24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Atatürkçü Düşünce Sistemi - 10
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Ocak 2005 Cuma 

Bir toplulukta kıymet ve kuvvet, onu kuran fertlerin kendilerini kıymet ve kuvvet saymalarındadır. Ancak bu gibi fertlerden kurulmuş olan toplumlardır ki, yekpare kıymet ve kuvvet manzarası gösterebilirler.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1937)

TÜRK MİLLETİNİ İÇİNE DÜŞTÜĞÜ GÜVEN BUNALIMINDAN ÇIKARACAK TEK ÇARE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNE SAHİP ÇIKMAKTIR (10)

Atatürkçü Düşünce Sistemi ile ilgili bilgilendirme çalışmalarına devam ediyorum;

TÜRK MİLLETİ NEDEN ATATÜRKÇÜ OLMALIDIR? Gazi Mustafa Kemâl Atatürkü ve Atatürkçü Düşünce'yi önce Türk Milletine ve sonra da dünya milletlerine yol gösterici ve yönlendirici olarak almamızın en büyük itici gücü; O'nun Türk Milletini 15 yıl içinde ulaştırdığı ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, askeri ve hukuki seviye, uluslarası saygınlık derecesi, huzur, güven, refah ve mutluluk düzeyidir.

Bu düzeye eldeki sihirli değnekle dokunarak çıkılmamıştır. Fikir ve düşünce üstünlüğünün maharetli ellerde uygulamalara dönüştürülmesi ile ulaşılmıştır. Yani ortada uygulamalarla başarısı doğrudan kanıtlanmış yepyeni bir fikri hareket vardır.

Nereden nereye gelindiğini bilirsek, Neden Atatürkçü olmalıyız ve O'nun gösterdiği hedeflere gitmeliyiz ? sorusunun cevaplarına ulaşabiliriz. Ancak bu denklemi beyinlerde kurabildiğimiz takdirde fikirlerimiz daha net olarak ortaya çıkabilecektir.

Gazi Mustafa Kemâl Atatürk ve arkadaşlarının Osmanlı İmparatorluğundan devraldığı mirası ana hatları ile açıklamadan varılan noktayı değerlendirmemiz mümkün değilidir. İşte Osmanlıdan devraldıklarımız; (1)

- 1911 Trablusgarp Harbi, 1912-1913 Balkan Harbi, 1914-1918 Birinci Dünya Harbi, 1919-1922 Kurtuluş Savaşı ile birlikte tam 11 yıl aralıksız süren savaşlara bütün milli güc unsurları ile birlikte katılan Türk Milleti Cumhuriyetini kurduğu 1923'e gelindiğinde çok yorgun, bitkin ve de çok yoksuldu. Toprağını işleyecek, tarımını ve endüstrisini ilkellikten kurtaracak, yani elde kalan vatan topraklarına sahip çıkacak insan gücünü cephelerde eritip bitirmiştik. % 40 lara inen erkek nüfusun büyük çoğunluğu eli silah tutamadığı için cepheye gidemeyen ihtiyarlar, yaralı gaziler ve çocuklardan meydana geliyordu.

- Türkler cephelerde savaşıp telef olurken (ölürken) ülke genelinde ticaret ve sanayii kuruluşlarımızı yönetip yönlendiren Gayri Müslüm teb'anın (Hristiyan ve Yahudi vatandaşlarımız) büyük bir kısmı mübadele antlaşmaları ile yurdumuzu terk etmişlerdi.

- Vatanın her köşesi harpten yeterince nasibini almış, yanmış, yıkılmış ve tam bir harabe manzarası arz ediyordu.

- Sanayii hemen hemen hiç yoktu. Şekerden kumaşa, iğneden ipliğe kadar bütün zaruri ihtiyaçlarımızı dışarıdan satın almak zorunda idik.

- Birkaç şehir dışında kasaba ve köylerimize ulaşacak yol yoktu. Ülkenin bir yerinde yetişen meyva ve sebzeleri yol olmadığından diğer bölgeler ulaştıramıyorduk.

- Mevcut insan gücümüzü yetiştirecek okullarımız ve bu okullarda öğretmenlik yapacak yetişmiş insan kaynaklarımız yoktu. Baştan başa yeniden inşa edilmeyi bekleyen ülkemizde kalifiye işçi, usta ve eğitimli insanlarımızın sayısı birkaç yüz kişiyi geçmiyordu. Ülkedeki üniversite mezunu sayısı üçbin civarında idi, bunlardan yüzde doksanını Harbiyeli (Subay), Tıbbiyeli (Doktor) ve Medreseliler( Din adamları) oluşturuyordu. Ticaret, sanayii ve teknolojimizi geliştirip güçlendirecek insanların sayısı birkaç kişiden ibaretti.

- Yer altı ve yerüstü doğal zenginliklerimizi işletmek bir yana, nerede nelerimizin olduğunu dahi bilmiyorduk.

- Sermayemiz yoktu. Kapütülasyonlar ve Osmanlı İmparatorluğun ağır dış borçları ile tam anlamı ile yabancı ülkelere bağımlı durumda idik. Dış ticaretimiz tamamen yabancıların konntrolünde idi. Kredi veren kurumlarımız yoktu. Halkımız çalışma alanlarında devletten hiçbir destek görmüyordu.

- Limanlarımız ve demiryollarımızın yönetimi yabancı şirketlerin elinde idi.

- İşin ön önemlisi yaşamamız tamamen dış destekle mümkündü. 200 sene önce Sanayii ve Teknolojik alanda devrimlerini tamamlayan Avrupa; Osmanlı İmparatorluğunun tarihe maledilişini ve bunun yıkıntılarını temizleme işlinin yine kendisine devredileceği tam anlamı ile kendilerine bağımlı bir ülke kurulmasını sevinçle seyrediyorlardı.

Avrupalılara göre genç ama bağımsız olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti kelimenin tam anlamı ile herşeye sıfırdan başlayacağından ve tamamen kendilerine bağımlı olacağından kalkınması ve güçlenmesi, yani yeniden tarih sahnesinde sözü geçer bir devlet vasfı kazanması imkansız denilecek kadar zordu.

Acı ama gerçek olan tek husus vardı. Bu husus; Atatürk ve arkadaşlarının herşeye yeniden yani sıfırdan başlayacaklarıydı.

Bunun için ellerinde bir tek kaynak vardı. Bu kaynak; Türk illetinin engin tarihi tecrübesi, bu tecrübe ile yoğrulmuş ileriye dönük başarma azim ve iradesi idi. Ayrıca milletine inanan, milletinin gücünü iyi tanıyan bir dahi liderleri yönetimin başında bulunuyordu.

------------------------------------------
(1) 19 Atatürk'ün Ekonomik Görüşleri (Ankara, KKK Yayını No:3, 1982, S:10-11)


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Ocak 2005 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale