21 Kasım 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Türk-Rus ilişkileri mutlaka geliştirilmelidir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 10 Aralık 2004 Cuma 

Komşuları ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek Türkiye siyasetinin esasıdır.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1930)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Kuzey Osetya'daki kanlı okul baskını dolayısıyla ertelenen Türkiye ziyareti 5-6 Aralık tarihlerinde gerçekleşti. Bu ziyaret sadece Türk-Rus ilişkileri açısından değil, bölge ve dünya barışı açısından da önem taşıyordu. Türkiye'nin 17 Aralık gibi AB yolundaki beklentilerinin açıklığa kavuşacağı kritik günden hemen önce ziyaretin gerçekleşmesi doğal olarak küresel mimarların ilgisinin yoğunlaşmasına sebep oldu.

Son günlerde AB ve ABD baskısı altında sıkışıp bunalan Türkiye'ye yapılan Rusyan ziyareti acaba Türkiye için alternatif hareket tarzları arayışına sahne olacak mıydı? Türk-Rus yakınlaşmasının boyutları nereye kadar gidecekti?

İşte bu sorular küresel mimarların ilgi alanındaydı ve cevaplarını satır aralarından bulmak zorunda idiler. Sanıyorum ki bu küresel efendileri en çok şaşırtan manzara Cumhurbaşkanı Sezer ile Putin'in samimi kucaklaşmalarının defalarca gösterilmesi idi. Ancak çok yakın dost ve kardeş ülke liderleri arasında görülen bu durum bazı mihrakları fena halde şaşırtmış olmalı...

1992'den itibaren evrenin tek hakim gücü olarak ABD'nin hedefleri doğrultusunda dünyayı yeniden yapılandırmaya çalışan küresel güçler açısından Türkiye ve Rusya'nın değerleri birbirine eşittir. Çünkü her iki devlet de mevcut potansiyelleri, tarihi geçmişleri ile dünyanın merkezi konumundaki Ortadoğu ve Balkanlarda daima söz sahibi olmuşlar ve ciddi politikalar üretmişlerdir. Bu iki devletin bugün de bölge içinde birlikte yapabilecekleri çok şeyler vardır. Türk-Rus ilişkileri bugünün dünya hakimi ABD'nin Kristof Kolomb tarafından keşfedildiği 1492 yılında Rus Çarı İvan'ın Osmanlı Padişahına yazdığı mektup ile başlar. Yani bugün iki ülke arasında 512 yılı geride bırakan çok köklü geçmişe dayalı bir ilişki söz konusudur.

Rusya, sıradan bir ülke değildir. Dünya hakimiyeti için büyük çaba harcamış ve dünyanın her köşesine el atmış bir dünya gücüdür. 1992 yılında komünizmin bayraktarlığını yapan S.S.C.B.'nin dağılmasına engel olunamamıştır. Önce Varşova Paktı dağılmış, ardından S.S.C.B. içindeki 15 Özerk Cumhuriyet bağımsızlıklarını ilan ederek Sovyetlerden ayrılmışlardır. Bugün SSCB'nin mirasçısı konumundaki Rusya Federasyonu toprakları ile birlikte nüfusunun, ordularının ve nihayet sanayi ve teknolojik yapılarının çoğunu kaybetmiştir. Rusya Federasyonu'nun Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) adı altında yeniden biraraya toplamaya çalıştığı eski SSCB ülkeleri üzerindeki etkisi artık ciddi bir anlam taşımamaktadır. Çünkü Rusya hâlâ Komünizm'den Kapitalizme geçişin ağır yıkımını yaşamaktadır.

Mevcut bütün olumsuz şartlara rağmen genç lider PUTİN ile birlikte Rusya büyük bir atılım içine girerek yeniden eski şaşaâlı dünya devleti olma istikametinde ciddi ilerlemeler kaydetmiştir. PUTİN'in Rusyası, olağanüstü hızlı bir gelişme sergilemektedir. PUTİN ile Rus halkı yeniden geleceğe güvenle bakmasını öğrenmiştir.

Bütün olumsuz koşullarına rağmen 2004 Rusya'sı hâlâ bir dünya güç merkezidir. Çünkü ABD lideri BUSH'un yanında sadece Rusya ve O'nun lideri PUTİN, Nükleer Silahların kontrolunu elinde tutmaktadır. Ayrıca Rusya, dünyayı yöneten Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin veto hakkına sahip beş üyesinden biridir ve bu konumu ona ayrı bir güç katmaktadır.

1992'de çöken Komünist Rus Ekonomisini ayağa kaldırmak için batıdan destek arayan Rus yöneticileri, başta ABD olmak üzere pek çok ülkeden borç almışlardır. Bir bakıma Rus ekonomisi batıya bağımlı hale gelmiştir. Buna rağmen Putin'in Rusyası her alanda ciddi ekonomik atılımlar içine girmiştir. SSCB döneminde Silahlı Kuvvetlere yapılan harcamaların ekonomiye yönlendirilmesi ile bugün üretimde de önemli artışlar yaşamaktadır.

Komünist sistemde bulunmayan günümüzün yeni Rus işadamları dünyanın her tarafında ticaret yapmaktadır. Ayrıca bugün kapitalist Rus zenginleri dünyanın dört bir yanındaki eğlence merkezlerinde sınırsız para harcamaktadır. Sözün kısası, Putin'in gerçek lider kişiliği ile Rusya zaten mevcut olan potansiyelini de kullanarak süratli bir toparlanma yoluna girmeye ve bölgesel güç olma vasfını yeniden kazanmaya başlamıştır.

Rusya bugün dostumuzdur. Fakat bugünün Rusya'sı Çar Büyük Petro'nun "Sıcak Denizlere Ulaşma" temel hedefinden ayrılmamıştır. Türkiye, Rusya'nın bu değişmeyen tarihi hedefi üzerindeki tek ve önemli engel olma vasfını korumaktadır. Bu hususun iyi bilinmesi ve ilişkilerimizde aşırı iyimserlikten kaçınılması gerekmektedir. Soğuk savaş döneminde ülkemizi yıkıma ve kardeş kavgasına sürükleyen aşırı sol grupların arkasında Rusya'nın bulunduğu gerçeği daima hatırlanmalıdır. Ayrıca ülkemizde 30.000 insanımızın ölümüne yol açan PKK terörünün de SSCB tarafından kurulup desteklendiği de unutulmamalıdır.

Bugün iki ülkenin; Irak'ın işgali ve Büyük Ortadoğu Projesi ile ortaya çıkan durum, Bakü Tiflis Ceyhan Petrol Boru Hattı, Orta Asya Türk Devletleri ile olan ilişkilerimizin geleceği, Rusya'da yaşayan Türk kökenli soydaşlarımızın durumları ve nihayet doğalgaz alımları, Türk Boğazlarından güvenli geçişin sağlanması başta olmak üzere ikili ekonomik ilişkiler gibi çözüm gerektiren ve ortak noktada buluşularak anlaşmaya varılması gereken temel sorunları mevcuttur. Yıllarca dünyaya terör ihraç eden ve bunu bir devlet politikası olarak Rusya'nın bugün kendisinin çok önemli terör saldırıları ile karşı karşıya bulunduğu da bir gerçektir. Terörü destekleyen bu büyük ülkenin kendisine yönelen terör karşısında ne kadar hazırlıksız olduğu son BESTAN saldırısında bir kere daha ispat edilmiştir. Teröre karşı mücadele konusunda yetişmiş ve deneyimli Türkiye ile Rusya'nın ortaklaşa yapabilecekleri çok şeyler vardır.

Sonuç olarak; Putin, Rusya'yı hak ettiği büyük devletler sıralamasındaki yerine yeniden kavuşturmak istiyor. Rusya'ya rakip konumdaki ABD, Çin Hindistan ve AB'ye kafa tutabilmesini sağlayacak enerji kaynaklarının kontrolünde söz sahibi olması gerektiğini biliyor. Ve bugün bu kaynaklar üzerinde sadece ABD'nin denetime sahip olduğunu da görüyor. Bunun için Rusya'nın enerji nakil ve ihraç istasyonu konumunda bulunan Türkiye ile ciddi ilişkiler kurması gerektiğini de çok iyi değerlendiriyor.

İşte bunun için Çarların ve SSCB yöneticilerinin hiç denemediği bir işi yaparak Türkiye ile gerçekten dost olmaya çalışıyor. Rusya ile iyi ilişkilerin Türkiye'ye hem ABD hem AB nezdinde büyük güç kazandıracağının da farkında olarak ziyaret zamanlamasını kritik 17 Aralık öncesine getiriyor. Bu yakınlaşmadan her iki ülkenin de kazançlı çıkacağını Türk yöneticilere hissettirmeye çalışıyor.

Putin'in ziyaretinin gerçekleşmiş olması ve ortaya çıkan samimi diyalog havası iki ülke için bölgesel güç olma yolunda atılımış önemli bir kazanım olarak görülmelidir. Sorunlarımızın hemen çözülmesini beklemek mümkün değildir. Mevcut diyalog ortamı ilişkilerin bundan sonra daha ciddi bir yola gireceğini şimdiden söylemek mümkündür.

Türkiye için bu coğrafyadaki en iyi politika bir tarafa yamanarak o tarafın çizdiği politikalar doğrultusunda yol almak olmamalıdır. Türkiye, bulunduğu konumda kendi milli menfaatlerini belirleyerek dik durmalı ve kendi milli çıkarlarını temin edecek güçlerle yakın işbirliği içine girmelidir. Takip edeceği yol ise küresel güçler arasındaki hassas dengelerden yararlanarak tam ortada ve her kesime eşit mesafede durmak olmalıdır.

Bugün Türkiye'nin Rusya'ya olduğu kadar Rusya'nın da Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Türkiye ve Rusya'nın bölge ve dünya barışı için olduğu kadar iki ülkenin kalkınıp güçlenmesi açısından da tarihi kazanımlarını göz önüne alarak her konuda geniş bir işbirliği içine girmeleri gereklidir. Bu ziyaret işte bunun temelini atmıştır. Başarılı bir ziyaret gerçekleşmiştir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Aralık 2004 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale