29 Mayıs 2017 Pazartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






KKTC'de erken seçim çare olmaktan çıktı
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 27 Ekim 2004 Çarşamba 

Efendiler ! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi'nin) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

Kıbrıs'ı sömürge yaparak dört yüz yıllık Türk varlığını adadan silmeyi hedef alan küresel güçlerin maddi ve manevi katkıları ile KKTC yönetimini gasp eden CTP-DP Azınlık Hükümeti nihayet istifa etti.

Geçen zaman içinde bu hükümet acımasızca eleştirdiği DERVİŞ Hükümetlerinin ülkede yirmi senede yapamadığı partizanlığı 10 aya sığdırdı. Her alanda bitmiş, tükenmiş ve Rumlara teslim olmuş, geleceği belli olmayan bir devlet meydana getirmeyi başardı.

Şimdi "denize düşen yılana sarılır" misali hükümeti kurma görevi Derviş Eroğlu'na verildi. Ortaya çıkan tabloda istikrarlı ve dengeli bir hükümetin kurulamayacağı kesin olarak görülüyor. Demek ki 14 Aralık 2003 seçimleri öncesine dönüldü. Geri dönüldü ama ülkenin bugün geldiği yer 14 Aralık öncesini mumla aratır durumda.

Bu kısa dönemde Annan Planı ile ilgili referandum yapıldı. Beyinleri Türkiye'nin ve küresel güçlerin yoğun propagandası ile yıkanan KKTC halkı ülkesinin Rum tarafına uşak olmasına EVET dedi. Kıbrıs Rum Kesimi ise "HAYIR ben Türklerle bir arada yaşamak istemiyorum" dedi ve kazandı. Ve şimdi 700 000 Rum arkasına dört yüz milyonluk Avrupa ülkesini katarak Türkiye Cumhuriyetine efelenmeye başladı. Bu şekilde Sayın Erdoğan'ın icat ettiği "KAZAN-KAZAN" formülünün tamamen Rum Kesimi için söylenmiş bir slogan olduğu da ortaya çıktı.

Şimdi ne olacak.? "17 Aralıkta Kıbrıs Rum Kesimi veto etmesin" diye Türkiye Rumların temsil ettiği Kıbrıs Cumhuriyetini resmen tanımak mecburiyeti ile karşı karşıya. Bunu yapınca KKTC'yi tanıyan tek devlet olarak kendisiyle ters düşmemek için KKTC'ni tanımadığını açıklamak durumunda kalacak. Yani kendi evladını elleriyle boğazlayacak...

Türkiye'nin desteği olmadan KKTC mevcut izolasyonları kaldıramayacağından fazla direnemeden Rum Kesiminin bir vilayeti olarak yaşamına devam edecek. Ve çok kısa bir süre sonra adadaki Türk varlığı tamamen ortadan kalkacak.

KKTC ne olacak? sorusunun cevabı ne yazık ki böyle. Yani sorun artık Talat veya Derviş Hükümetleri ile çözülecek seviyeyi aşmıştır. Erken seçim de kesin çözüm değildir. Türkiye'nin AB dolayısıyla kendisini soktuğu çıkmaz yüzünden KKTC'nin müstakil yaşama şansı son bulacaktır.

Yani KKTC yönetimine gelenlerin yapabilecekleri fazla bir şey yoktur. Çünkü bu ülkenin yaşaması için Türkiye'nin kayıtsız şartsız tam desteğine ihtiyacı vardır. Bir bakıma KKTC'nin yaşama şansı Türkiye'deki yönetimin değişmesine bağlıdır. Çünkü bugünkü yönetim KKTC'ni açıkça Rum ve Yunan'ın kucağına teslim etmiştir. Tarih bunu affetmeyecektir.

Türk Milleti de bunu affetmeyecektir. KKTC'nin durumu Türk Tarihi içinde kara bir leke olarak yer alacaktır. Türkiye'nin tam teslimiyet görüntüsündeki Avrupa Birliği sevdası devam ettiği takdirde bu sonuç kaçınılmazdır. Bu kaçınılmaz duruma bu ülkeyi canıyla, kanıyla vatan yapan Kıbrıslı Mücahit kardeşlerimizin ve Türk Milletinin Evet demesi beklenmemelidir. Bu vatanseverlerin ülkelerini Rum Palikaryalarına karşı savunurken yaptıkları amansız mücadelenin yeniden başlayacağını söylemek kehanet olarak görülmemelidir.

Aslında bu gelinen durum Annan Planı ile ilgili olarak hazırlanan Annan Raporu açıklandığında ortaya çıkmıştı. Bu Raporda' da Kıbrıs'ın galibi ve sahibi olarak Rum tarafı gösterilmişti. Annan Efendi; "KKTC'nin tanınması gibi bir durumun söz konusu olamayacağını ve Rum tarafına yamanmaktan başka Türklerin önünde çözüm olmadığını" vurgulayarak son noktayı koymuştu. Annan Raporunda, ambargolar ve izolasyonların kaldırılması, KKTC limanlarının tanınması ve KKTC ile doğrudan ticaret yapılması için diğer ülkeler açık bir çağrı mevcut değildi. Ama; Rum Kesimi ile yeniden birleşme amacına yönelik olması koşulu ile; "Uluslararası kuruluşların Kıbrıs Türklerini izole etmeyi amaçlayan kısıtlamaları kaldırmalarını ümit ettiği" ifadesi vardı.

Oysa ne diyordu, Verheugen- De soto-Grossman gibi Efendiler ve onların içerdeki uzantıları; "Rumlar HAYIR derse, ambargolar kalkacak. KKTC ile doğrudan ilişki kurulacak. Limanlarınız ve hava alanlarınız açılacak. KKTC pasaportu dünyaca tanınacak. Dünya ile entegre olunacak. Sizi bütün dünya tanıyacak " vs. Bir de çok kullanılan bir cümle vardı; "Rumlar HAYIR dediği için cezalandırılacak. Siz EVET dediğiniz için ödüllendirileceksiniz."

Ne yapsaydı garip Türk Toplumu? Velinimetleri saydıkları Anavatan Türkiye'nin yöneticileri de aynen Başbakan Talat'ın söylemlerine sahip çıkarak; "Rumların HAYIR, bizim ise EVET dememiz halinde, Annan Planının artık tamamen ortadan kalkacağını ve KKTC'nin tanınması için derhal bir kampanya başlatacaklarını" söylüyorlardı.

Referandumun üzerinden tam yedi ay geçti. Verilen sözlerin tamamı havada kaldı. Bu çok doğaldı. Çünkü Avrupa ve ABD, şimdiye kadar verdiği hiçbir sözü hatırlamadı bile. Türk tarafı olarak kazanamadık ama çok şey kaybettik. 1960 Antlaşmaları ile elde ettiğimiz hakları da istemediğimizi EVET ile karşı tarafa dikte ettirerek, bu antlaşmaların verdiği kazanımları da kabul etmediğimizi oylarımızla resmen teyit ettik.

Uluslararası hukuka göre haklı olduğumuz halde bu hakkımızı kullanamadık. "Rum devletinin tüm Kıbrıs adına AB'a girişini ve bizi de temsil ettiği iddiasını" oylarımızla biz meşru hale getirdik.

Evet, %75 çoğunluğu ile "biz Türklerle yaşamayız" diyen Rumlar; Kıbrıs'ın, Türkiye'nin de tam üye olmadığı AB'ne girişini engelleyen Garanti Anlaşmasının ilgili maddeleri ile 1960 Kıbrıs Anayasasının 50 maddesini bizim EVET oyumuzla aşarak Avrupalı oldular. Bu yeni durumu 1 Mayıs'taki AB katılım törenlerine Başbakan düzeyinde katılarak kabul ettiğimizi dünyaya gösterdik. Şimdi "GEÇMİŞ OLSUN" hepimize.

Ne diyordu " Türkiye benim anavatanım değil" deyimi ile meşhur olan Başbakan Talat; " Bekle be Annem. Göreceksiniz Annan Raporunda ambargolar ın kaldırılması çağrısı yapılacak, Rumların bizi temsil etmediği, tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti olmadığı, AB'ne giren devletin
Güneydeki Rum devleti olduğu yazılacak. Bu rapordan sonra bütün ambargoları kaldırmak ve bizimle direk temas için harekete geçecekler." demekte idi.

Ne oldu Sayın Talat...? Neden milletinizi kandırdınız...? Şimdi de erken seçim istiyorsun. Meclisin tamamı CTP'li olsa ne yazar ? Bozacak bir şey kaldı mı ki hâlâ görev istiyorsun? Sonuç olarak;

Bütün bu karamsar tabloya rağmen umutsuz olmamalıyız. Bugün Kıbrıs Sorununu içinden çıkılamaz hale getiren ve kendi elleriyle KKTC'yi Rum'a teslim eden Ak Parti yönetiminin elbet bir gün aklı başına gelecektir. Milletinin gazabından çekinecek ve kendi güçlerinin farkına varacak ve "YETER ARTIK" diyerek masaya yumruğunu vuracaktır.

Umutla bekleyelim... Gün doğmadan neler doğar...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
27 Ekim 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale