23 Kasım 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürk'ün Türk gençliğine bakış açısı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 17 Mayıs 2009 Pazar 

Bende bu imanı yaratan kuvvet, yalnız aziz memleket ve millet hakkındaki sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1935)

Gençlik ve Spor Bayramını idrak ettiğimiz bu günlerde Atatürk'çü Düşüncenin yılmaz savunucusu olan Türk gençliğine inanıyor ve güveniyoruz..
Türk gençliğine verdiği değer Atatürk'ü yücelten önemli vasıflarından birisidir. Memleketin geleceğini oluşturacak gençlik kavramı Atatürk'te en güzel anlamını bulmuş ve yüce değer yargısına ulaşmıştır.
Büyük Larusse'ta genç; "Yaşı az ilerlemiş kimse ve bu kimseye özgü bedensel , ruhsal özellikler ve davranma biçimleridir. Hangi yaşta olursa olsun, gençliğin güçlülük, canlılık ve dirilik, ataklık, dinamiklik gibi özelliklerini üzerinde taşıyan kimsedir." Şeklinde tanımlanmaktadır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise gençlik kavramını, ülkenin geleceğini emanet edeceği nesiller için kullanmıştır. Çünkü O, köhnemiş zihniyetlere, milleti geriye götürmek isteyen bağnaz kafalılara karşı dayanacağı kesimin Türk gençliği ve bu gençliğin dinamik fikirlerinde olduğunu görmüştür.

Atatürk; çağdaş ve modern ilmi zihniyetle yetişecek genç kuşakların, gelecekte eserlerini ve inkilâplarını daha da geliştireceğini, onu her türlü tehlikeden koruyarak yücelteceğini hissetmiş ve buna yürekten inanmıştır. Tarihte hiç bir lider Atatürk kadar milletinin gençliğine güvenmemiş ve onun kadar gençliği ile bütünleşmemiştir.

Savaşın yıkımının yaşandığı mütareke döneminde Türk gençliği Atatürk için tek umut kaynağı idi. İnançların ve kendine güven duygusunun Türk toplumunun tamamında yıkıldığı tam teslimiyet ortamında Atatürk için tükenmez inanç kaynağı, yüreğini kaplayan engin millet sevgisi ve Türk gençliğini tanımanın verdiği güvendir.

Bu büyük çöküş ve karamsarlık ortamında Atatürk, sırf vatan aşkıyla kurtuluş yolu arayan Türk gençliğini Sivas Kongresi esnasında bir kere daha görmüş ve bunu dava arkadaşlarına göstermiştir.

Sivas Kongresine arkadaşları adına katılan bir Askeri Tıbbiye öğrencisinin Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşlarına haykırışı Atatürk'ü çok etkiler. Genç Tıbbiyeli heyecanla ve korkusuzca bağırır; " Arkadaşlarım beni buraya bağımsızlık davasını başarmak yolunda yaptığınız çalışmalara katılmak için gönderdiler. Biz mandayı kabul edemeyiz. Kabul edecek olanlar varsa, bunları kim olursa olsun red ve takbih ederiz. Farz-ı mahal manda fikrini Mustafa Kemâl Paşa kabul edecek olsa onu da reddedeceğiz."

Tıbbiye öğrencisinin konuşmasından çok duygulanan Gazi, yakın çalışma arkadaşlarına dönerek; "Arkadaşlar gençliğe bakın. Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin" diyerek tıbbiyeliyi yanına çağırır. Elini gençin omzuna koyar. "Evlât müsterih ol. Ben gençlikle iftahar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Azınlıkta kalsakta mandayı asla kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya İstiklâl, Ya Ölüm" diyerek Tıbbıyeli gence güvence verir. Üniforması ile kongreye katılan genci alnından öper ve şöyle der; "Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerimizin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır."

İşte Atatürk'ün Büyük Nutuk'unda yer alan Gençliğe Hitabe'de son şeklini bulan "Cumhuriyetin gençliğe emanet edilmesi" fikri beynine daha Sivas kongresi sıralarında kazınmıştır. Atatürk’e göre gençlik yaş sınırları dışında fikri bir anlam kazanmaktadır. O’na göre gençlik yaşça değil, fakat fikirce yeniliği vurgulamaktadır. “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir” sözünü işte bunu anlatmak için kullanılmıştır.

Atatürk; taşıdığı düşünce yeniliği, ruhundaki enerji tazeliği ile yaşamının her çağında gençti. Genç yaşadı ve genç olarak aramızdan ayrıldı.

Atatürk’e göre genç olmanın ölçüsü yaş değildir. O’na göre genç olmak “İlkeler ve inkilâplara inanç ve bağlılık” ile eş anlamlıydı. “Benim anladığım gençlik; bu inkilâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında bir idealist ise zinde bir gençtir.”

Milli mücadelenin asker kadroları gibi sivil kadroları da gençti. Türk Kurtuluş Savaşını yakından izleyen yabancıların ilk dikkatini çeken noktalardan biri de bu idi. Onlar en şiddetli muharebelere katılan kıt’aların başındaki genç komutanların başarılarını izlerken, TBMM’ni milletlerarası görüşmelerde temsil eden çok genç fakat, yaşına göre çok olgun ve tecrübeli Türk insanı ile tanışıyor ve şaşırıyorlardı. Bu genç kuşak Birinci ve İkinci Meşrutiyet dönemlerini yaşamış, Osmanlı Devletini sona erdiren bütün olayların içinde bulunmuş, Balkan Savaşları, Çanakkale ve Birinci Dünya Harbinin ateş çemberinden geçmiş, memleket ve millet acısıyla yürekleri yanmış ve çok genç olmalarına rağmen pişmiş ve olgunlaşmışlardı. İşte bu genç neslin varlığı ile büyük dinamizmi milli mücadelenin başarılmasında önemli rol oynamıştır.

Atatürk, hayatı boyunca genç değerleri desteklemiştir. Başarı için gençlere fırsat vermenin şart olduğuna inanmıştır. Yakın çevresini de bu konuda duyarlı olmaya zorlamıştır. Titizlikle seçerek yurt dışına okumak için gönderdiği gençlerin durumlarını bizzat takip ederek, hem bulundukları ülkelerde bu gençlere sahip çıkılmasını sağlamış ve hem de memlekete döndüklerinde bunlardan azami istifade etmek için büyük gayret göstermiştir. Bu gençlere yaşlarına göre çok büyük sorumluluklar vermiştir.
“Çocuklarımız- Gençlerimiz- Yükselen Yeni Nesil-Yeni Türkiye'nin Genç Evlatları " gibi sözlerle hitap ettiği gençlerimiz Atatürk’ten daima büyük ilgi ve yakınlık görmüşlerdir.

Atatürk 30 Ağustos 1924'te Dumlupınar'da yaptığı tarihi konuşmasında; bağımsızlık mücadelemizi anlatır ve mutlaka kazanılması gereken yeni savaşın "Uygarlık Savaşı" olduğunu vurgular ve konuşmasını Türk gençliğine hitaben şu sözlerle tamamlar. "Son sözlerimi özellikle memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum.

Gençler; cesaretimizi arttıran ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfanla insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.

Ey yükselen yeni nesil!... Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk. O'nu yücelterek yaşatacak olan sizsiniz." Atatürk'ün Türk milletine armağan ettiği en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti'dir. Atamız bu büyük eserinin muhafaza ve müdafaasını Türk gençliğine emanet etmiştir. Bugün sorgulamamız gereken husus şudur.

Günümüz gençliği bu emaneti muhafaza edecek bilgiye, inanca ve kendine güvene sahip midir ? Bizi Atatürkçü Düşünce ile yetiştiren nesillerden aldığımız feyzi, bizler günümüz gençliğine yeterince ulaştırabildik mi.? sorularının cevabını vermekte zorlanıyorum. Çünkü küresel esen fırtınalarla kafası karmakarış olan günümüz gençliğinin milli davalara yaklaşımını gördükçe bu konuda iyimser düşünmek çok zordur.

Sonuç olarak; bugün Türk Milleti Atatürk'ün gösterdiği hedeflere doğru bir hayli yol almıştır. Modern ve çağdaş bir dünya devleti olma yolunda da hızla ilerlemektedir. Gelinen noktada 1920'lerin Türkiyesinden çok ilerde olduğumuz kesindir. Ama bu gelişmişliğimize rağmen henüz Atatürk'ün idealindeki Türkiye'ye ulaştığımız söylenemez. Bu ideale ulaşmak için;
- Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış tehlikelere karşı koruma şuuruna erişmiş,

- Fikren, ilmen, fennen ve bedenen kuvvetli,
- Yüksek karakterli, Bilimden güç alan ve bilimi amaç edinen,
- Sağlık ve sıhhatini koruyan, sağlıklı düşünme yeteneğine sahip olan,
- Güzel sanatları seven,
- Çalışkan ve kendine güveni olan bir gençlik yetiştirmek, devletin ve bizim nesillerimizin en önemli görevidir. Kendisini en iyi şekilde yetiştirmek için her imkandan yatararlanarak var gücü ile çalışmak ta Türk gencinin vazgeçilmez görevidir. Bunun için çalışkan, daha çalışkan ve en çalışkan olmak zorunda olduklarını özellikle vurgulamak istiyorum.

Ben inanıyorum ki; iyi yetiştirilir ve kendisine güvenilirse Türk gençliği; Atatürk'ün emaneti olan cumhuriyetimizi kanındaki binlerce yıllık tarihinden aldığı milli heyecanı ve milli ruhuyla sonsuza kadar koruyacaktır. Bu kutsal görevi başarı ile yapmayı müteakip bir bayrak gibi nesilden nesile aktararak ülkemizi ebediyen hür ve bağımsız kılacaklardır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Mayıs 2009 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale