27 TEMMUZ 2017 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Bir davetiye sorunumuz eksikti...!
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 29 Ekim 2004 Cuma 

Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması o kurumun başına geçenlerin iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1937)

İçerden ve dışarıdan her alanda kuşatılan, sıkıştırılan, baskı yapılan ve neredeyse bir nevi bağımsızlık savaşı veren Türkiye'nin çözmesi gereken pek çok sorunu ortada dururken şimdi de tepedeki DAVETİYE SORUNU" ile uğraşmak zorunda kalınıyor... İşte basına yansıyan gelişmeler;

"Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı akşamı Çankaya Köşkü'nde vereceği resepsiyon için gönderdiği davetiyelerde türban hassasiyetini yine gösterdi. Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve TBMM Başkanı Bülent Arınç'a eşsiz davetiye gönderen Sezer, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile CHP'li milletvekillerine ise eşli davetiye gönderdi.

Eşinin başı açık olan bakanlara eşli davetiye gönderen Sezer, eşi türbanlı olan birçok AKP'li milletvekilini de resepsiyona eşsiz davet etti. Geçen yılki tavrını bu yıl da sürdüren Sezer, kabineden sadece Vecdi Gönül, Erkan Mumcu ve Kürşad Tüzmen'i eşleriyle birlikte resepsiyona çağırdı. Sezer'in geçen yıl eşinin türbanlı olması nedeniyle eşsiz davetiye gönderdiği eski mesai arkadaşı, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Haşim Kılıç'a bu yıl eşli davetiye gönderdi. Ancak davetiyede, resepsiyona hangi kıyafetle katılınması gerektiği de belirtildi."

Her sahada birlik ve beraberliğimizi perçinleyip bunu yedi düvele göstermemiz gereken bir zamanda devletin zirvesindeki bu tutum ve davranış ülkemize yakışmıyor.

Devletimiz hiçbir zaman lâyık olmadığı gereksiz ve sonuçsuz bir tartışmanın içinde debelenip duruyor. Evet, yine gündeme oturan Türban konusundan bahsediyorum. İster Türban, ister Başörtüsü ve isterseniz Baş bağı deyin. Türkiye'de bugün, aynen dün olduğu gibi başını örterek gezen kadınlarımız vardır. Bunlar yarın da olacaktır.

Ben bu görüntüyü şahsen doğru bulmuyorum. Dini vecibelerimizin ve kutsal inançlarımızın siyasi düşüncelerimize alet edilmesini ise asla kabul edemiyorum. Ama bu benim varolan bir gerçeği görmezlikten gelmemi de gerektirmiyor.

Kadınlarımız toplumumuzun yarısından da fazlasını teşkil ediyor. Onların her türlü problemlerinin çözülmesi toplum içinde karşılıklı dayanışma, birlik beraberliğimiz için şart. Her ne sebeple olursa olsun giydikleri kıyafetler yüzünden toplumun sadece bir kesimini dışlamanın çağdaş bir anlayış olmadığını değerlendiriyorum...

Bırakalım çağdaş görünüm bozukluğunu, başörtü konusu Türkiye'nin üst yönetim kademeleri arasında tek ve en önemli sorun olarak bulunuyorsa, orada milli bir tehlike olduğunu ve bu durumun dış güçler tarafından kolayca istismar edileceğini de biliyorum... Ve artık çok uzayan bu garip durumun tarafların mutlaka karşılıklı diyalog ve uzlaşı içinde çözmeleri gerektiğine inanıyorum.

Çağdaş ve modern normlara uygun olmayan abuk sabuk ve karşısındaki insanı rahatsız edici pespaye kıyafetle gezen insanlarımız ülkenin bütün imkanlarından yararlandırılırken sadece başörtüsü takanların yasaklanmasını da doğru bulmuyorum. Yasak getirilecekse hepsine getirilmelidir. Doğal olanı budur.

Başörtüsü konusu ne yazık ki bugün Türkiye gündeminin daima en önünde yer almaktadır. Çünkü bugün ülkemizi yöneten seçilmiş Başbakan, Meclis Başkanı ve Bakanlarımız ile pek çok milletvekilinin hanımlarının başları örtülüdür. Fakat ülkemizi bu başı örtülü hanımlar değil, onlarla ayni dini inanışa sahip olan Sayın eşleri yönetmektedir. Eğer başörtüsü takan bu hanımlarımız devlet-millet hayatı için devlete ait kurumlarda bulunmalarını sakıncalı kılacak kadar tehlikeli hale gelmişler ise, onlar ile ayni düşünceyi paylaşan eşlerinin de ayni mahalde bulunmamaları gerekir.

Bu müthiş bir çelişkidir. Ve mutlaka uzlaşı içinde çözülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık şekli sorunlara değil, gerçekten ülkesini ve devletini çağdaş normlara taşıyacak daha ciddi sorunların çözümüne yönelmelidir.

Bugün devletin zirvesinde açıkça sürdürülen bir başörtüsü kavgası vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanın ve TBMM Başkanının eşlerini yok sayması ne kadar yanlış ise, hanımlarının başı örtülü olan devlet erkanının da bu konuyu eşlerini evlerinde hapis tutarak çözdüklerini sanmaları da yanlıştır.

Evet bugün böyle bir sorun vardır. Çözecek olanlarda sokaktaki halk değil, halkın seçtiği yöneticileridir. Bu kavganın millete sağladığı hiçbir olumlu yansıması yoktur. Sayın Cumhurbaşkanı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için verdiği Resepsiyonuna haberden de anlaşılacağı gibi Başbakan, bazı bakan ve millet vekillerimizin hanımlarını başörtülü oldukları gerekçesi ile yine davet etmemiştir. Türkiye'nin 2004 yılında geldiği noktanın bu olmaması gerekir.

AK Parti bugün 369 milletvekili ile iktidardır. Bu sayı Cumhurbaşkanı seçimi için yeterlidir. Ve bu kadro 2007 yılına kadar iktidarda kalacaktır. Bu süre içinde değişecek Cumhurbaşkanlığı makamını Sayın Sezer büyük bir ihtimal ile Sayın Erdoğan'a devredecektir. TBMM aritmetiği değişmeyeceğine göre bu sonuç kaçınılmazdır. İşte o zaman bugün tepedeki uzlaşmaz durumu gösteren Başörtüsü konusu gündemden kalkacaktır. Çünkü bu defa en tepede başı örtülü Emine Erdoğan olacaktır.

Sonuç olarak; Bugün İktidardaki yönetim ile devletin kurumları arasında gözle görünen ve ülkeye zarar veren bir BAŞÖRTÜSÜ Sorunu vardır. Devletin görevi sorun çıkarmak değil, sorunlara çözüm bulmaktır. Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan bu soruna çözüm üretecek davranış içine girmelidirler. Vatandaşlarımızın tepede çatışmaya değil, uzlaşmaya ihtiyacı vardır.

Birbirini kılık kıyafeti için suçlayan değil, kılık kıyafet zenginliği ile kültürel açıdan zengin bir toplum görüntüsü verecek hale gelmeliyiz. Bu konuda ilk adımı Sayın Sezer'in atması gerekmektedir. Çünkü Anayasamız 104. Madde ile kendisine; Türk milletinin birliğini temsil etme ve Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme görevi vermiştir.

Ülkemizin üniversiteleri, ile sivil toplum kuruluşları da fikir ve düşünceleri ile devreye sokulmalı çok geniş bir toplumsal uzlaşı içinde ortak nokta bulunmalı, gerekiyorsa yeni yasal düzenlemeler yapılarak Türban Konusu Türkiye gündeminden ilelebet çıkartılmalıdır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
29 Ekim 2004 Cuma

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale