26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Neden Camp David? Neden Boğaziçi Kampı değil?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 2 Ağustos 2000 Çarşamba 

Bugün sadece özlemini çektiğim değil, gerçekten hakkımız olan ve yapmaya gücümüz olmasına rağmen bir türlü beceremediğimiz önemli bir konuya değineceğim. Sanırım başlık konuyu yeteri kadar açıklıyor.

1991'den itibaren fiilen dünyanın en büyük gücü konumuna geçen, ve dünyanın Jandarması rolünü üstlenen, ülkelerin büyük ağabeyi ABD; bilindiği gibi ülkeler arasındaki sorunları kendi milli çıkarları doğrultusunda çözümlemek için uygulanabilecek her türlü metodu başarıyla uyguluyor. Bu şekilde büyük devlet olduğunu her fırsattan istifade ile milletlerin kafasına çakıyor.

Amerikanın uyguladığı metotların başında CAMP DAVID çalışmaları geliyor. Adı ile meşhur yerler arasına giren bu bölgede problemli ülke liderlerinin birararaya getirilerek " KARŞILIKLI UZLAŞMA TOPLANTISI " adı altında kendilerine dikte ettirilen konuların bir ortak metinde toplanması ve ABD'ninde bu metinde yazılanlara garantör sıfatıyla kefil olduklarının açıklanması ile oyun sona eriyor. Bütün bu faaliyetlerin tamamen insancıl duygularla dünya ve bölge barışı adına yapılması'da işin kamuflajı oluyor.

ABD Başkanının spor kıyafetler içinde , iki ülke başkanı ile çok samimi bir ortamdaki barış için verdiği büyük çabalar dünya medyasına dakika dakika ve abartılarak aktatılıyor. Bu görüntülere dünya alıştı. Dünyanın en meşhur uzlaşı merkezi olan CAMP DAVID'in en son misafirleri bizi çok yakından ilgilendiriyor. Tam 500 yıl barış içinde atalarımız Osmanlı'nın buyruğu altında barış ve huzur içinde yaşamış FİLİSTİN topraklarının yahudi ve müslüman sakinlerin liderleri ARAFAT ve BARAK kutsal topraklarının paylaşımı ve ortak kullanımı için büyük ağabeylerinin emir ve komutasında tam 15 gün boyunca yoğun bir çalışma içine girdiler.

Sonuç tabii ki yok. Olmasıda şimdilik mümkün görülmüyor. Bilakis karışık olan durum biraz daha karmaşık hale getirildi. Bunun nedenlerini bir başka yazımızda açıklamaya çalışacağım.
 
Konumuz CAMP DAVID çalışmalarının içeriği ve sonuçları değildir. Sonuçlar tabiidir ki öncelikle ayni topraklarda asırlarca dostluk ve huzur içinde birarada yaşamış iki ayrı dine mensup iki ayrı milleti bütün sebep ve neticeleri ile ilgilendirecektir.

Bizim vurgulamak istediğimiz konu; Neden bölge barışı ve huzurunu birebir ilgilendiren ve Türkiye'nin her alandaki menfaatlerini olumlu veya olumsuz etkileyebilecek bir süreçte TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin adı bile yoktur.? Rolü yoktur ?. Fikri yoktur? Neden bizim yöneticilerimizin fikrine müracaat edilmemiştir? Bizi yönetenlerin sorunu olmasada bu konu Türk aydınlarının kafasını kurcalamaktadır ? Kurcalamalıdır. Çünkü; Bizim çevremizde dönen bütün işlerde ve oluşturulan bütün sistemlerde yerimiz ve rolümüz olması gerekmektedir. Bu en doğal hakkımız olarak görülmelidir. Ama Türk aydınını rahatsız eden bu hususlar herhalde bizim yöneticilerimizin aklına dahi gelmiyordur. Gelse idi iki satırlık bir beyanatları olurdu ki, bu hususta şu ana kadar hiç bir yetkiliden bir açıklama olmamıştır. Fakat sayın devlet ve millet büyüklerimizin" Galatasaray'ın kalesini kimin daha iyi koruyacağına " ilişkin beyanlarına boyalı basının her karesinde görmek mümkündür.

Burnumuzun dibinde 50 yıldır birbiri ile çatışan, bizim iki eski tebamız olan, ve bizim ağabeyliğimizi çok iyi tanıyan iki millet var. Biz bunları asırlarca kendi aralarında hiç bir çatışma olmadan ve refah içinde yönettik. Neden bizi doğrudan ilgilendiren bir barış sürecinin başlatılmasında hiç bir katkımız olmuyor. Veya olamıyor. Herhalde CAMP DAVID gibi güzel ve özel yerlerimiz yok.

Amerika; okyanus ötesinden buradaki üç kuruşluk milli menfaaati için geliyor. Çaba harcıyor. Uğraşıyor. Bizim bu konuda iki dost ve kardeş millete arabuluculuk yapabileceğimiz aklımıza dahi gelmiyor.

İleriyi göremeyen, kendi değerini ve gücünü bilemeyen sayın yöneticilerime diyecek bir söz bulamıyorum. Neden acaba bu kadar kısır bir fikri yapı içindeler merak ediyorum. Onlara sorarsanız; " böyle arabuluculuk yapabilmek için büyük devlet olmak lazım " diyeceklerini duyar gibi oluyorum. Peki sorarım size biz küçükmüyüz ?. Lütfen biraz sınırlar dışına çıkın ve sınırlarımızdan başlayarak her ülke halkına sıra ile sorun." BİZ KÜÇÜKMÜYÜZ" deyin. , Bütün milletler; bugünkü aciz ve korkak görüntümüze rağmen TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'ni dünyadaki 200 devlet arasında en güçlü ilk 10 içine koyduklarını görecekler ve şaşıracaklardır.

ORTADOĞU-BALKANLAR-KAFKASLAR gibi sorunlar yumağı bir bölgede yer alan Türkiye; bölgede barış, huzur ,güvenlik ile ülkelerarası kooardinasyon ve uzlaşıyı temin edecek yegane devlettir. Bunu en iyi şekilde yerine getirecek potansiyele sahiptir. İçinden deniz geçen dünyanın en güzel şehri İstanbul'da yüzlerce CAMP DAVID vardır. Yeterki sınırların dışını görebilecek kadar öngörüye sahip yöneticilere sahip olalım.

Gönlüm artık bölgemize ait ve bizi doğrudan ilgilendiren sorunların çözümünde ABD, BM,AB gibi ülke ve kuruluşların değil; TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'nin etkin rol almasını istiyor. Yeterli gücümüz ve etkimiz vardır.
 
SAYIN YÖNETİCİLERİMİZ; sadece siz devlet büyüklerimizin artık kış uykusundan uyanmanızı ve aktif rol almak için emir vermenizi bekliyoruz.. Kimbilir belki sesimizi ve sözümüzü duyan olur. Şurasını bilin ki; sokaktaki küçümsediğiniz sade vatandaş bunu görüyor. İstiyor. Ama binlerce yıllık devlet geleneği dolayısıyla " büyüklerimizin bir bildiği vardır ."diyerek susuyor. Biraz hareket. . Biraz ruh ve heyecan. Biraz kendine güven ile atacağınız bütün adımlarda bu asil ve necip milletin büyük desteğini daima yanınızda göreceksiniz. Nitekim bu sözlerimizin doğruluğu; CAMP DAVİD görüşmelerinin hemen ardından önce ARAFAT'ın ve sonrada BARAK'ın Türkiye'ye gelerek yaptıkları çalışmalar hakkında Türk yetkililerini bilgilendirmek ve desteklerini almak istemeleri ile görülmüştür. Bunun Türkiye'nin dışarıdan görünen gücünün bir göstergesi olarak algılamak gerektiğine inanıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Ağustos 2000 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale