23 AĞUSTOS 2017 PAZARTESİ

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Avrupa Birliği anayasasının kabulü Türkiye için ikinci bir cumhuriyet bayramı olabilir mi?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 1 Kasım 2004 Pazartesi 

Türk Milletinin tabiat ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

Cumhuriyetin 81 inci Kuruluş yıldönümünde tarihi bir olay daha gerçekleşti. Avrupa Birliği Anayasası, İtalya'nın başkenti Roma'da aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 28 ülkenin devlet ve hükümet başkanları tarafından imzalandı. Türkiye'de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerle kutlanırken, Başbakan Erdoğan Roma'da Avrupa Birliği Anayasası'na imza attı.

Evet Avrupalı liderler uzun yıllar üzerinde çalışılan Avrupa Anayasası'nın kabulünü tescil eden anlaşmaya ve nihai belgeye imza attılar. Avrupa Anayasası AB üyesi 25 ülke tarafından imzalanırken,Türkiye, Bulgaristan ve Romanya'dan oluşan 3 aday ülke tarafından da sadece nihai sened imzalandı. Hırvatistan ise imza töreninde gözlemci sıfatıyla hazır bulundu.

Bu imza töreninin yapıldığı yerin tarihi bir işlevi de var. Çünkü Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu hayata geçiren kuran Roma Anlaşması da 1957 yılında bugünkü törenin yapıldığı Campidoglio Tepesi'ndeki Conservatori Sarayı'nın Orazi ve Curiazi Salonu'nda Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya tarafından imzalanmıştı.

Bu imzalarla Anayasa kabul edilmiş olmuyor. Bundan sonra 25 üye ülkenin herbirinde parlamentoların "evet "demesi veya halkoylaması ile o ülke halkının kabul etmesi gerekiyor. Anayasa bunların sonucunda 2006 yılında yürürlüğe girecek.

Ne garip tesadüf ki 29 Ekim 1923'te Anadoluda Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştu. 81 yıl sonra ayni gün bir dünya devi olma azmi ve kararlığı içindeki Avrupa Birliği doğuyor.

Türkiye Cumhuriyeti 81 yıldır hür ve bağımsız bir bölgesel güç olarak hayatiyetini devam ettiriyor.1 Mayıs 2004'teki yeni katılımlarla birlikte sayıları 25 'e ulaşan, 25 ayrı kültürden müteşekkil yamalı bohçaya benzeyen ve geçmişte birbirleri ile çok ciddi problemleri olan ülkelerin oluşturduğu Avrupa Birliğinin bu anayasa ile tanımlanan ömrünün ömrünün ne olacağını şimdiden kesitrmek zor.

Fransa Başbakanı Chirac 10-15 yıl sonra belki Türkiyenin de birliğe katılacağından bahsediyor. Oysa bu yamalı bohçanın 15 yıl sonrasını ben göremiyorum. Sonu görünmeyen bir birlikteliğe nasıl, ne zaman ve ne şekilde katılacağımıza dair senaryoları önceden değerlendirmek te pek gerçekçi olmasa gerek. Yani şu andan başlayarak önümüze konulacak yol haritasının hiçbir tarafını göremiyoruz. Görüp bilemediğimiz şeyler hakkında fikir yürütmek bize bir şey kazandırmayacaktır. Bu sürecin nasıl olacağını yaşayarak göreceğiz.

Benim şahsi düşünceme göre 25 üyeli bu birlikteliğin uzun süre devam etmesi mümkün görülmemektedir. Şimdilerde Almanya ve Fransanın maddi katklıları ile ayakta duran bu teşkilatın yeni katılan küçük üyeleri gelişip palazlandıktan sonra her biri kendi içlerinde birer çıban başı şeklinde ortaya çıkacaklar ve çok basit menfaat çatışmaları ülkeler arasında ciiddi sürtüşmelere yol açacaktır.

Aslında ben Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün bu imza törenine neden katıldıklarını ve bizim bu senedi neden imzaladığımızı tamamen anlamış değilim.

Ben neden bu törene davet edildiğimiz ve bizi bağlamaması gereken bir belgeyi neden imza ettiğimizi de kavrayamadım. İmzalanan Anayasa metninin bize ne getirip ve ne götüreceği bilinmeden bu anlaşmalara Türkiye Cumhuriyeti olarak imza koymakla, bir bakıma aynen Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalamakla başımıza getirilen yıkım benzeri yeni bir sorunlar yumağına sürüklendiğimizi değerlendiriyorıum.

Bir bakıma atın yularını AB diplomatların eline kendi elimizle verdiğimizi görüp tekrar kahroluyorum. Geri dönüp ben bunu istemiyorum demeye hakkımız ve de gücümüz olduğunu da zannetmiyorum. En azından bu hükümetin böyle bir davranış sergileyeceğini sanmıyorum.

İnşallah ilgili uzmanlarımızca bu Anayasa metni iyi incelenmiştir. İnşallah bize yine bilmeden bir şeyler imzalatmamışlardır. Son yıllarda başımıza gelenleri görerek, ve ülkemizin her köşesinde AB komiserlerinin denetleme yapmalarına izin verdiğimizi yaşayarak idrak ederken, inşallah altından kalkamayacağımız hususlara evet dememişizdir. Doğal olarak bu benim temennim olmaktan öteye gitmiyor.

Şimdi, gelelim konunun bir diğer tarafına. Bu anlaşmanın bizim için büyük bir başarı olduğunu beyinleri satın alınmış boyalı basının kalemşörleri "iki bayramı bir arada kutluyoruz" şeklinde sevinç ile yorumladılar ve pek mutlu oldular. Onlar mutlu olunca devletim ve milletime mutlaka büyük bir kazık atıldığını aziz milletim yaşayarak öğrendi.

İşte sırf bu yüzden bu belli kişileri televizyonlarda gördüğüm zaman kendilerini çok dikkatle dinliyorum. Çünkü onların her sözlerinde bize değil, nemalandıkları AB'li dostlarına övgüler var. Onlar AB ağzı ile konuştuklarından dediklerinin içeriğine fazla girmeden sadece söylediklerinin tam aksini yaptığımız takdirde, bunun bizim için en iyi karar olacağına inanıyorum.

Bu defada meseleye bu gözle bakıyorum. Ve bu gafiller sürüsünün sevincinden yine önemli bir kazık yediğimizi hissedebiliyorumn. Bakalım şimdi neler dayatacaklar ve bizi daha ne kadar üzecekler. Bunu öğrenmek için beklemekten başka çaremiz yok.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
1 Kasım 2004 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale