23 Mayıs 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Fahrî doktora
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 19 Haziran 2000 Pazartesi 

Bilimadamları dünya insanlığının emniyet süpabıdır. Onlar devamlı araştıran, mevcut ile yetinmeyip bilgisini geliştiren, bilgisini bilim ve teknoloji alanındaki yeniliklerle sonuçlandırıp, bunları önce ülkesinin ve sonra bütün insanlığın hizmetine sunan çok özel kişilerdir. Geçmişten ve halden gelecek için yenilikler ve güzellikler üretirler. Fikir ve düşünceleri ile çevrelerine huzur ve güven verirler. Bilinmeyenleri ve anlaşılamayanları açıklayarak insanların gelecek ile ilgili korkularını yokederler.

Onlar bizim herşeyimiz. Onlar çölde birer vaha, onlar heryerde yetişmeyen nadide çiçeklerdir. Onlar eli öpülesi yüce insanlardır. Ülkelerin gücü ve kuvveti yetiştirdikleri bilimadamlarının sayısı ve kalitesi ile ölçülür.

Biz Türkler tarihimizde bilim adamlarımıza toplumdaki en yüce mevkileri vermiş olmaktan haklı ve büyük bir kıvanç duyarız. Cihan İmparatorluklarına hükmeden Türk Hakanlarının en yakınındaki kişilerin bilimadamları olduğunu dünya tarihçileri gururla kaydetmektedir.

Bütün bu tarihi olguya rağmen Türk bilimadamlarının son yıllarda Türk kamuoyu nezdinde yeterli rağbeti gördüğü ve itibarını hala koruduğunu söylemek çok zordur. Hele 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi sonrasındaki çok sayıdaki bilimadamımızın medyatik tutum ve davranışları halkımız nezdinde puan kaybetmelerine ve güven yitirmelerine sebep olmuştur. Bu bilinen bir gerçektir. Ayrıca maddi bakımdan çok zor durumda bırakılmaları sonucunca onların pekçoğu yeni geçim kaynakları aramaya zorlanmış ve buda bilim dışı alanlara kayılmasına sebep olmuştur. Buda kamuoyumuzca yakından bilinmektedir.

Bilim adamı camiasına 35 yaşından sonra katıldım. Son derece zor ve özveri isteyen çalışmalardan sonra "ATATÜRK'ÜN EKONOMİK GÖRÜŞLERİ" konulu tezimi vererek "DOKTOR" ünvanını kazandım. 4 yıl boyunca bütün tatillerim ve izinlerim bu büyük neticyi alabilmem için harcandı. Aileme ve çocuklarıma ayıracağım bütün vaktimi bu güzel neticeyi alabilmek için araştırma ve çalışma ile geçirdim. Ayrıca aile bütçeme de çok büyük bir ek yük getirdim. Ama sonunda başardım ve kazandım. Bilimde alınabilecek en büyük rütbeye eriştim. Bu benim ve ailem için son derece önemli ve gururlandırıcı bir sonuç idi.

Bilindiği gibi " DOKTOR" ünvanı bir insanın kazanabileceği en önemli rütbelerden biridir. Önce üniversiteyi bitireceksiniz. Sonra MASTER imtahanını kazanıp, bu alanda TEZ vereceksiniz. Tez' iniz o güne kadar hiç kimsenin yapmadığı bir alanda insanlık alemine yeni fikirler, düşünceler ve buluşlar getirecek. İlgili Bilimadamları bunu değerlendirecek ve sizin TEZ'inizi kabul edecekler. Bu aşamadan sonra bir imtahan daha kazanacaksınız ve Doktora için yeni bir eğitim ve öğretim alacaksınız. Yeterlilik imtahanlarını kazanacaksınız ve bunu müteakip yine bir TEZ hazırlayacaksınız. Bu da yine kendi alanında ilk defa olan bir konuyu içerecek ki bilimadamları sizi de BİLİM ADAMI saflarına katsın. Son derece zor, yorucu, fakat elde edildiğinde ise çok gurur verici bir netice.

Bunları niye yazdım?

Doktora'nın nasıl verildiğini birilerine öğretmek için mi? Hayır.

14.6.2000 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan bir haber beni bu konudaki hissiyatımı açıklamaya adeta teşvik etti. Haberi aynen yazıyorum.

"EGE ÜNİVERSİTESİ SENATOSU, İLETİŞİM SEKTÖRÜNE VERDİĞİ DESTEKLER NEDENİYLE DOĞAN HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI AYDIN DOĞAN'A "FAHRİ DOKTORA " ÜNVANI VERİLMESİNİ KARARLAŞTIRDI. PROF.DR.IŞIK ÖZKAN, PROF.DR. NURİ BİLGİN, PROF.DR. SUAT ÖKSÜZ, PROF.DR. ÖZCAN ÖZAL VE PROF.DR. AHMET BÜLENT GÖKSEL'DEN OLUŞAN KOMİSYON'UN HAZIRLADIĞI TEKLİFİ ÜNİVERSİTE SENATOSU OYBİRLİĞİ İLE KABUL ETTİ."

Haber aynen böyle. Hayırlı olsun Sayın Aydın Doğan'a verdiğiniz doktora payesi.

Gazetelerimizde bilim adamlarımıza gereken önemin verilmediği ve pek çoğunun maddi sıkıntı içinde olduklarına dair haberlerin adeta süreklilik kazandığı bir ortamda böyle uluorta bilimadamlığı payesi dağıtmanın anlamını ve sebebini kestirebilmek çok zor. Bu rütbeyi bakkallar kurulu değil, koca bir üniversitenin en yetkili profesörlerinden oluşan en büyük kurulu dağıtıyor.

Bu ne güzel bir ikram. Kimin malını kime dağıtıyorsunuz. Sizi böylemi bilim adamı yaptılar sayın hocalarım..? Halen elinizin altındaki yüzlerce vatan evladı binbir zorlukla ve adeta yokluklar içinde büyük masraflar yaparak, inanılmaz özveriler göstererek sizlerden bilimadamı payesi almaya çalışmaktadır. Onlara ne diyeceksiniz. Sizde zengin olun gazete kurun. Sizede verelim diyebilirmisiniz?

Kusura bakmayın sayın hocalarım. Sizin artık ağlayıp sızlanmaya hakkınız yok. Siz kendi kendinizi kabullenmedikten, kendi değerinizi bizzat kendiniz değerlendiremedikten sonra, başkalarına bir şey söylemeye hiç hakkınız yoktur.

Başkalarını kendi bulunduğunuz bilimin bu en son noktasına çekeceğinize, siz başkalarının yanına iniyorsunuz. Size bu makam ve mevkileri veren yetkilileri ve kamuoyunu tatmin edici makul bir sebebiniz mutlaka vardır. Fakat ben aranızdan biri olarak bu davranışınızın meslek kuralları açısından son derece sakıncalı ve bilimsel seviyemizi küçültmesi yönünden çok yanlış bir davranış olduğunu değerlendiriyorum.

Bu konunun bir diğer yanıda var. Sayın Aydın Doğan bu ülke insanının ufkunu açan ve onlara gerçek bir girişimcinin ne derece başarılı olabileceğini isbat etmiş örnek alınacak mümtaz bir iş adamıdır. Onbinlerce vatandaşımıza iş ve ekmek vermiştir. Sözlerim kendisinin tamamen dışındadır. Her türlü övgüyü fazlasıyla haketmiştir. İsminin hatırlatılması ve değerlerinin gösterilmesi için bilim adamı payesi almasına hiç ihtiyacı yoktur.

Sayın Aydın Doğan'ın ülkemizin en zengin iş adamlarından biridir. Türkiye'nin diğer 72 üniversitesinden birinden değilde özellikle EGE ünivesitesi tarafından Fahri Doktor yapılma isteğinin arkasında bu üniversiteye önemli maddi katkıları olduğu değerlendirilmektedir. Bunun mükafatının ise Üniversitenin kampüslerine, binalarına, caddelerine, kütüphane veya spor salonları gibi herkezin görebileceği yerlere isminin konulması ile daha iyi verilebileceğini değerlendiriyorum.

Kendilerinden sonra gelen nesillere kötü örnek olduklarını değerlendirdiğim sayın hocalarımın bu tarz girişimlerinin artık son bulmasını diliyorum. Yoksa bir nesil sonra bilimadamları olarak saygınlığımızın hiç kalmayacağını vurgulamak istiyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Haziran 2000 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale