20 AĞUSTOS 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Şeffaf Milli Güvenlik Kurulu (!)
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 4 Aralık 2004 Cumartesi 

Bizim telâkkimize göre, siyasi kuvvet, milli irade ve egemenlik, milletin bütün halinde müşterek şahsiyetine aittir,birdir. Taksim edilemez, ayrılamaz ve başkasına bırakılamaz.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1930)

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Avrupa Birliğinden gelen isteklere uygun olarak nihayet şeffaflaştı. Devletin güvenliğini sağlayan bu en üst düzey anayasal kurumumuz yeni Genel Sekreter tarafından yerli ve yabancı basına tanıtılarak devletin güvenliği gibi gizli bir işlevinin kalmadığı ortaya konuldu. Ve bu şekilde ezeli düşmanlarımız sevindirildi…

Ak Parti yönetimini, devletimizi ayakta tutan bu en önemli kuruluşunu etkisiz hale getirme yönünde şartlandıran Avrupalı dostlarımız dahi sanırım bu kadarını beklemiyorlardı. Çünkü yapılanların akla, mantığa, bilime ve ciddi devlet yönetimine sığar tarafı yoktu.

2945 Sayılı Milli Güvenlik Kurulu ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu ile bu kanuna göre hazırlanan yönetmeliğin hazırlık çalışmalarına yakından tanık olan bir kişi olarak geldiğimiz noktanın vehametini kavramakta zorlanıyorum.

Bu yapılanların demokrasi ve şeffaflık ile olan ilgisini de anlayamıyorum. Çünkü dünyanın hiç bir ülkesinde ( yeni kurulan kabileden bozma Afrika devletlerinde dahi ) devletin en önemli beka sebebi olan güvenliğinin böyle ulu orta basın mensuplarına anlatıldığına şahit olunduğunu hatırlamıyorum...

Milli Güvenlik Kurulu ile ilgili genel düşüncelerimi ve sivilleşme ile ilgili fikirlerimi bu sütunlarda defalarca açıkladım. Güvenlik konusunun çok hassas olduğunu, kaybedildiği takdirde kazanılmasının çok zor olacağını, yanlışlığa tahammülü olmadığını vurguladım.

Devletin çatısındaki bu ulvi müessesenin büyük bir psikolojik harbe maruz tutularak yıpratıldığını ve sivilleştirilmek adına işlevsiz hale getirilmek istendiğini anlattım.

Yeni Genel Sekreter başarılı bir bürokrat olabilir. Bir kaç dil bilebilir. Dışişlerinde çok parlak görevler icra etmiş olabilir. Burada sorun, genel sekreterin şahsi niteliklerinin iyi olması değildir. Mühim olan güvenlik konusu gibi hassas ve devletin bekasını ilgilendiren bir konudaki bilgi ve tecrübesidir. Bir dışişleri mensubunda bunun olmayacağı açıktır. Çünkü diplomatlık başka, güvenlik başka kanallarda çalışan meslek gruplarıdır.

Bana göre; bu göreve emekli askerlerden birinin atanıp (Edip Başer, veya eski Genel Sekreter Tuncer Kılınç gibi), yanına bilahare atanması istenilen sivil bürokratın Genel Sekreter yardımcısı olarak getirilip sistemi öğrenmesinin sağlanması doğru olacaktı. Mantık ve aklıselim bunu gerektirmekteydi. Bu şekilde, MGK Genel Sekreterliği gibi en üst düzey devlet hizmeti ehline teslim edilerek devlet işlerinde devamlılık temin edilmiş olacaktı. Ülkemizin gerçeklerini düşünürek bir müddet daha eski askerlerin görevlerinde kalması bu coğrafyada yaşamak zorunda olan devletimiz için hayati önemi haizdi.

Kurulun ismi görevini açıklıyor. Türkiye'nin güvenliğinin sağlanması için alınacak her türlü tedbiri tespit etmek, ilgili kurum ve kuruluşları bu yönde harekete geçirmek bu kurulun temel işlevi. Konu güvenlik olunca doğal olarak güvenlik güçlerimizin en önemlisi olan askerlerin bu kurulda ağırlıklı bir yeri var. Kurulun güvenlik görevleri sadece askerlerin ilgi sahası ile sınırlı da değil. Ekonomi, eğitim, kültür, siyaset, yerel yönetimler, sağlık hizmetleri, teknolojik gelişmeler, bilgiye ulaşım, yurt dışında yaşayan Türkler, ulaştırma, haberleşme, kitle iletişim araçları, tanıtma, uluslararası kuruluşlar ve dış ülkelerle ilişkiler gibi faaliyet alanları bu kurulun üzerinde titizlikle duracağı diğer önemli ve güvenlik görevlerinin ifasında olmazsa olmazı oluşturan konular. Çünkü sadece kuvvetli bir ordu ile güvenlik sağlanamıyor. Özetle bu kurulun güvenlik ile ilgili çok temel işlevleri var. Bu kurulun görevi hiç bir sorumluluğu olmayan Think Tank kuruluşları gibi çalışmak değildir. “Think Tank” sözcüğünün benzetme olarak seçilmesi dahi çok yanlıştır.

Şimdi görülen manzara şudur; Ülke çapında psikolojik harekatı yönlendirecek olan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği kendisine karşı yürütülen çok yönlü Psikolojik Harekatı önleyememiş ve kendi kendini tasfiye etmiştir. Sonunda yeni Genel Sekreter aracılığı ile görevlerinin güvenlik değil “Think Tank olduğu” ilan edilmiştir.

Ülkenin bu en önemli organını işlevsiz hale getiren ve devletin savunma sistemlerini şeffaflık adı altında pervasızca gazetecilere açan Ak Parti kadroları ile güvenlik konusunun önemini bu kadrolara anlatamayan askerleri milletime şikayet ediyorum...

Aslında Anayasanın MGK ile ilgili maddeleri yürürlükte iken gelinen bu durumu izah etmek mümkün değildir. Sanıyorum ki hiç bir ülke kendi güvenliğini sağlayan sistemleri böyle alenen ortaya dökmemiştir. Dünyada bunun benzerine bugüne kadar rastlanmamıştır.

Güvenlik çok ciddi bir beka sorunudur. Bunun için “ÇOK GİZLİ” gibi en üst düzey “GİZLİLİK DERECESİ” taşır. Her zaman ve her yerde kuvvetli olmamız hiç bir zaman mümkün değildir. Mutlaka zaaflarımız, hassas noktalarımız ve güçlendirmek zorunda olduğumuz gizli noktalarımız vardır. Karşı tarafa bunları belli etmemek ve bu zaaflarımızı yapacağımız psikolojik harekatla güçlü yanımız gibi göstermek zorundayız. Bu insanın ve insan bünyesi gibi çalışan her devletin en doğal savunma refleksidir. Hasımlarımız her zaman olacaktır. Biz bunlara karşı tedbir almaz isek, işte o zaman baştan yenilgiyi kabul etmiş oluruz.

Oysa bugün devletin güvenliğini sağlayacak en yüce makam son yapılan basın toplantısından algıladığımıza göre artık bu işlevini yapamaz hale getirilmiştir. Bunun anlamı bence şudur;“Siz evinizi soymak için hazırlık yapan muhtemel hırsızlara kendi elinizle evinizin anahtarını ve evin planını veriyorsunuz. Penceredeki demirleri söküyorsunuz, taktığınız alarm zillerini kaldırıyorsunuz ve ayrıca evin neresinde neler bulabileceğinin planlarını da hırsıza veriyor ve sen bunları aramak için yorulma alacaklarının listesi budur” diyorsunuz.

Bu büyük teslimiyet olayını, yönlendirilmiş basınımız; “Milli Güvenlik Kurulunun ilk sivil Genel Sekreterinin tarih yazdı” şeklinde belirterek gururla halkımıza duyuruyorlar. Gülelim mi-ağlayalım mı bilemiyorum. Burada koca bir devletin getirildiği son noktanın bir kesitini görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sivili ve askeri ile, millet adına; gerekirse çok gizli olarak, ama sonuçta devlet en üst yönetiminin bilgisi dahilinde; özel politikalar, taktikler ve stratejiler tesbit edeceği, hedeflerini vereceği bir kuruluş olma özelliği taşıması gereken bir kurumun kendini "think tank kuruluşu " olarak ilan ettiğine şahit oluyoruz.

Bundan sonra olacakları düşünmek dahi istemiyorum. Ak Parti yönetimi bu son hareketi ile sanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile birlikte kendi siyasi sonunu da hazırlamış olmaktadır.
Bu gelinen nokta dahi bir dahaki seçimlerde Türk Halkının bu yönetimi değiştirmek için tutunacağı en önemli gerekçesi olacaktır.

Yeni gelecek yönetimlerin ilk ve öncelikli hedefinin AB’ne uyum adı altında kaybedilen değerlerimizi yeniden geri almak olduğuna inanıyorum. Bunun başında da Milli Güvenlik Kurumu’nun adında belirtilen işleve kavuşturulmasının geleceğini değerlendiriyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Aralık 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale