ihlal ettikleri gerekçesi ile siyasileri yargılamalarına 12 Eylül 1980 darbesinde de aynen devam edilmiştir.

27 Mayıs’ta Demokrat Parti yöneticilerini yargılamak üzere oluşturulan Yüksek Adalet Divanı’nın Yassıada duruşmaları tam bir hukuk rezaletidir. Mahkemece 15 kişi idama mahkûm edilmiş ve bunlardan Başbakan Adnan Menderes ile iki bakanı asılmıştır. Başbakanı ve iki bakanını asan ayni devlet, ayni şahışların itibarlarını 1993 yılında iade etmiştir. Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Zorlu ve Maliye Bakanı Polatkan’ın İmralı Adasındaki naaşları devlet töreni ile İstabul Topkapı’da yapılan anıt mezara nakledilmiştir.

27 Mayıs ile ilgili mağdurların ve bu ihtilali yapanların yazdığı anı kitapları piyasada bolca bulunmaktadır. Bu konudaki en kapsamlı kaynak eser olan ve Mayıs 2007’de Kabalcı Yayınevi tarafından hazırlanan “Yüksek Adalet Divanı Kararları, 14 Ekim 1960-15 Eylül 1961” isimli kitapta çok yararlı belgesel bilgiler yer almaktadır. Bin sayfaya yaklaşan ve tamamen mahkeme belge ve tutanaklarına dayanan bu eser bir hukuk devletinin düşebileceği durumları bütün açıklığı ile ortaya koyması bakımından ibret vericidir.

Sonuç olarak; Askeri darbelerin demokrasi ve hukuk devleti anlayışına verdikleri zararın tahribatı çok derin olmaktadır. Bu tahribatın onarılması ise kolay değildir ve çok uzun zamana ihtiyaç göstermektedir.

Yakın tarihimizde yaşadığımız bu karanlık günler yeni nesillere ders olmalıdır. Milletimizin bir daha askeri darbe istemediği unutulmamalıdır... Demokratik sistem içindeki hukuk düzeninin devamı için her bireye ve her kuruluşa düşen önemli görevler olduğu daima göz önünde tutulmalıdır..


Dr. Tahir Tamer Kumkale
30 Mayıs 2009 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale