30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






1929 dünya ekonomik krizinde alınan 'Türk ekonomisini kurtarma tebdirlerini' bugün de aynen uygulamamız mümkündür
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 20 Kasım 2008 Perşembe 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk vatanında asırlardan beri ferdi ve hususi teşebbüslerle yapılmamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi ve görüldüğü gibi kısa zamanda yapmaya muvaffak oldu. Bizim takip ettiğimiz yol, görüldüğü gibi Liberalizmden başka bir sistemdir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1936)

Bütün dünya ekonomik kriz ile mücadele ederken Türkiye’de ekonomi yöneticileri tedbir değil laf üretmeye devam ediyorlar.

Ekonomik krizler toplumun bütün kesimlerini doğrudan ilgilendirdiğinden ve sonuçları süratle mutfağa yansıdığından kısa sürede sosyal yıkımlar meydana getirirler. Psikolojik yönü ekonomik yönü kadar yıkıcı olur. Bu bakımdan krizler ancak güçlü liderler tarafından çok radikal tedbirlerle atlatılabilir.

Tamamen milli bir direniş gösterebilmek ve topyekûn bu yıkımı atlatabilmek için milletin yöneticilerine güveninin tam olması gerekir. Oysa bugün geldiğimiz noktada krizden çıkışın formülü bizde değildir. Çünkü başbakan Erdoğan’ın ağzından “ Türkiye’yi ekonomik kriz karşısında ancak IMF politikaları koruyabilir. Bunun için yönetimi onlara devrettik” açıklaması yapılmıştır.

Şimdiden milletimize geçmiş olsun. Bu sözlerin karşılığı Türk milletinin krizin yıkımını en ağır şekilde yaşayacak demektir. “Allah bu millete acısın” demekten başka sözümüz olamaz.

Belki yol gösterici olur ve ekonomi yöneticilerinin kulaklarına gidebilir umuduyla 1929 dünya ekonomik krizinden Gazi Mustafa Kemal yönetimindeki Türkiye’nin nasıl yara almadan çıktığını örnekleri ile vermeğe çalışacağım.

Bilindiği gibi dünya 1929’da çok önemli bir ekonomik buhran devri yaşamıştır.
Sanayileşmiş ve kalkınmalarını tamamlamış batı ekonomilerini dahi allak bullak eden bu buhrandan gelişmekte olan Türk ekonomisinin de büyük ölçüde etkilenmesi çok doğaldır. Fakat Türk yöneticilerinin yerinde ve zamanında aldıkları önlemlerle Türk ekonomisi beklenilenin aksine dağılmamış ve büyük yaralar almamıştır. Aksine bu dönemin ilk menfi tesirlerinin atlatılmasını müteakip Atatürk’ün Ekonomi Görüşü olarak nitelendirdiğimiz ekonomi modelinin gelişip uygulamalarla yaygınlaştırılmasına başlıca amil olmuştur.

1929 Buhranı’na gelindiğinde durum ne idi? Buhranın etkisi ile neler oldu?
Alınan mücadele önlemlerinin uygulama alanındaki sonuçları ne oldu?
Sorularının cevaplarını konulara çok kısa olarak değinmek suretiyle vermeye çalışacağım.

1929–1930 Dünya Ekonomi krizi başlayınca fiyatlardaki düşmenin sebep olduğu kazanç kaybını karşılamak üzere tarım ürünlerindeki üretim bir süre artmaya devam etti ise de fiyatlardaki düşmenin devam etmesi üretimdeki artışın durmasına, hatta özellikle ticaret ve sanayi bitkilerinin üretiminde daralmalara sebep olmuştur.

Tarım ürünleri fiyatlarındaki hızlı düşmenin etkisi sadece tarım üretimini ve tarım gelirlerini olumsuz yönde etkilemekle kalmamış, ekonominin bütün kesimlerini etkisi altına almıştır. Gelirlerin azalması ile çiftçiler Ziraat Bankası’ndan ve tüccardan aldığı krediler ile devlete olan borçlarını ödeyemez duruma düşmüşlerdir. Bunun üzerine Ziraat Bankası, ya krediyi kesmiş veya kredi şartlarını daha da ağırlaştırmak zorunda kalmıştır. Bu durumda çiftçi giderek artan borç yükünün altına girerken, devlete olan vergi borçlarını da ödeyemez duruma düşmesi sonucu vergi bakayaları yıldan yıla artmıştır.

Krizden sonra çiftçi gelirlerinin düşmesiyle köylünün piyasa ile olan ilişkileri azalmıştır. Sonunda ekonomide bir durgunluk ve daralma olmuştur. Buna misal olarak 1931 yılı devlet bütçe gelirlerinin 1929 bütçe gelirlerinin % 75’ine gerilemesi verilebilir.

Türk ekonomisinin bu yıllardaki en büyük sorunu verimliliği arttırmak ve yeni kapasiteler yaratmaktı. Ülke, geleneksel bir kaç tarım ürünü dışında dışarıya satacak malı olmamasının, şeker, gaz, bez gibi en zaruri sanayi ürünü tüketim mallarını bile dışarıdan satın almasının sıkıntısını çekiyordu.

Sorunun açık bütçe politikası ile talebi arttırmak suretiyle çözümlenmesi mümkün olmadığından krizden sonrada denk bütçe politikası izlenmeye devam edildi. Cumhuriyetin kuruluşundan beri cari harcamalar yanında sermaye birikimine yönelik harcamalara önem veren bütçe politikasına devam edilerek, devlet gelirlerindeki gerilemeye karşı vergi oranlarını yükseltmek, yeni vergiler koymak ve borçlanmaya gitmek suretiyle çare arandı.

Bütçede denkliğin sağlanması için devlet eliyle sermaye birikimine önem verilmiş ve dolaylı vergilerin oranları ile kapsamları genişletilmiştir. Bu arada memur maaşları ile işçi ücretlerine “Buhran ve Muvazene Vergisi” adı altında yeni vergiler konmuştur. Bu şekilde 1932/33 mali yılından itibaren devlet gelirlerinde yükselme sağlanmış ve yükselme artarak devam etmiştir.

Hükümet ihracatı attırıp, ithalatı azaltmak için birçok batılı sanayi ülkesindeki benzer uygulamalara gitmekten, yani devalüasyondan kaçınmıştır. Çünkü Türk ekonomisinin içinde bulunduğu şartlar Türk Lirasını devalüe ederek dış ödemeler bilânçosunun dengeye kavuşturulması için uygun değildi. Bunun için Türk lirasının dış değerini korumak üzere şart olan dış ödemeler dengesinin sağlanmasında dövizlerin kontrol altına alınması, ithalattan alınan gümrük vergisinin yükseltilmesi, kontenjan ve kliring uygulamaları tatbik edildi.

Bu arada Türk lirası 1930’da İngiliz Sterlinine bağlandı (1 Sterlin: 10.30 TL. idi) Yerli ve yabancı bankalarla yapılan bir şirketler birliği anlaşması ile 1 milyon 40 bin Sterlinlik bir döviz fonu teşkil edilerek tespit edilen paritenin korunmasına çalışıldı. Aynı yıl kabul edilen “1567 Sayılı Türk Lirasının Kıymetini Koruma Kanunu” ile hükümete döviz alım ve satımını düzenleme, tahdit etme ve gerekli tedbirleri alma yetkisi verildi.

10 Temmuz 1933 tarihli ve 2294 Kanun ile damping (düşürüm) ve devalüasyonlara karşı gümrük resimlerini değiştirme yetkisinin uygulanmaya başlaması ile 1929’da toplam ithalat değerinin % 33’ü olan gümrük resimleri toplamı 1936 da % 77’ye yükseltildi.

1931’den itibaren ticaret açığının artmaması için ithalata kontenjan konulmaya başlandı. Fakat kontenjan tespitinde yerli sanayinin girdi ithalatının zarar görmemesine özen gösterildi. Ticaret bilânçosunun aktif olduğu ülkelere öncelik tanıması ile ithalat 1929’daki 750.000 Ton’dan 1933’te 396.000 tona indirilerek % 72 oranında daraltılmıştır.

Mümkün olduğu kadar bütün ülkelerle kliring ve takas anlaşması yapılmaya çaba harcanmıştır. Türkiye ile ticaret ve ödeme antlaşması yapan ülkelerden ithalata öncelik tanındı. İhracatı teşvik için ihraç mallarının standardizasyonuna önem verilerek fındık ve yumurtadan başlayarak ihraç mallarında kalite kontrolüne gidildi. Bu kontrol işini yürütme görevi 1934 yılında kurulan TÜRKOFİS’e verildi. Bu ofise ayrıca piyasa araştırma görevleri ile uluslararası ticaret ve ödeme anlaşmaları hazırlama görevi de devredildi.

Kriz döneminde üretilen tarım ürünlerinin fiyatlarının hızla düşmesi karşısında ithal edilen sanayi malları fiyatlarının daha az oranda düşmesinin tarımda çalışanlar aleyhine yarattığı fiyat farkını önlemek için bazı malların üretimi azaltılarak mahsul fiyatlarının yükseltilmesine çalışıldı. 1932 yılında tütün ekim alanı sınırlandırıldı. Öte yandan 3.7.1932 tarihli 2026 Sayılı Kanun ile hükümete tespit edilecek taban fiyatından buğday destekleme alımı yapması, bu yüzden meydana gelecek zararın karşılanması için bütçeye 1 milyon TL. ödenek konulması için yetki verildi.

Hükümetin Ziraat Bankası kanalı ile yürüttüğü bu hizmetler sonucunda temel üretimi buğdaya dayanan köylünün durumunda nispi bir iyileşme sağlanmıştır. Bu arada, Tarım Kredi Kooperatiflerinden sonra Tarım Satış Kooperatiflerinin kurulmasına önayak olan hükümet küçük çiftçinin ekonomik durumunu düzeltmesine yardımcı olmuştur. Ayrıca şeker, tuz gibi çiftçinin pazardan aldığı temel gıda mallarının fiyatları düşürüldü. Yine çıkartılan bir kanunla yabancı uyrukluların ülkemizde küçük sanatlarla uğraşmaları
yasaklandı ve bu alan tamamen Türk vatandaşlarına bırakıldı.

Ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek için devletçiliği verimli ve olumlu bir sistem olarak ele alan cumhuriyet hükümetleri bir yandan özel girişimleri koruyucu ve özendirici tedbirlerle teşvik ederken öte yandan özellikle krizden sonra devletin genel ekonomik gelişmesini hızlandırıcı altyapı yatırımları yanında, bankacılık, ulaştırma, sanayi, madencilik ve elektrifikasyon alanlarındaki yatırım ve girişimlerini attırdı.

Kurulan Merkez Bankası ile bankacılık hizmetleri devletin kontrolünde yönlendirilmeye başlamıştır.

Birinci ve İkinci Beş Yıllık Sanayi Planları ile ekonomik güçlenmeye katkısı olacak pek çok kuruluş oluşturularak planlı bir şekilde kalkınma tedbirleri sürdürülmüştür.

Sonuç olarak; Batı ülkeleri, bir yandan devalüasyona gitmek, gümrük resimlerini attırmak, ithalatlarına kontenjan koymak suretiyle ihracatlarını arttırmaya ve ithalatlarını kısmaya yönelik politik tedbirleri, öte yandan talep yetersizliğini gidermeye yönelik para ve maliye politikaları ile ekonomilerindeki mevcut kapasiteyi tam olarak çalıştırmaya çalışırken, Türkiye; ekonomik kalkınmasını hızlandırarak ve yeni kapasite yaratarak krizle mücadele yolunu seçmiştir. Açık bütçe politikasına kesinlikle müsaade edilmemiştir. Aksine bütçenin denk olmasını sağlayacak tedbirler alınmıştır.

Türkiye; bir yandan döviz kontrolüne gitmek, ithalattan alınan gümrük resimlerini yükseltmek, kontenjan ve kliring uygulamalarına gitmek suretiyle dış ödemelerde dengeyi sağlamaya çalışırken; öte yandan ekonominin etkili bir kredi sistemine kavuşturulması, sanayileşmenin başlatılarak, ekonominin çok geri bir tarıma dayalı olmaktan kurtarılması, taşımacılık ve haberleşme alanlarında sağlanacak gelişmelerle mahalli piyasalar arasındaki kopukluğun giderilmesini sağlamıştır.

Ayrıca ülke çapında işbölümü ve uzmanlaşmaya gidilmesinin sağlanması, ticaretin daha etkin hale getirilmesi, tarım alanında ilkel üretim metotlarını sürdüren köylü işletmelerinin daha ileri üretim tekniklerini kullanmaları yolunda yoğun çaba harcanmıştır.

Özel girişimler koruyucu ve özendirici tedbirlerle teşvik edilirken, devletin genel ekonomik gelişmesini hızlandırıcı altyapı yatırımları yanında, bankacılık, ulaştırma, sanayi, madencilik, elektrifikasyon gibi alanlarda yaptığı yatırımlarla istikrarlı ekonomik kalkınma sağlanmaya çalışmıştır.

İşte bu tedbirlerle 1929/30 ekonomik krizi fazla zarar görmeden atlatılabilmiştir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
20 Kasım 2008 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale