29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırılarından sonra dünyanın çivisi çıktı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 27 Ekim 2008 Pazartesi 

Felaket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk, Nutuk - 1927)

11 Eylül 2001 tarihi insanlık tarihi için bir dönüm noktasıdır. Kuralsız şiddetin uygulandığı Asimetrik Savaş’ın en önemli örneklerinden biri olan İkiz Kuleler ile Pentagona yapılan uçaklı saldırıların üzerinden tam yedi yıl geçti. İnsanlık tarihinde ilk kez bu çaplı bir terör saldırısı dünyanın gözleri önünde birebir canlı olarak televizyonlardan seyredildi.

Bütün insanlık âlemi gördükleri karşısında dehşete düşmüşlerdi. Dünyayı sarsan terör illeti bu defa hiç beklenmeyen bir zaman ve yerde Amerika’da ortaya çıkıyordu ve inanılmaz görüntüler bir daha çıkmamak üzere dünya insanlığının kafasına kazınıyordu.

11 Eylül’e kadar mahalli kalan terör saldırıları artık dünya hâkimiyetine soyunan devasa güce saldırma aşamasına erişmişti. ABD, bu saldırılarda tamamen zamansız ve tedbirsiz yakalanmıştı. Ama ABD büyük devletti ve kendisine yapılan bu saldırıdan sonra belki o güne kadar dünyanın her yanını saran terör illetinin zararlarını anlayabilir ve teröre karşı etkili tedbirler alınabilirdi. Strateji uzmanlarının ilk anda aklına gelen husus buydu. Çünkü bu saldırılara uluslar arası terör ulaşabileceği en uç noktaya ulaşmış oluyordu. Ve bu saldırının maddi ve manevi yıkımı sanıldığından da büyük olmuştu.

Peki, geçen sürede ne oldu? Terörizme karşı etkin tedbirler alınabildi mi?

Dünya insanlığını tehdit eden bu amansız düşmana karşı ülkeleri birlikte çalışmaya sevk edecek ciddi organizasyonlar yapılabildi mi? Ve son olarak bugün dünya terör saldırılarına karşı 11 Eylül öncesine göre daha güvenli mi?

Bu soruların tamamına verilebilecek cevaplar ne yazık ki tatmin edici değildir. Çünkü dünya 11 Eylülden sonra gerçek bir terör cennetine dönüşmüştür. Dünya bugün çok daha güvensizdir. Büyük-küçük, zengin-fakir ayrımı yapılmadan bütün ülkeler terörün hedefi durumuna gelmişlerdir. Terörün ne zaman, nerde ve kimleri hedef aldığını önceden kestirmek artık imkânsız hale gelmiştir.

11 Eylül’den sonra yeterli ve gerekli tedbirlerin alınmaması, bir bakıma yangının üzerine su değil benzin dökülmesi sonucunda bu yıkıcı afet büyüyerek dünya sathına yayılmış ve tedbir alınması daha da zorlaşmıştır. Geçen sürede uluslararası terörizm bir ağ gibi bütün dünyayı sardı. Dünyanın bu en büyük terörist saldırısının ardından uluslararası terörizmin önlenebilmesi için hiçbir somut adım atılmadı.

11 Eylül saldırıları teröre karşı mücadelede uluslararası çözüm üretebilmek için çok önemli bir sebep teşkil etmesine rağmen dünyamız bugün eskisinden çok daha fazla terör olaylarıyla kaynıyor. Teröre kurban verilen masum insanların sayısı giderek artıyor. Oysa 11 Eylül 2001 terörizmle mücadelede bir milât olmalıydı. Bu tarihten itibaren dünya el ele verip bu insanlık ayıbı vahşi terör belasından kurtulmalı idi. Beklenenin tam tersi oldu. Bugün geldiğimiz noktada geleceğe çok daha karamsar bakıyoruz. Çünkü geçen sürede terör yangınını söndürecek çabalar tamamen durdu, ama teröre verilen destekler arttı.

Bugün bir insanlık suçu olarak görülen Uluslararası Terörizmi pek çok devlet kendi millî menfaatlerinin elde edilmesinde acımasızca kullanmaktadır. Görünüşte bütün resmi devlet ağızlarından terör kınanmaktadır. Ama sahte sözcüklerle ve yarım ağızlarla verilen birlikte mücadele çağrıları hep havada kalmaktadır. Teröre karşı etkili bir uluslararası koordinasyon olmadığı için terör süreklilik kazanmaktadır.

Türkiye, son kırk yıl boyunca uluslararası terörizmin her alanda kullanıldığı bir savaş arenası haline getirilmiştir. Türk milleti terörizme on binlerce masum insanını kurban vermiştir. Nice yuvalar yıkılmış, nice masum ocaklar sönmüştür. Ekonomimiz altından kalkılamayacak boyutlarda bozulmuş, halkımızın refah ve mutluğuna kullanılacak sınırlı ölçüdeki milli gelirimiz de terörle mücadele alanında silahlı mücadele için ayrılmıştır.

Ülkemizdeki terörü yaratan ve destekleyen mihraklar (pek çoğu ile ayni ittifak içinde bulunduğumuz ülkeler) teröristleri açıkça desteklemekten çekinmemişlerdir. Ve her terör eylemi sonrası teröristlerden değil, devletimizin yetkili organlarından hesap sormuşlardır. Hatta bu dostlarımız(!) kanuni yetkilerini kullanan güvenlik güçlerimize çatarak, "teröristleri neden cezalandırıyorsunuz" diye açıkça diklenmişler ve paramızla satın aldığımız silahları dahi kullanmamızı engellemeye çalışmışlardır. Katledilen gazetecileri, parlamenterleri, bürokratları, güvenlik mensuplarını ve ölen binlerce masum insanların acılı ailelerini değil, onları öldüren hapisteki teröristleri ziyaret ederek desteklemekten çekinmemişlerdir. 35000 kişinin katili terörist başı Abdullah Öcalan’ı Türk adaletinin elinden kaçırmak için AB ülkelerinin üst düzey görevlilerinin birbirleri ile nasıl yarıştığına bütün dünya şahit olmuştur.

11 Eylül saldırıları hakkında şu ana kadar binlerce makale, yüzlerce kitap yazılmasına rağmen bu saldırının kimler tarafından ve niçin yapıldığına dair inandırıcı bir sonuç elde edilememiştir. Fakat meydana gelen durumdan Büyük Ortadoğu Projesi başta olmak üzere ABD’nin dünyayı yeniden yapılandırma projesinin ortaya konulması için faydalanılmıştır.

Sonuçta saldırıyı yapanlar başarılı olmuşlardır. Çünkü ABD yönetimi ve halkı bu saldırıdan büyük maddi ve manevi yara almıştır. ABD'nin gururu kırılmıştır. Saldırıyı teknik olarak tanımlamak ve anlam verebilmek de çok zordur. Dünyaya güvenlik teknolojileri satan ve eğitim veren ABD gibi bir dünya devinin bu kadar kolay yıkıcı saldırılara hedef olabilmesinin mantıki bir cevabını bulmak zordur.

Kanaatime göre bunun mantıklı bir tek izahı vardır. Evet, ABD çok güçlüdür. Ama bu saldırıyı yapanlar ise ABD'den daha güçlüdür. Böyle bir saldırıyı İran, Afganistan, Libya, Irak gibi ülkeler ile bir kısım İslami terör örgütlerine yüklemek yanlıştır. Çünkü inandırıcı değildir. Hele Usame Bin Laden gibi yedi yıldır her yerde aranan ve kısıtlı hareket etmek zorunda olan kişilere yüklemek daha yanlıştır. Yine kanaatime göre bu kişiler ve örgütlerin aklı, fikri, gücü ve parası bu çapta bir saldırının organizasyona ve operasyona yetmez.

Ama ABD içindeki güç mücadelesinde bulunan fanatik gruplarında büyük ölçüde yardımı ile gerçekleştirildiği anlaşılan bu saldırıda bu ülkeler ve kişiler taşeron olarak kullanılmış olabilirler. Bu saldırının oluş şekli plânlamanın her safhasında ABD içinden çok önemli yardım alındığını göstermektedir. Nitekim son zamanlarda ABD kaynaklarına dayanarak hazırlanan pek çok raporda bu işin bizzat ABD tarafından hazırlandığı ve terörü bahane ederek Ortadoğu petrolleri başta olmak üzere enerjinin kontrolüne ele geçirmeye yönelik harekâtlarına dayanak bulmak için yapıldığı ortaya konulmaktadır.

Başkan Bush saldırı sonrası konuşmasında; “Faillerin mutlaka bulunacağını, ABD'nin bunu yapanları ve destekleyenleri şiddetle cezalandırarak gücünü göstereceğini” vurgulamıştır. Yani bir büyük yanlışı başlatmış ve yangının üzerine su değil benzin dökmüştür. ABD üstün silah ve teknoloji gücünü önce garip Afganistan’da göstermiştir. Sonra da ikinci adım olarak Irak ve Saddam Hüseyin üzerine yönelmiştir.

11 Eylül saldırıları sonrasında ABD, terörizmin ve terörist'in tarifini değiştirmiştir. Bugün vatanını işgalcilere karşı savunan Irak ve Afganistan halkları dünyaya terörist olarak lanse edilmektedir. Ayrıca bunların vatanlarını savunmak için yaptıkları saldırılarda terörizm olarak nitelendirilmektedir. ABD kontrolündeki küresel yayın organları ülkeleri işgal edenleri değil, ülkelerini korumak için işgal güçleriyle mücadele edenleri terörist olarak görmektedir. Bu çok yanlıştır.

11 Eylül saldırısı ABD gibi bilimsel düşüncenin öncülüğünü yapan bir ülke yönetiminin fevri davranışlar içine girmesi için sebep olmamalıydı. Terörizmle mücadelede duygular değil bilim ve sağduyu kullanılmalıydı. Oysa bu yapılmamış, teröre karşı misilleme yoluna gidilmiştir. Diyalog içinde diğer ülkelerle işbirliği yapılmamıştır.

Sonunda dünya insanlığı terör bataklığına sürüklenmiştir. Türkiye bu kaostan en fazla etkilenen ülkelerden biridir. Yakın gelecekte terör savaşına karşı koyacak ve uluslar arası mücadeleyi kolaylaştıracak organizasyonların oluşturulmayacağı da anlaşılmaktadır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Ekim 2008 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale