19 EKİM 2017 PERŞEMBE

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Avrupa Birliği'ne girmek isteyip istemediğini Türk Milleti'ne sordunuz mu?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 11 Ekim 2004 Pazartesi 

Asırlardan beri Türkiye'yi idare edenler çok şeyler düşünmüşlerdir. Fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye'yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde telafi edebiliriz. O'da Türkiye'den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu zihniyetle hareket ederek her türlü kurtuluş ve saadet hedeflerine erişebiliriz.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

Avrupa Birliği Komisyonundan tavsiye kararı alanlar kim için ve ne için seviniyorlar. Türk halkı için mi ? Yoksa kendi misyonları için mi? Yoksa birilerinden aldıkları yüklü nemalara devam etme yolunun görüldüğü için mi ?

Devletlerin iki temel görevi vardır. Birincisi ülkenin güvenliğini ve devamlılığını ( İdari Görevi ) sağlamaktır. İkincisi ise halkının refah ve huzurunu (Ekonomik Görev) sağlamaktır.

Avrupa Birliği bize bunların hangisini bize verecektir? Nasıl verecektir? Ne zaman verecektir? Ve bilhassa neden verecek ve bundan ne elde edecektir? Asırlarca birbiri ile savaşarak birbirlerini yiyen Avrupa halkları topraklarının önemli bir bölümünde altı yüz yıl hakim olan yetmiş Milyonluk Müslüman Türklere bunları sağlarlar mı?

İşte bütün bunlar ne Avrupa Halklarına ve ne de Türk Halkına sorulmamıştır. Nitekim en erken 10 yıl sonra gündeme gelmesi gereken bir üyelik söz konusu olmasına rağmen başta Fransa olmak üzere bazı ülkelerin yöneticileri, "Ben Türkiye'nin topluluk bünyesini alınmasını halkıma sormalıyım" diyor. Fransa 25 üyeli topluluğun Amiral gemisidir. Bu gemiyi
diğerlerinin takip edeceğini görmemiz lazımdır.

Bu konunun Avrupa cephesi. Şimdi gelelim bizim tarafa. 41 yıldır süregelen Avrupa Birliğine katılma maceramız sürüyor. Acaba siz kırkbir yıldır yaşantısının tümünü değiştireceğimiz, binlerce yıllık kemikleşmiş alışkanlıklarının pek çoğunu terketmek zorunda kalacak olan Türk Halkına AB üyesi olmak isteyip-istemediğini hiç sordunuz mu ?

"Sen Avrupa Birliğine katılmamızı istiyor musun" dediniz mi? Acaba siz gelmiş-geçmiş bütün yöneticiler; halkınızın karşısına çıkıp açıkça ve halkın anlayacağı lisan ile bu Avrupa Birliği üyeliğinin, bu yüz binlerce sayfa tutacağı belirtilen yeni mevzuatların ve kuralların neler kazandırıp-neler kaybettireceğini anlatınız mı?

Halkınızın olurunu aldınız mı ? Sizler; halkın desteği olmadan, ve halka rağmen halen bulunduğunuz mevkilerin sizlere baki olmadığını bilmiyor musunuz?

Yarın AB böyle istedi diye; yüzde doksan dokuzu Müslüman olan ülkemizde camilerden ezan okunması yerine zil veya çan çalmamızı isterlerse (ki isteyecekleri açıkça anlaşılıyor) bunu bu halka nasıl anlatacaksınız.? Kurban kesimi yasaklanınca bu halkın ne yapacağını düşünebiliyor musunuz?

Ben bunların sorulduğunu ve halkımız arasında ciddi bir araştırma yapıldığını sanmıyorum. Televizyonlarda boy gösteren ısmarlama üzerine para ile birkaç bin kişi arasında anket yapan Araştırma Kuruluşlarının ağzı laf yapan sözcülerinin verdiği rakamların gerçeği temsil ettiğine de inanmıyorum.

Ülkenin gerçek sahibi. Toprakların hakimi halka inilmeli. Halka sorulmalı ve onun desteği alındıktan sonra yöneticiler hep birlikte sonuna kadar halkımızın istekleri doğrultusunda hareket etmeli idiler. Oysa bugün iş işten geçmiştir. Halka neyi soracaksınız bu saatten sonra.

"Atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmiştir" Yani iş işten geçmiştir. Zaten TBMM'de milleti temsil eden iktidar ve sözde muhalefet partileri bu gün kazanılan zaferin sarhoşluğunu halâ üzerinden atamamışlardır. Meydana çıkan tam teslimiyetin başarısının tadını çıkararak birbirlerine methiye düzmektedirler.

Yarın AB'li Efendilerimin takdir buyurdukları Azınlık Aleviler, Azınlık Kürtler, AzınlıkLazlar, Azınlık Çerkezler ve diğer buyuracakları azınlık topluluklar, kendi devletlerini kurmak için Avrupa Parlamentosundan ve Komisyonundan istekte bulunduklarında ve destek aldıklarında bu ülke bütünlüğü nasıl ve kiminle sağlanacaktır.

Sadece Türkiye tanıdığı için tam otuz yıldır hür ve bağımsız olarak egemenliğine devam eden KKTC' yi "tanımayın emri" verildiğinde ne yapılacaktır. Türkiye'nin Akdeniz'deki milli menfaatleri Kıbrıslı Rum dostlarımıza mı havale edilecektir. Düşüncesi dahi insanı çıldırtmaya yetiyor.

Halkımıza bir şey sorulmadı. Ama sorulsaydı da "EVET AB'ye katılalım" dan başka birsonuç çıkmazdı. Bunu çok iyi biliyoruz. Çünkü bu oyunun benzerini tam altı ay önce Kıbrıs'ta yaşadık. KKTC Türk Toplumu beyni uyuşturulmuş bir şekilde kuzu gibi kendini kurda teslim etti. Ve EVET dedi. Şimdi karşı taraf bastırıyor. "Sen Rumların bayrağı altında yaşamağı kendin istedin ve EVET dedin. Şimdi ne istiyorsun" diye sırıtarak soruyorlar.

Bu oyunun aynisi Türkiye'de oynanacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Küresel güçlerin kontrolündeki basın-yayın organları hep bir ağızdan Türk halkını cennet olarak tasvir edecekleri AB için EVET dedirteceklerdir. Bu da açıkça bellidir.

Peki halk istemiyorsa kim istiyor AB esareti altına girerek bağımsızlık ve üniter yapısı bozulacak köleleşmiş Türkiye Cumhuriyetini?

Bana göre sadece küresel güçler ve onun ülkemizdeki uzantıları büyük sermaye çevreleri bu birlikteliği istiyor. AB'nin de zaten böyle bir pazarı sonuna kadar sömürmeğe ihtiyacı var. Bizde kendi elimizle "gelin bizi sömürün" diyoruz. Neden sömürmesinler...

İşte bunun için dış destekli Büyük Sermaye kesimi; toplumun tüm katmanlarını boyalı sözlerle ve cennet palavraları ile bir güzel ikna ediyor. Bu konuda medya ve üniversite üzerinde sahip olduğu maddi hakimiyetten de yararlanıyorlar. Doğal olarak bütün bunlar; "Milli çıkarlarımız böyle gerektiriyor. Zaten Atatürk'te böyle istemişti" ambalajına sarılarak sunuluyor. Bir bakıma toplumsal "beyin yıkama ve bilinçlendirme" ameliyesi yapılıyor. Sonunda AB olgusu; insan beyinlerinde, ulaşıldığında bütün sorunların çözümlenebileceği bir rüya beldesi haline dönüştürülüyor...

Televizyonlarda koca koca adamlar gözümüzün içine baka baka, sahip olduğumuz bütün değerleri dışlayarak AB'nin parasız reklamını yapıyorlar. Ağızlarından bal damlıyor. AB'li dostlarımızın biz e olan hayranlıklarını anlatıyorlar. Biz saflarda, "Büyüklerimiz biz sevdi" diye çok seviniyoruz.

Adam haklı. Çünkü adam kaderini AB ile birleştirmiş, her tür ödünü vererek aciz ve onursuz bir dış politika izlemeyi sırıtarak
savunmaktan, utanmadan övmekten çekinmeyecek kadar kendine ve içinde yaşadığı topluma yabancılaşmış... İşbirlikçilik yapıyor. Ruhunu pazara çıkarmış satıyor.

Sadece ruhunu satsa iyi. Bu arada şehit kanı ile elde ettiği vatan topraklarının satışını pazarlıyor. Parasını küresel güçlerden aldığı için savunacak tabii ki Çünkü istikbalini orada görüyor...

Sonuç olarak; eğer 17Aralık'ki karar da aynen Komisyon Kararı gibi çıkarsa Türkiye artık geri dönülmez bir çıkmaza sürüklenecektir. Bu iki ay içinde yöneticilerimiz ve bilhassa TBMM üyeleri el birliği ile bu karardaki açık ve kapalı tuzakların temizlenmesini sağlayacak bir seferberlik içine girmelidirler.

Aslında ülkeyi bu çıkmazdan geri döndürecek tek güç ise milletin iradesidir. Şimdi bu millet iradesini bilinçlendirme zamanıdır. Gerçek Türk aydınları görev sizlere düşüyor. Yılmak yok . Batmakta olan gemiyi ancak sizler yeniden yüzdürebilirsiniz...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Ekim 2004 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale