26 TEMMUZ 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Su kaynaklarımızın değerini biliyor muyuz?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 18 Ekim 2004 Pazartesi 

Biz Türkler yüz sene evveline kadar her şeyi kendi çekicimizle, kendi örsümüz üzerinde vücuda getirir, kendi çarşımızda kendi elimiz ile satardık.. İşte bunun için büyük bir millettik.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Avrupa Birliği Komisyonunun İlerleme Raporundaki tuzakları görmemekte direnen boyalı basınımız halkımızı ve yönetimi kandırmaya devam ediyor. Her kelimesinin birkaç kere okunmasında ve altında yatan tuzakların birer birer ayıklanmasında yarar görülen bu rapordaki tuzaklardan en önemlilerinden biri de Türkiye'nin su kaynakları ile ilgili cümlelerdir.

Anladığım kadarı ile geleceğin dünyasının temel ihtiyaç maddesi olan ve bölgemizde stratejik bir silah değerinde olan Su Kaynaklarımız Avrupalıların iştahını kabartmaktadır. Bu büyük gücün kendi kontrolleri altına alınabilmesi için ne yapacaklarını şimdi tam olarak tespit edememiş olsalar da, rapordaki muğlak ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla bu çakallar sürüsü sahip olduğumuz su kaynaklarımızı milli menfaatlerimiz doğrultusunda ve hükümranlık haklarımızın sağladığı ölçüler içinde kullanmamıza izin vermeyecekler. Şimdiden koydukları maddelerle suyumuzu kullanmamızı engellemeye çalışıyorlar.

Türkiye mevcut yer altı ve yerüstü kaynaklarını henüz yeterinde kullanmamıştır. Oysa sahip olduğumuz yer altı ve yerüstü doğal kaynaklarımız dünyanın iştahını çekecek kadar zengindir. Son kırk yıldır anarşi ve terörle boğuşmaktan ve birbirimizi yemekten bu kaynakları ekonomik bir şekilde kullanmamıza imkan tanınmamıştır.

Sulu tarım yapılan topraklarımızı mevcudun beş katına çıkartacak Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) için ayrılan devlet ödenekleri de bu bölgelerde çıkartılan PKK terör örgütü ile mücadelede silahlanmaya yatırılarak heba olmuştur. Bu şekilde GAP tamamlanıp bölge ve ülke halkının hizmetine sokulamadığı gibi su kaynaklarımız da kontrol altına alınamadan Suriye ve Irak topraklarını sulamıştır.

Dünya hakimiyetine oynayan ABD; Dünya nüfusunun %4,5 kadarını oluşturmasına rağmen, %26'sı petrol olmak üzere dünya kaynaklarının ortalama %30 yakın bir bölümünü kullanmaktadır...

Aynı şekilde ABD ile her alanda yarışa giren AB ülkeleri ve Japonya gibi gelişmiş ekonomiler de kendilerinde olmayan temel hammadde kaynaklarına artan biçimde ihtiyaç duymaktadır. Bunların elde edilmesi için büyük gayret göstermektedirler.

Bu son derece doğaldır. Çünkü tek kutuplu dünya stratejisinde dolar kontrollü küresel etkinliğini sürdürebilmek ve aynı zamanda, Ekonomik, Siyasi, Askeri, Bilimsel ve Teknolojik güç unsurlarının sürekliliğini sağlayabilmek için ABD ve diğer gelişmiş ülkeler, küresel düzeyde ihtiyaç duydukları bütün kaynakları denetiminde tutmak zorundadır. Zaten Jeopolitik Bilimi bunu böyle dikte ettirmektedir. Yani Jeopolitikçiler "Hayat Sahası Teorisi"ne uygun olarak, " Sende olmayan stratejik ihtiyaç maddelerini bu maddelerin bulunduğu ülkelerden zor kullanarak alabilirsin" diyerek kendi siyasetçilerini yönlendirmektedir.

Bu dün böyle idi. Bugün böyledir ve yarında böyle olacaktır. Nitekim, ABD bilim adamlarınca Stratejik Araştırma Merkezlerinde hazırlanan raporlara göre ABD'nin gelişmesine ve bekasına yönelik Politik Hedefleri olarak; Dünyadaki enerji kaynaklarının, su kaynaklarının, haberleşme sistemlerinin kontrolü ön sırayı almaktadır.

Ayrıca, sermaye akışının aksamadan devamını sağlanması için hedef ülkelerdeki demokratik siyasal yapılara destek verilmesi gerekmektedir. Dünya hakimiyeti için küresel ortamda ABD'ye rakip olmaya çalışan AB ülkeleri içinde ayni ihtiyaçlar ve hedefler geçerlidir. İşte bu hedefler içinde insan yaşamı için hayati önemi haiz olan en önemli maddenin SU olduğu görülmektedir. Bu bakımdan dünya üzerindeki su kaynaklarının denetimi gelişmiş ülkelerin öncelikli hedefleri arasında bulunmaktadır.

Bugün dünyanın dörtte üçü su ile kaplı olmasına rağmen insanlar dünya karalarının dört bir yanında su ile ilgili ciddi sorunlar yaşamaktadır. Yani su ile çevrilen yaşlı dünya karasında çoğalan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli temiz su kaynağı mevcut değildir. Dünya nüfusunun üçte biri halen mevcut kaynakların su talebini karşılayamadığı ülkelerde yaşamaktadır. Bugün asgari bir milyardan fazla insan temiz içme suyuna mahrum olarak yaşamaktadır.

Dünya nüfusu artmasına rağmen mevcut su kaynakları artmamaktadır. Ayrıca artan nüfus dikkatli kullanmadığından ve çevre kirliliğinin artmasına neden olduğundan mevcut su kaynakları da ekonomik olarak kullanılmamaktadır. Nüfus ve çevre sorunları ile birlikte her geçen gün büyüyen su sorunu geleceğin küresel savaşlarının ana sebebi olacağı şimdiden görülmektedir. İşte bu yüzden susuzluk giderek artarken, suya sahip olunması yanında, suyun ekonomik ve kontrollü olarak kullanılması dünya hakimiyetine oynayan küresel güçlerin öncelikli hedefleri olmaktadır.

Türkiye su kaynakları bakımından zengin sayılacak bir ülke olmamasına rağmen bölge ülkeleri ile mukayese edildiğinde mevcut su kaynakları açısından en zengin ülke olarak kabul edilmektedir.  Nüfusumuz arttıkça Türkiye'de kişi başına düşen içilebilir su miktarı azalmaktadır. Dünyada halen kişi başına elde edilebilir içilebilir su miktarı 7.250 metreküptür. Bu miktarın 2025 yılında 4.800 metreküpe düşmesi beklenmektedir.

Dünya rakamlarına bakıldığında Türkiye'nin su miktarı 2500 metreküp dolayındaki rakam ile dünya standartlarının çok altındadır. Oysa bu rakam daha 1955 yılında 8500 metreküp civarında idi. Bu miktarın nüfus arttıkça düşmesi doğaldır.

Aslında mevcut su kaynaklarımız yeterince kontrol altına alınabilse idi, yani akarsu kaynaklarının önüne suyu kontrol edecek barajlar yapılabilse ve yerüstü su kaynaklarımız çevre kirliğinden korunabilse mevcut depolama kapasitemizin kolaylıkla 10000 metreküpe çıkartılabileceği bilim adamlarınca tespit edilmiştir.

Türkiye önemli miktarda su kaynaklarına sahip olmasına rağmen komşularıyla aralarında sınır aşan sular dolayısıyla her zaman çatışma meydana gelebilecek bir konumda bulunmaktadır. Çünkü bazı akarsularımız iki ülke arasında sınır olurken, bazı akarsularımız bizden doğup dışarıya dökülmektedir. Olay çok yönlü ve çok teknik bir uluslararası çalışmayı gerektirmektedir.

Türkiye'nin komşuları ile olan su ihtilaf alanlarını şu şekilde sıralayabiliriz. Türkiye ile Yunanistan arasında Meriç nehri; Türkiye ile Bulgaristan arasında Meriç veTunca nehirleri; Türkiye ile Gürcistan-Ermenistan-Nahcivan arasında Çoruh, Posof Çayı, Kura Nehri, Arpaçay ve Aras Nehri; Türkiye ve İran arasında Aras, Sarısu, Karasu; Türkiye ve Irakarasında Dicle ve Fırat Nehirleri; Türkiye ve Suriye arasında, Fırat, Asi Nehri, Afrin, Çağçay Suyu yüzünden çeşitli ihtilaflar olmuştur ve her seferinde yeniden anlaşma yapılmak durumunda kalınmıştır.

Görüldüğü gibi coğrafi konumumuz mevcut kaynaklarımız yüzünden bizi daima komşularımız ile su yüzünden bir itilafa sürükleyecek bir pozisyondadır. İnsan yaşamı için vazgeçilemez bir madde olan suyun Türkiye ve komşuları arasında her zaman bir savaş sebebi olarak algılanacağı açıktır.

İşte bunun için her zaman hazır ve yeterli güvenlik tedbirlerine ihtiyacımız olacaktır. Ortadoğu ülkelerinde günümüzün çok kritik enerji ham maddesi kabul edilen petrol bol olarak çıkmasına rağmen ne yazık ki su kaynakları ya çok kıttır, yada Türkiye'den gelen su kaynaklarından elde edilen suyla yetinmek zorunluluğu vardır.

Bugün zengin Arap ülkeleri içme suyunu denizden temin edecek teknolojileri geliştirmiş olmalarına rağmen doğal su kaynaklarından elde edilen suyun sağlık seviyesine erişmeleri mümkün olamamıştır. Bu durumda Orta Doğu'da bol su kaynaklarına sahip tek ülke olarak Türkiye, stratejik bakımdan komşularına göre kuvvetli bir pozisyona sahip olmaktadır. Çünkü bölge akarsularının büyük çoğunluğu yüksek rakımlı Türkiye topraklarından doğup alçak rakımlı Arabistan çöllerine doğru yol almaktadır. Bu durum Türkiye'ye su kaynakları üzerinde etkili bir kontrol sağlama imkanı vermektedir. Musluğun başında olmamız bizi onlara göre daima güçlü kılmaktadır.

Bu stratejik konumuna rağmen Türkiye son yıllara kadar su kaynaklarını yeterince kontrol edecek barajlar sistemini kuramadığı için mevcut akarsularımız önemli bir tahdide tabi kalmadan akarak kontrolsüz bir şekilde komşu ülkelere ulaşmıştır. Dolayısı ile şimdiye kadar komşularımızla ciddi sayılabilecek bir sorun yaşanmamıştır.

Son yıllarda Fırat ve Dicle üzerinde inşa edilmeye başlanan barajlar dolayısıyla suyun akışını kontrol atına almamızı müteakip Suriye ve Irak yönetimince su ihtiyacı giderek daha sesli bir şekilde dillendirilmeye başlamıştır. Tam kontrolü sağlayacak GAP Projesi tamamlandığında, yani akarsularımız tamamen denetim altına alındığında Suriye ve Irak tamamen bize bağımlı hale geleceklerdir. İşte bu durum ABD ve AB tarafından tespit edilmiş ve şimdiden bu ihtilafı bölgede körükleyebilecekleri çatışmaların sebebi yapmak için nasıl bir yol tutmaları gerektiği hakkında stratejiler üretmeye başlamışlardır.

Bölgede su yüzünden çıkacak büyük savaşlar bu bölgeyi kontrol altına alacak küresel güçlerin ve bilhassa ABD ve AB'nin işine gelmektedir. Bu şekilde bölgeyi daha kolay kontrol ve denetim altına alabilecekleri küçük devletçiklerin oluşmasına imkan yaratılmış olacaktır.

Görünen manzara şudur. Bölgede sorun yaratabilecek su sorunu mevcuttur. Bugün olmasa bile çok yakın bir gelecekte bu sorun Türkiye ile bölge ülkelerini birbirine kırdırmaya yetecektir. O halde bu sorun deşilmeli ve yani yara kaşınmalıdır. İşte Avrupa Birliği efendilerimizin öngörüleri ile İlerleme Raporuna koydukları Su Sorunu gerçeğinin altında bunlar yatmaktadır.

Dün olduğu gibi bugünde Türkiye uluslararası sözleşmelerden doğan görevlerini aksaksız yerine getirerek kendi topraklarından çıkan suların tasarrufunda komşuluk ilişkilerini gözetmektedir. Fakat küreselleşme mimarları bunu yeterli görmemektedir. Onlara göre küresel sorunlar dikkate alındığında, kullanılabilir su kaynaklarındaki daimi kirlenme ve artan ihtiyaçlarla, kaynaklar arasındaki ilişkide ters orantılı bir durum mevcuttur. Bu ise bir kaç yıl sonra Türkiye ve komşularının su yüzünden çatıştırılmasını kaçınılmaz kılacaktır.

Bu çatışmanın yeri, zamanı, şekli ve vüsatinin planları şimdiden yapılmaktadır. Türkiye' nin GAP yatırımlarını gerçekleştirmesini takip eden yıllarda bölgedeki terör eylemlerinin giderek hız kazandığı ve teröristlerin AB ve ABD tarafından desteklendiği Türkiye tarafından iyi bilinmektedir.

Sonuç olarak; Avrupa Birliği küresel güç olabilmek için kontrol altında tutması gereken Ortadoğu bölgesinde meydana çıkabilecek çatışmalarda temel sorunun su kaynaklarının kullanılması olduğunu tespit etmiştir. Şimdiden bu sorunun büyütülmesi için planlarını geliştirmekte ve bizi köşeye sıkıştırmanın yollarını aramaktadırlar.

Onların bunu yapacakları ayan-beyan ortadadır. O halde biz de bu oyunu bozma yolunda aklımızı ve gücümüzü kullanarak buna imkan vermeyecek uygulamalar üretmeliyiz. Bu uygulamalar Türkiye'nin gelecek bir kaç yılının politik gelişmelerine damgasını vuracaktır. Şimdiden uyanık davranmalı ve komşularımızla olan ikili ilişkilerimizi sağlama almalıyız. Çünkü biz birbirimizi yer ve küçülürken küresel güçlerin ekmeğine yağ sürülmüş olacaktır. Kaybettiğimiz mevziler derhal AB ülkeleri tarafından doldurulacaktır. Uyanık olmalıyız. Konuyu Türk Toplumun tamamına mal ederek yöneticilerimizin elini kuvvetlendirmeliyiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
18 Ekim 2004 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale