30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Uydu devletler asla strateji belirleyemezler
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 9 Kasım 2008 Pazar 

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

“Siyasetimiz mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır” diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk sömürgeci güçlerle Lozan’da verdiği diplomasi mücadelesini kazanarak tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurdu. Genç devletin kısa sürede dünyanın saygın ve sözü geçen ülkelerinden biri olmasını sağladı. Dengeli, tutarlı ve uygulanabilir düşünce sistemini devreye sokarak cumhuriyetin sağlam temeller üzerine oturmasını ve kendine yeterli bir güç merkezi olmasını sağladı.

Oysa, Atatürk’ten sonra gelen yöneticilerimiz emanete sahip çıkamamışlar ve cumhuriyetin temel vasfı olan tam bağımsızlık kavramını anlayamamışlardır. Sonunda ülkemizi tamamen dışa bağımlı ve kendi iradesi ile iş yapamayan sömürge görünümünde bir ülke haline dönüştürmüşlerdir.

Elli yıla yaklaşan AB serüvenimiz sonuçsuz bir hedefe kürek çekmeğe dönüşmüştür. Türkiye’nin AB’ne alınmayacağı artık Avrupa’nın her platformunda açıkça dile getirilmektedir. Göstermelik olarak verilen onbeş yıl sonrası katılım sözünün ise yaptırım gücü olmayacağı kesindir. Çünkü onbeş yıl sonra, daha şimdiden çok kesin fikir ayrılıkları bulunan AB’nin mevcudiyetinin ne olacağı da meçhuldür. Buna rağmen bugün iç ve dış politikamıza AB’nin maaşlı memurları yön vermektedir.
Dış politikamız ise 1952 yılında NATO daimi üyeliğine girişimizi müteakip ilişkilerimizde defalarca hüsrana uğramamıza rağmen ABD tarafından yönetilip yönlendirilmektedir. Ve bugün bölgemizde tamamen ABD’nin kuklası ve maşa olarak kullanılan bir devlet görünümümüz vardır. Nitekim Başbakan Erdoğan dahi Ortadoğu ile birlikte 23 İslam ülkesini “demokrasi götürüyorum” kandırmacasıyla Irak misali bölüp parçalamayı hedef alan Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanı olmakla övünmekte ve bunu sürekli tekrarlamaktadır.

Ekonomik alanda ise bağımsızlığımızı tamamen yitirmiş vaziyetteyiz. Kan dökerek, can vererek binbir güçlükle kırdığımız kapitülasyon zincirini 1995’te Gümrük Birliği antlaşmasını kabul ederek yeniden boynumuza geçirdik. Bilahare artan borç yükü karşısında ülke ekonomisini kayısız şartsız IMF ve Dünya Bankasına teslim ederek kontrolu tamamen kaybettik.

İç politika, dış politika ve ekonomideki tam teslimiyet giderek milli kültür politikalarımıza etki etti . Meydana gelen kültür yozlaşması ile binlerce yıldan günümüze taşımayı başardığımız milli kültür değerlerimiz büyük bir erozyona uğradı. Milli devletimiz sonunda milli vasfını kaybedip global değerleri benimsemiş insanların çoğalması ile yön ve şekil değiştirdi.
Atalarımızın Göktürk kitabelerine kazıdığı öğütlerin yerine getirilmesine bugün çok ihtiyacımız vardır. Evet, artık titremeli ve kendimize dönmeliyiz. Dönmeliyiz ama nasıl? İşte sorun buradadır.

Bulunduğumuz coğrafyada güçsüz devletlerin yaşaması çok zordur. Hem yakın çevremizden ve hem de kendimizden kaynaklanan önemli sorunlarımız vardır. Mevcut sorunlarımızın çoğu dış kaynaklıdır ve ancak halkın desteği ile çözülür. Halkın desteği ise, halkın meseleler hakkında doğru bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi ile sağlanır. Eğer halkımız bilgili ve bilinçli değilse, yöneticilerini etkilemesi mümkün değildir. Halkın bilgilendirilmesi; bilgili, şuurlu, milli kültür ve tarih değerlerine sahip kişilerce yapılır.

Böyle kişiler ortaya çıkmalı ve Türkiyenin sadece ABD, AB ve IMF ekseninde dolaşmasının bir kader olmadığını, bu coğrafyada büyük potansiyel güce sahip bir ülkenin bunlar dışında daha pek çok alternatif stratejileri olduğunu anlatmalıdır. Alternatif o kadar çoktur ki her biri bizi bugünkü tam teslimiyetçi sömürge durumundan kurtarmaya yeterde artar bile.
Hatta bir yere bağlı kalmadan biz kendimiz milli bir strateji oluşturabiliriz. Ve yakın çevremizden başlayarak bölgemizi bu milli çerçevede yönetebilir, yönlendirebiliriz. Bunu dün atalarımız yapmıştı. Bugünde yapabilecek gücümüz vardır. Yeterki kararlı olalım ve bu konuda tam yetki ile görev yapacak ehil yöneticileri bulup başımıza geçirelim.

İlk planda aklımıza gelen alternatif stratejilerden birkaçı özetle şunlardır.
- ABD ve AB ile ilişkilere dengeli devam edilirken, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya ile stratejik ortaklık yolları aranmalıdır. Ortadoğu ve Avrasya ile ilişkiler ABD değil, Türkiye merkezli olarak ele alınarak geliştirilmelidir.
- Türkiye’yi her alanda özgür ve bağımsız hale getirmeden “Milli Strateji” tesbit etmek ve uygulamak çok zordur. Bunun için öncelikle kendi içimize dönerek kaybettiğimiz milli değerlerimiz yeniden kazanılmalıdır. Türklük şuurunu canlandırıp kendimize güven sağlanmalıdır. Atatürk’ün dediği gibi; öncelikle kendi milli gücümüze dayanarak ayakta kalabileceğimiz unutulmamalıdır.
- Ordumuzu dışa bağımlı olmaktan kurtarmalı, tamamen milli kaynaklı, kendi üretimimiz olan küçük fakat etkili silah sistemleri ile kendi savaş taktiklerimiz geliştirilmelidir.
- Osmanlı coğrafyasında altıyüz yıldır yaşayan adil Türk imajını yeniden canlandırarak bizden ayrılan ulusların güveni kazanılmaya çalışılmalıdır.
- İstihbarat teşkilatımızı yeni baştan düzenlememiz, üniversitelerimizin master ve doktora proğramlarını bu maksatla organize ederek bu çalışmalardan yararlanmamız gerekmektedir. Başta ABD, AB Ülkeleri, Rusya, ve Çin olmak üzere ilgi ve tesir sahamıza giren ülkeleri inceleyen enstitü ve araştırma merkezleri ivedilikle kurulmalıdır.
- Dünya güçleri arasındaki hassas dengelerden yararlanırken, merkezinde Türkiye’nin bulunduğu bölgesel bir güç merkezi kurma hedefine ulaşma planları geliştirilmelidir. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı içindeki yerimiz ve rolümüz bu maksatla yararlanmak üzere yeniden gözden geçirilmelidir.
- Türkiye’yi, kendi stratejilerini ve planlarını kendi yapıp uygulayabileceği, içinde bulunduğumuz uçağın yolcusu değil, pilotu olacağı bir gelişmişlik düzeyine ulaştıracak eğitim sistemi kurulmalıdır.
- Orta Asya Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere Türk dünyası ile ilişkilerimiz her alanda geliştirilmelidir.
- Türkiye 2050’de Süper Güç, 2100’de Dünyanın lider ülkesi olma hedefine uygun stratejiler üretmelidir.
- Türkiye sahip olduğu potansiyel gücü herekete geçirmenin yolları bilimsel olarak ortaya çıkartılmalıdır. Bilim adamlarımızca üretilecek stratejilerin kendi gücümüzle elde edilebilir olmasına dikkat edilmelidir.
- Dünyada sadece Türkiye, Sudan ve Tacikistan’da bol olarak bulunan ve petrolden daha kıymetli olan stratejik su kaynaklarımızla birlikte zengin yeraltı servetlerimizi bizim değerlendireceğimiz politikalar geliştirilmelidir.
- Dünyanın giderek artan doğal gıda ihtiyacını karşılama planları yapılmalı, stratejiler geliştirilmeli ve temel gıda maddelerinin temini açısından dışarıya bağımlı hale getirilme çabaları önlenmelidir.
- Mevcut ve denenmiş ekonomik yöntemlerin Türkiye’yi içine düştüğü bataktan çıkartması mümkün değildir. Uygulamaya devam edildiği takdirde bu yöntemlerin ülkeyi her geçen gün daha kötüye götüreceği belli olmuştur. Türkiye’nin ekonomisini sıçratacak denenmiş ve başarısı kanıtlanmış Atatürk’ün ekonomik görüşleri ivedilikle uygulama alanına konulmalıdır.
- Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ten sonra lider çıkartamamanın sıkıntısını çekiyoruz. Türkler ancak iyi liderler elinde iyi ve kalıcı eserler verebilmektedir. Bu yüzden “Nasıl yeni liderler yetiştirebiliriz?” sorusunun cevabı aranmalı ve bulunmalıdır.

Atamızın dediği gibi, önce kendimize güveneceğiz; Kaybolan Türk’ü ve Türk’ü Türk yapan Türk kültürünü yeniden kazanacağız; Türk kültürünü çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkartacak yeni stratejiler üretip uygulama usullerini bulacağız. Uydu olan ve sadece emir alıp uygulayan değil, uydulara yön veren ve uygulatan, yöneten ülke olacağız.

Peki bunu yapabilir miyiz ? Tarihte en iyisini yapmışız. Bugün mevcut potansiyel gücümüz ile eskisinden daha iyisini yapabiliriz. Yeter ki kendimize güvenmesini öğrenelim... Birbirimize güvenelim…Devletimize güvenelim…
Güvenmek için tek çıkar yolun ise bilmek ve bilgilenmek olduğunu daima hatırda tutalım… Bilmek ve bilgilenmek ise bu alanda ciddi şekilde kafa yormakla, geçmişi iyi bilmekle, geçmişin ışığında bugünü irdeleyerek yaşayıp geleceğe ait dersler çıkartmakla mümkündür.

Türkiye’de bu dediğim hususları yapacak aydınlarımız olmasına rağmen bunların çoğu genellikle batı kaynaklarına bağlı kalmışlardır. Ve kendilerine oradan bilinç altından yapılan yönlendirmenin tesirinde kalarak milli politikalar üretememişlerdir. Sonunda aydınlarının yeni fikirler üretemediği toplumumuz sömürge gibi yönetilmeyi hak etmiştir.

Bilelim ki kendi stratejilerini üretemeyen milletlerin kurdukları devletler küresel güçlerin uydusu olmaya mahkûmdur.

Bugün Türkiye’de yeni yeni açılmaya başlanılan strateji üretim merkezleri ümit vaat etmektedir. Türk bilim adamları bu merkezlerde uzmanlaşarak dünyadaki gelişmelerin ışığında güncel olayları değerlendirip bilimsel ağırlığı olan stratejiler üretmeğe başlamışlardır.

Bu merkezler ile üniversitelerimizin araştırma yapan enstitülerinin ürettiği fikirleri değerlendirip bu fikirlerden milli menfaatlerimizi, milli hedeflerimizi, milli stratejilerimizi tespit edip buralardan milli politikalar üretecek kuruluşumuz olan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yeni kanunu ve yönetmeliği ile bu vasfı ortadan kaldırılmıştır.

Atatürk’e göre; uydu devlet olma görüntüsünden ancak kendi milli değerlerimiz ve kabiliyetimiz çerçevesinde ürettiğimiz stratejilerin milli politikalar haline dönüşüp uygulanmaya başlanması ile kurtulabiliriz. Unutmamalıyız ki; uydu devletler strateji belirleyemezler...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
9 Kasım 2008 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale