27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Emekli cenneti ülkemde emeklilik çile kapısı oldu
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 12 Kasım 2004 Cuma 

Çalışma insanların cismani kuvvetlerini geliştirir ve hayat için gerekli olan şeyleri temin eder. Çalışmaksızın, fikri gelişme ve ahlâki olgunlaşma da mümkün değildir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1930)

49 yaşında, bilgi birikimim ve edindiğim tecrübeler ile meslek hayatımın en verimli döneminde kadrosuzluk nedeniyle emekli edilerek, ömrünün geri kalan kısmında evde oturmaya mahkum edilen bir EMEKLİ olarak Emeklinin halini en iyi anlayanlardan biri olduğumu söyleyebilirim.

EMEKLİ demek; bulunduğu işte yeteri kadar emeği geçmiş, ama gerek fiziğinden ve gerekse beyninden artık bir verim elde edilemeyeceği farzolunarak ömrünün geri kalan kısmında (yani ihtiyarlık döneminde) o güne kadar yaptığı çalışmaların maddi mükafatı olarak huzur ve refah içinde bir hayat sürmesi için ödüllendirilen kimse demektir.

Emekliler; hayatının bu son dönemecinde rahat edebilmesi için başını sokacağı bir eve, kendisinin ve eşinin sağlık sorunlarına çare bulabileceği bir sosyal güvenlik sistemine dahil olmaya, ve de kimseye muhtaç olmadan çalıştığı günlerdeki mevkiine ve makamına yakışır bir hayatı asgari ölçülerde sürdürebilecek maaşa ihtiyaç duyar. Bu üç temel unsurun birinin dahi yokluğu emeklilik döneminde rahat değil, çok çileli bir hayatın göstergesidir.

Bu konuyu pek çok kere dile getirdim. Sosyal Güvenlik Sisteminin adaletli olması, toplumun bütün kesimlerini kapsaması ve emekli olanların yaşayabilmek için ikinci bir iş tutma mecburiyetinde kalarak işsizliği körüklememesi ve ikinci işte yaratılan düşük işgücü kabiliyeti ile meydana gelen açıkların ekonomiyi menfi etkilemesinin önlenmesi hükümetlerin temel görevlerindendir.

Düzenli ve refah dolu bir emeklilik sadece emeklilere yaramaz. Geriden gelecek genç kuşaklara örnek olunur. Onların önlerindeki güzel örneklere bakarak işlerine daha sıkı sarılıp iş verimini arttırmaları sağlanır. Açlıktan ve sefaletten sürünen emeklilerin durumu ise çalışanları bezginlik ve karamsarlığa iter. Bu bakımdan Emeklilik Yasaları çıkartılırken konunun sadece yaş ve mali kısımları değil her yönü ile ele alınması gerekmektedir.

Bu konuyu gündeme taşımamın ana sebebi TUSİAD'ın geçen hafta yaptığı bir toplantıda sunduğu Rapor ile konuyu bütün yönleriyle gündeme taşımasıdır.

TÜSİAD Sosyal İşler Komisyonu'na bağlı İstihdam ve Sosyal Güvenlik Çalışma Grubu faaliyetleri çerçevesinde hazırlanan "Türk Emeklilik Sisteminde Reform. Mevcut Durum ve Alternatif Stratejiler" başlıklı Rapor, The Marmara Pera Oteli'nde düzenlenen toplantıda basına açıklandı. Raporda, Türkiye'de ortalama yaşam beklentisinin 69 olduğuna dikkat çekilerek, emeklilik yaşının "bugün için 55-56 olması" önerildi.

Toplantıya TUSİAD olarak sunulan bildiride; alınan tüm önlemlere rağmen kayıt dışı çalışmanın önlenemediği, sosyal sigorta kurumlarının finansman açıklarının büyüyerek sürmesinin durdurulamadığı ve bu kurumların kurumsal yapısıyla ilgili düzenlemelerin yetersiz kaldığı kaydedildi. Mevcut sosyal güvenlik sisteminin kaynakların etkin ve doğru kullanımını sağlayamadığı, yoksulluğu önlemede yetersiz kalındığı, kurumların artarak süren finansman açıklarının makroekonomik dengeleri ve temel ekonomik göstergeleri olumsuz etkilediği belirtildi. Vergi yükü bakımından OECD ülkeleri içinde ilk sıralarda yer alan Türkiye'de, yüksek oranlı primlerin kayıt dışı çalışmayı teşvik edici bir etki yarattığı; var olan sistemin rekabet gücünü azaltan, yeni kaynak ve istihdam yaratma politikalarını güçleştiren bir işleyişe sahip olduğu vurgulandı . Mevcut sosyal güvenlik sisteminin sürdürülemeyeceği, sistemin ana felsefesi ve temel yapısını değiştirmeden kalıcı çözümler getirilmesi gerektiği; sistemde kalıcı bir reformun, mevcut sistemin işleyişinden ve finansman açıklarından kaynaklanan ekonomik yükün ortadan kaldırılmasını ve ekonomik politikaların, sosyal güvenlik açıklarının yarattığı baskılardan ve sınırlılıklardan uzak ve daha istikrarlı bir ortamda uygulanabilmesini sağlayacağı bildirildi.

Toplantıda konuşan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Tuncay Teksöz; sosyal güvenlik sorununun daha çok finansman açıklarıyla gündeme geldiğini, ancak tek sorunun bu olmadığını, sosyal güvenlik sisteminin asıl amacının yoksullukla mücadele olması gerektiğini, mevcut sistemin ise toplumun en yoksul kesimini kapsamadığını, çalışanların yüzde 50'sinin kayıt dışı olduğunu, kayıt dışı olanların yüzde 82'si toplumun en yüksek kesimini oluşturan yevmiyeli, kendi hesabına çalışanlar ve ücretsiz aile işçileri olduğunu ve bunların yoksulluk oranının işsizlerin yoksulluk oranından daha yüksek bulunduğunu vurguladı. Teksöz sözlerini ; sosyal güvenlik sisteminin yoksul kesime kaynak aktaramadığını, mevcut sistemin 2004 yılında 50 katrilyon lira, yani milli gelirin yüzde 12'si kadar bir kaynağı bir kesimden alıp diğer kesime verdiğini vurgulayarak tamamladı.

Görüldüğü emekliler kadar işverenler ve sosyal güvenlik sistemini yönetenler bugünkü durumdan hiç memnun değiller. Bu durumda Sosyal Güvenlik Sistemini çağın gereklerine uygun olarak tanzim edemeyen devletimizin Anayasanın temel hükümleri niteliğinde bulunan SOSYAL DEVLET olma vasfını yerine getiremediği ortaya çıkmaktadır.

Devletin birinci görevi devletin bekasını (devamlılığını ve güvenliğini) temin edecek hususları sağlamak, ikincisi ise halkının refah ve mutluluğunu temin edecek ortamı yaratmaktır. Bu hususların gerçekleşmediği, yani ülkedeki mutsuzların sayısı giderek artan görünümdeki bir ülkede devlet otoritesinden bahsetmek mümkün değildir.

Cumhuriyet yönetimlerince Sosyal Güvenlik sistemleri oluşturulmuştur, ve fakat günümüz şartlarına uygun şekilde yenilenmediğinden sistem darmadağın olmuştur. Şimdi bu sistemden istifade edecek bütün kesimlerin, işverenlerin, çalışma hayatını düzenleyen bürokratların biraraya gelerek ve üniversitelerimizin ilgili enstitülerini de devreye sokarak Sosyal Güvenlik Reformunu gerçekleştirmeleri kaçınılmaz olmuştur.

Ancak bu şekilde radikal ve zecri tedbirlerle toplumsal huzursuzluğu arttıran Sosyal Güvenlik Sorununa köklü ve kalıcı bir çözüm bulunabilir. Hükümetin işe başlamak için hiç bir yerden icazet almasına ve talimat beklemesine de gerek yoktur. Bu işi acilen yapacak gücü ve iradesi vardır...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
12 Kasım 2004 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale