254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Josep Borrel efendinin Türkiye'yi denetlemesini atlattık. Darısı diğerlerinin başına (!)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 8 Aralık 2004 Çarşamba 

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

Bıkmadan AB ülkelerinin sömürge zihniyetinin kurucusu ve yüz yıllık inatçı takipçisi olduğunu anlatıyorum. Küreselleşmenin ve AB’nin politik düşüncesinin temelinde de sömürgecilik zihniyeti yattığından bu fikri kolayca benimseyip uygulayan AB ile aramızda kapanması çok zor olan zihniyet farkı olduğunu vurguluyorum.

Onlar hâlâ kendilerine yeni sömürgeler arıyorlar. Biz ise bu sömürgecilere karşı ilk istiklâl mücadelesini vererek kurulmuş bir devletiz. Sömürgeci güçlerle mücadele edilip, onlara karşı başarılı olunacağını gösterip, sömürgelerin kurtuluş mücadelelerine örnek olmuş bir milletiz. Buna rağmen şimdi biz 17 Aralıkta AB'ne girmek için görüşme tarihi verecekleri umudu ile AB'li sömürgeciler tarafından yeniden sömürülüyoruz.

Ortada açıkça belli olan ve AB’nin üst kademe yöneticilerince defalarca belirtilen bir gerçek vardır. O’da, Türkiye'yi hiçbir zaman arasına alması mümkün ve gerekli de görülmeyen Avrupa Hristiyan Birliğinin devamlı suretle boş sözlerle uyuttuğu ve her defasında daha uzaktaki hayâli hedefleri göstererek umutla harekete geçirdiği, kendi gücünün farkında dahi olmayan bir ülkede yaşamakta olduğumuzdur...

Adamlar daha bizi içlerine almadan her alanda denetlemeye aldılar. Komutası altındaki birliklerini denetleyen komutan misali her geçen gün AB'den gelen bir denetleme heyetini misafir ediyoruz. Önlerinde eğilip bükülerek kendimizi denetletiyoruz. Bir yandan, Avrupalı efendilerimizi beş yıldızlı otellerimizde, boğaz manzaralı lüks lokantalarımızda şiş kebap-rakı muhabbetleri içinde ağırlarken, bir yandan da "İşte görün, bakın biz artık size benzedik. Eğer biraz daha bizi sıkıştırırsanız aynen siz efendilerimiz gibi olacağız." diyerek eğilme ve yaltaklanmanın en son örneklerini sergiliyoruz…

Basında her gün yeni bir heyetin denetleme haberi yer alıyor. Eskiden ziyarete gelirlerdi. Şimdi ellerinde kontrol formatları ile resmen denetlemeye geliyorlar.

Peki bunun bir ölçüsü yok mu? Her önümüze gelen bizi denetleyecek mi? Bu koca ülkede bunları durduracak, ve sen kimsin, kim adına ve ne hakla beni denetliyorsun ? diyecek Ramazan BAKKAL kardeşimizden başka bir babayiğit çıkmayacak mı?

Evet ben artık yazmaktan utanç duyuyorum. Ve bu garip kişiler karşısında el pençe divan duran Türk kardeşlerimden de tiksiniyorum. Ve içine düşürüldüğümüz bu ayıp dolayısıyla kahroluyorum... Sanki milletçe bir meydan muharebesi kaybettik. Sanki işgal altındayız. Bir garip ilişkiler yumağıdır ki anlaşılır gibi değil.

Bana göre Avrupa’nın kendisi değil, ama Avrupa zihniyeti ülkemizi resmen işgal etmiştir. Avrupa’lıların Türkiye üzerindeki en büyük kazanımı 150 yıldır yetiştirdiği "Avrupa Kafalı" Türk aydınlarıdır. Geçen yüzyılın başında Jön-Türkler adı ile İmparatorluk topraklarını on sene zarfında Avrupaya pazarlayan aydın takımının bugünkü uzantıları atalarını hiç aratmıyorlar. İletişim imkanlarının verdiği kolaylıkları kullanarak Avrupalı sömürgeci efendilerinin emirleri doğrultusunda ülkemizi pazarlamaya devam ediyorlar. Her türlü başarısızlığı, laf ebeliği ustalıklarını kullanarak 'başarı' gibi gösteren bu okur-yazar-ve akıl verir takımının gösterdiği büyük performansa Avrupalı efendileri dahi şaşmaktadır. Ama her fırsatta ama bunları ödüllendirmekten de geri kalmamaktadır.

En son denetleyicimiz olan Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrel; ağzını açar açmaz ilk sözü pervasızca 'Kürdistan'a gideceğim” oluyor. Ve yanındakiler güya düzeltmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin diğer 80 vilayetinden biri değil de, neden bu adamların protokol gezilerinde hep Diyarbakır, Urfa veya Mardin var. Bir de Cumhurbaşkanı ve Başbakanın ardından Türkiye’nin görüşülecek en ünlü ve yetkili kişisi olarak Leyla ZANA yer alıyor. Yoksa Ankara’da kapalı kapılar ardında devlet protokolü değiştirildi de, ve buna Leyla Zana dahil edildi de bizim mi haberimiz olmadı? İnsanın aklına başka bir sebep gelmiyor.

AB, Türkiye ilgili politikalarını Kürt Sorunu - Ermeni Soykırımı - Kıbrıs üçgeni etrafında ama illa ki Diyarbakır ekseninde sürdürüyor.

Peki bizim politikacılarımız, partilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve bizi temsil eden milletvekillerimiz yok mu? Bunlar ne yaparlar?

Onların dört koldan Diyarbakır’a akınları devam ederken bizimkiler neden Avrupa’nın Bask-Katalon, Alsace-Loren, Korsika, Flaman-Valon- İrlanda gibi sorunlu bölgelerine ziyaretler düzenlemezler.?

Gidecek yüzümüz mü yok, bilgimiz mi yok, yoksa yol parasımı bulunamıyor? Bir kere gidelim bakalım. Ve bu gezi için “buralardaki demokrasi, özgürlükler ve insan hakları uygulamalarını yerinde görerek, ders alıp bize de uygulamak için bilgi edinmeye geldik” gibi makul bir gerekçe ile karşılarına çıkalım.

Bakın bir daha Avrupa’dantek bir kişi Türk sınırlarına izinsiz gelip istediği gibi denetleme yapabiliyor ve bizi aşağılıyabiliyor mu? Bunu ben akıl ediyorum da sayın yöneticilerimiz akıl edemiyorlar mı?

Hadi yöneticilerimiz çok meşgul düşünemiyorlar. Bunların bol maaşlı danışmanları durumu idrak edip kendilerine teklif edemiyorlar mı ? Herhalde mevcut durumumuzu iyi görüyor olmalılar ki hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Bundan sonra da çıkacağa da benzemiyor.

Türkiye uzun yıllar boyunca, AB ülkeleri gözünde kendisini yüceltmek için uğraş verdi. Ama kendini yeterince anlatamadı. Yahut onlar anlamak istemediler...

Sonuç olarak; Açalım artık milletçe gözlerimizi. Ve görelim bu kutsal vatan toprakları üzerinde oynanan emperyalist oyunları.

Efendilerimizin Avrupalılar değil, Necip Türk Milleti olduğunu farkedelim. Ve artık "Yumuşak atın tepkisinin sert olacağını" da Avrupalı efendilerimize anlatalım...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
8 Aralık 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale