28 HAZİRAN 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanların Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






AK Parti de modaya uydu... Türkiye'yi tatil ve vergi cennetine dönüştürdü...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 2 Aralık 2008 Salı 

Büyük işler ve önemli atılımlar ancak birlikte çalışma ile elde edilebilir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1925)

Dini bayramlarımız milletimizin birlik, beraberlik ve bütünlüğünün pekiştirildiği, dostlukların sağlamlaştırıldığı, gelenek ve göreneklerimizin en üst düzeyde yaşandığı, yani millet olma vasıflarımızın yeniden hatırlandığı çok özel ve güzel günlerdir. Kesinlikle tatil ve dinlenme günleri değildir. Aksine geleneksel ziyaretler dolayısıyla son derece yorucu geçen günlerdir. Ama getirdiği büyük hâz bütün yorgunluğumuza bedeldir.

Ak Parti iktidarının takdir ettiğim en önemli icraatlarından biri de eskiden otomatik hale getirilen tatil uzatma uygulamalarına son vermesi idi. Daha önce daima 9 gün olarak uygulanan bayram tatili yapmaya alışmış olan halkımız ilk defa Aralık 2002’de AKP’nin “Bayram tatili uzatılmayacak” bildirisi ile karşılaşmıştı. O zaman Başbakan Yardımcısı olan Mehmet Ali Şahin gazetecilerin ‘Bayramda tatilin uzatılıp uzatılmayacağına’ ilişkin bir sorusuna “Hükümetimiz tatillerin uzatılmasına soğuk bakıyor. Türkiye’de inanılmaz derecede çok tatil var. Biz bunları kısaltmaya çalışıyoruz” cevabını vermişti. Ve bu husus altı yıl süre içinde aksamadan uygulanmıştı.

Oysa değişen Ak Parti kafası bu konudaki olumlu tutumunu terk ederek bayramları uzatma furyasına ayak uydurdu. Geçen Şeker Bayramında yaptıkları gibi Kurban bayramını da uzattılar ve işsizlikten çok yorulan halkımızı azda olsa dinlendirmeye karar verdiler.
Bayram tatilini uzatmama kararını o zaman takdirle karşıladığım Ak Partinin bu yeni uygulamasını anlamak ve kavramakta zorluk çekiyorum. Altı yıl da ne oldu da kararlarını değiştirme zorunda kaldılar.. Demek ki onlarda düzene ayak uydurdular.. Demek ki bundan sonraki bütün bayramlarda biz dokuz gün zorunlu dinlenmeye hazır olacağız..

Türkiye gerçekten bir tatil cennetidir. Bu bakımdan dünyada bir eşi ve benzeri daha yoktur. Bununla eşsiz coğrafi, tarihi ve tabii güzelliklerinden ve Türk insanının emsalsiz misafirperverliğinden dolayı tatillerini Türkiye'de geçirmek için turistlerin birbirleriyle yarıştığı bir tatil cennetini kastetmiyorum. Dünyada en az çalışıp, çalışmadığı için daha çok yorularak devamlı tatile ihtiyacı olan, bu yüzden yöneticilerince kendilerine her vesile ile tatil imkânı sağlanan güzel insanların yaşadığı ülkemden bahsediyorum. Ben gereğinden çok olan tatil günlerini ülkemizin büyük bir sorunu olarak görüyorum ve bu sorunu acilen çözmemiz gerektiğine inanıyorum. Her ne sebeple olursa olsun Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin tatile değil, çalışmaya, ama çok çalışmaya ihtiyacı olduğuna inanıyorum.

Tatil denince bizim nesillerimizin aklına rahmetli Bülent Ecevit gelmektedir. Çünkü iktidara geldiğinde ilk iş olarak Cumartesi saat 1300'e kadar devam eden haftalık çalışma mesaisini değiştirmişti. Ecevit ile başlayan tatil geleneğini şimdi Ak Parti başarı ile sürdürmektedir. AKP Hükümeti; ülkemizin yüce menfaatlerini, halkımızın sağlığını ve dinlenme ihtiyacını daima göz önünde bulundurarak şeker ve kurban bayramını 9 gün yapmıştır. Bu şekilde insanlarımız soğuk kış günlerinde yorulmayacaklar ve bu zorunlu tatil süresinde dinlenerek yüksek enerji toplayacaklardır. Belki bir miktar enerji tasarrufu yapılabilecek, iç turizm canlandırılacak, ekonomimize büyük katkılar (!) sağlanacaktır.

Bu nasıl mantık ve akıl yürütmedir. Anlamak mümkün değildir. “Allah razı olsun Bakanlar Kurulumuzdan. Gece gündüz çalışıp, üretmekten adeta bitâp düşmüş olan milletimizi düşünüyor ve daha zinde bir kafa ile, daha iyi mal ve hizmet üretebilmemiz için her türlü gayreti gösteriyor.” Dememiz mi gerekiyor?

Dünya ile birlikte ülkemizi sarsan ekonomik kriz yüzünden kapanan işyerlerinde işsiz kalarak inim inim inleyen ve kendisine düşen fedakârlığı son kertesine kadar yapan sokaktaki vatandaşımız bu zorunlu tatile ne diyor acaba? Sorun bakalım. Vatandaş tatil mi istiyor. Yoksa çalışmak mı istiyor?

- Bayram mı geldi? Yapın UZATILMIŞ TATİL...
- Yağmur yağdı. Kar yağdı. Yerler buz oldu. TATİL...
- Deprem oldu. DEPREM TATİLİ...
- Yılbaşı geldi. YILBAŞI TATİLİ
- Toplam 104 günlük rutin HAFTASONU TATİLİ...
- Yıllık KANUNİ ve MAZERET İZİNLERİ TATİLİ...
- Okullarımızın YARIYIL ve üç aya kadar uzayabilen YAZ TATİLLERİ...
- Grip salgını var, nezle oldun, diş çektirdin ile gelen SAĞLIK TATİLLERİ

Bu tatiller listesi ne yazık ki uzayıp gitmektedir. Peki, biz ne zaman çalışıp ne zaman üreteceğiz ve ne zaman para kazanacağız? İnsanlarımızın önemli bir kısmının işsizlikten dolayı zorunlu tatilde olduğu bir durumda bu bıktırıcı tatil uygulamaları ile sonucunda milletimiz tatile adapte olmuştur. İnsanlarımızın psikolojisi, günlük yaşamlarındaki sosyal bakış açıları değişmiştir. Artık hiç kimse çalışmayı düşünmüyor ve oturduğu yerden hiç yorulmadan para kazanmak istiyor. Yeni işe giren bir kimsenin önünü gördüğü yok. Gençlerimiz 30 yılda Genel Müdürlüğe ulaşabilenlerin kazanacakları hayat standardını daha işe başlarken kazanmak istiyor. Evlâtlarımız bir ömür boyu çalışarak kendilerine sağladığımız yaşam standardını kendi kazanımları olarak görüyor ve işe buradan başlamak istiyor. İstediğini bulamayınca da bunalıma giriyor.

Birbiri ardı sıra gelen zoraki tatillerin milli geleneklerimizi ve milli karakterimizi değiştirdiği kesin olarak biliniyor. Bayramda akraba, dost ve komşularla kaynaşılması, büyüklerin ziyareti, yardımlaşma ve komşular arası dayanışma yavaş yavaş kalktı. Önce büyüklerimiz tatil yörelerine ve yazlıklarına kaçtılar. Bunu gören küçükler de aynen taklit ettiler. Şimdi bayram denilince tatil ve evden uzaklaşmak akla geliyor. Acı ama gerçek. Binlerce yıllık geleneklerimiz gözlerimizin önünde teker teker yok oluyor.

Deniz ve göl kıyılarımız, kıyılara bakan bütün tepelerimiz, orman içlerimiz; kibrit kutusu gibi birbiri üstüne binmiş sayısız evle doldu. Yazlık almak, hatta mümkünse birkaç tane almak moda oldu. Yılda ortalama en fazla 1,5-2 ay kalınabilen bu evlerde her türlü konfor ve medeni gereç mevcut. Telefon, beyaz eşya ve modern mimarinin bütün süslü imkânları düşünülmüş. Bu şekilde sadece dinlenmek için gerçekleştirilen çarpık bir yapılaşmaya sadece bizde var. % 90 'ı deprem kuşağında yer alan ülkemizde; bu üçüncü sınıf malzeme ile inşa edilerek, boya ile süslenen binlerce binanın insanlarımıza mezar olduğunu 17 Ağustos depreminde birlikte gördük ve yaşadık.
Milli servetimiz; bize nereden geldiği belli olmayan tatil hevesi yüzünden şehirlerden tatil köylerine taşındı. Bu taşınma ile birlikte gelenek ve göreneklerimiz, Türkün kendine has milli hasletleri de kayboldu. Hükümetlerimiz; yerli yersiz tatillerle, yerleşik düzendeki insanlarımızı adeta evlerinden çıkartıp tatil beldelerine gitmeye zorladılar. Ve sonunda milletçe karşılaştığımız manevi yıkımın gerçek mimarları oldular.

Oysa bu tatil beldelerine yatırılan paralarla üretime yönelik işyerleri kurulabilirdi. Keşke, turizm açısından eşsiz değerdeki bölgelerimizdeki tatil evlerini almak için yapılan küçük, fakat bir araya geldiğinde çok büyük meblağlara ulaşan halk tasarrufları daha faydalı ve yararlı yatırımlara yöneltilebilseydi. Keşke, insanlarımız dinlenmeye ve yatmaya değil de, çalışmaya ve tasarrufa teşvik edilebilseydi. İşte o zaman milli gelirden aldığımız pay da bugünkü seviyesinin birkaç kat üzerinde olurdu.

Sonuç olarak; Ak Parti kurban bayramı tatilini uzatma uygulaması ile bir kere daha sınıfta kalmıştır. Ekonomik kriz altında bunalan Türk milletinin bugünkü ekonomik gelişmişlik düzeyi ile dinlenmeye ve tatile değil çalışmaya, çok çalışmaya ve daha çok çalışmaya ihtiyacı olduğunu yöneticilerimiz artık görmelidir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
2 Aralık 2008 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale