28 HAZİRAN 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanların Ramazan Bayramını kutluyorum.

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürkçü Düşünce Sistemi - 11
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 8 Ocak 2005 Cumartesi 

Bir toplulukta kıymet ve kuvvet, onu kuran fertlerin kendilerini kıymet ve kuvvet saymalarındadır. Ancak bu gibi fertlerden kurulmuş olan toplumlardır ki, yekpare kıymet ve kuvvet manzarası gösterebilirler.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1937)

TÜRK MİLLETİNİ İÇİNE DÜŞTÜĞÜ GÜVEN BUNALIMINDAN ÇIKARACAK TEK ÇARE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNE SAHİP ÇIKMAKTIR (10)

Atatürkçü Düşünce Sistemi" ile ilgili bilgilendirme çalışmalarına devam ediyorum;

TÜRK MİLLETİ NEDEN ATATÜRKÇÜ OLMALIDIR? Gazi Mustafa Kemâl Atatürkü ve Atatürkçü Düşünce’yi önce Türk Milletine ve sonra da dünya milletlerine yol gösterici ve yönlendirici olarak almamızın en büyük itici gücü; O’nun Türk Milletini 15 yıl içinde ulaştırdığı ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, askeri ve hukuki seviye, uluslarası saygınlık derecesi, huzur, güven, refah ve mutluluk düzeyidir.

Gazi Mustafa Kemâl Atatürk ve arkadaşlarının Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı ve tamamen yokların hakim olduğu mirası ana hatları ile dünkü yazımızda açıklayıp, herşeye yeniden yani sıfırdan başlayacaklarını ve bunun için ellerinde bir tek kaynağın Türk milletinin engin tarihi tecrübesi ve bu tecrübe ile yoğrulmuş ileriye dönük başarma azim ve iradesi olduğunu vurgulamıştım.

İşte bu yoklardan Gazi Mustafa Kemâl Atatürk yönetiminde 20 nci asrın gerçek BİR medeniyet mucizesi yaratıldı.
Tarih sahnesinden silinmek istenen bir ülke ve bir millet; bu insanın başarılı ve üstün yönetimi altında 15 yıl gibi kısa bir süre içinde dünyadaki emsalleri arasında örnek bir duruma geldi. Genç TürkDevleti; kendi ağır sanayiini sıfırdan kurarak kendi tankını, topunu, havanını ve göklerini koruyan uçaklarını, denizlerinde dolaşan gemilerini kendisi imal edebilen; geleceğe güvenle bakabilen mutlu insanların yaşadığı; saygın uluslar arası düzeye erişmiş; enflasyonun adını dahi bilmeyen; kimseye borcu olmayan; dış ticaret açığı bulunmayan; dostluğu herzaman aranan ve düşmanlığından sakınılan bir duruma mucize denilebilecek bir zaman süresinde erişmiştir.

Doğal olarak bu duruma sihirbaz deyneklerinin kullanılması ile ulaşılmamıştır. İnançlı kadroların, yüksek irade emrinde bilinçli, planlı ve proğramlı çalışmaları ile ulaşılan bu hedefler dünyanın meraklı bakışları altında şaşırtıcı ve mucizevi bir hızla ve başarılı olacak tarzda teker teker ele geçirilmiştir.

Bu baş döndürücü başarının devam etmesi gerekiyordu. Bunun da bir tek yolu vardı. Oda bunu gerçekleştiren insanın, yani Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün çizdiği rotadan aynen yürümekti.

Bu şekilde “Atatürkçülük” ve “Atatürkçü Düşünce Sistemi” milletin ihtiyaçlarından kaynaklanarak ortaya çıktı ve sistemleşerek günümüze kadar ulaştı.

Şimdi 2005 yılındayız. Gazi’nin ölümünün ve Atatürkçü Düşünce Sisteminin doğumunun üzerinden tam 66 yıl geçti… 2005 yılında “Atatürkçülük ve Atatürkçü Düşünce Sistemi” ne durumda bulunuyor? Önce bunu tesbit edelim. Bunun için kendi kendimize aşağıdaki şu soruları soralım ve yaşadığımız günlük olayları hatırlayarak bu soruların cevaplarına ulaşmaya çalışalım...

- Halkımız Atatürkçülük dendiği zaman ne anlıyor?

- Geçen 66 yılda bizler, Atatürkçülüğü anlayıp benimseyecek , yaşayacak ve yaşatacak nesillere biz Atatürkçülüğün ne olup-ne olmadığını anlatabildik mi?

- Geçen 66 yılda Atatürk’ün fikirleri ile dolu, Atatürkçülüğü gönülden benimsemiş, eserlerine inançla bağlanıp onlara sahip çıkacak nesiller yetiştirebildik mi? Bu konuda başarılı olup-olmadığımızı nasıl anlayabiliriz?

- Ne kadar Atatürkçü olabildik ? Atatürkçü olmanın belirgin bir göstergesi varmıdır ve biz bunu nasıl ölçebiliriz ?

- Atatürkçülük adına bugüne kadar her seviyede ve her alanda yürütülen faaliyetler yeterli midir ? Yanlışlarımız olmuş mudur ? Varsa yanlışlar nelerdir?

- Gerçek birer Atatürkçü olarak her zaman ve her sahada şahit olduğumuz Atatürkçülük karşıtı güçlerle mücadeleyi nasıl ve hangi zeminlerde yapmamız gerektiğini biliyor muyuz ? Atatürk karşıtı güçlerle ve meydanları dolduran sahte Atatürkçülerle yeterince mücadele edecek bilgiye, belgeye, tecrübeye ve cesarete sahipmiyiz ? Yoksa bu cesareti nasıl ve nerede kazanabiliriz ?

Yukarıda sedece birkaç tanesi verilen soruları çoğaltmak mümkün. Soruların çoğalması, muhtemel çözüm yollarının araştırılması ve tartışılması Atatürkçülüğün fikri zeminini oluşturur... Bu çalışma ayni zamanda Atatürkçülüğün bilimsel temellere oturtulması işlevini de güçlendirir. Yani fikri yapıyı giderek sağlamlaştırır.

Şurası muhakkak ki, Atatürkçülük ve Gazi Mustafa Kemâl Atatürk’ün şahsından kaynaklanan “Atatürkçü Düşünce Sistemi” bugüne kadar yeterince tartışılmamış ve gereken önem verilmemiştir. Düşüncelerin sistematiği, nedenleri, nasılları ve hedefleri derinliğine düşünülmemiştir. Fikir ve görüşler yalın şekilde bırakılarak anlama, kavrama ve yaşama geçirme işlevi bunu hiçbir zaman gerçekleştirme gücü olmayan halkımızın sağduyusuna terk edilmiştir. Bilimsel yaklaşım daima bu düşüncenin dışında tutulmuştur.

Oysa Atatürkçülük şekilde değil, fikir ve düşüncede yaşam bulmaktadır. Nitekim Gazi bunu şöyle özetlemektedir;

“BENİ GÖRMEK DEMEK MUTLAKA YÜZÜMÜ GÖRMEK DEĞİLDİR. BENİM FİKİRLERİMİ, BENİM DUYGULARIMI ANLIYORSANIZ VE HİSSEDİYORSANIZ BU KAFİDİR” (1)
-----------------------------------------
(1) Ayın Tarihi,Cilt:20, Sayı:65, 1929


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Ocak 2005 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale