29 Nisan 2017 Cumartesi

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Irak devlet başkanı Ghazi El Yaver'in ziyareti
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 25 Ağustos 2004 Çarşamba 

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır.
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Ak Partinin en başarılı değil ama en çok çaba harcadığı ve sonuç beklediği faaliyetler Dış Politika alanında yoğunlaşıyor. Eğer siz iç politikada yeterli değilseniz, yani halkın destek ve güvenini sağlayacak temel konularda geriliyorsanız, Dış Politika alanında kazanım olarak görülen hususlar buzun üzerinde yazı yazmakla eşdeğerdir.

Son aylarda Türkiye'nin dış politikasında büyük bir atak görülüyor. Bu aşikar. Fakat ne elde ediliyor.? İşte ne elde ettiğimiz biraz şüpheli...

Peki gelenler niye geliyorlar.? Bizden ne istiyorlar? Bilgimiz ve tecrübemizden istifade ederek sorunlarına çözüm bulmak için mi? Yoksa ekonomik gücümüzden yararlanarak kendilerine destek sağlamamız için mi?

Veya "batan geminin malları" misali bizden bir şeyler kopartabilmek için mi geliyorlar.? İşte oturup bunun muhasebesinin iyice yapılması gerekiyor.

Gelen üst düzey heyetlerin ardı arkası kesilmiyor. Takip etmek zorlaştı. Genel görüntü olarak bu ziyaret trafiğine dışarıdan bakan bir göz Türkiye'nin gerçek bir bölgesel ve dünya gücü olduğunu sanabilir. Aslında bizim gerçekleşmesini arzu ve temenni ettiğimiz de budur. Bütün tavizkâr tutum ve davranışına rağmen bölgemizde Türkiye'ye liderlik, yani yönetilen değil yönlendiren ülke olma konumu yakışıyor.

En son gelenlerden biri de ABD tarafından Irak Devlet başkanı olarak atanan Gazi El Yaver idi. Yanında "Kuzey Irak'a Türkiye'yi ve Türk askerini sokmayız" diye dünyaya beyanat veren Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari Efendi vardı.

Cumhurbaşkanı Sezer'in davetlisi olarak 16-17 Ağustos 2004'te gerçekleştirilen iki günlük Ankara ziyareti ile, Türkiye ile Irak Geçici Yönetimi arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlamıştır. El Yaver'in ilk dış ziyareti için Ankara'yı seçmiş olması, Türkiye'nin Irak yönetimleri için önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca, bu ziyaret esnasında Irak Başbakanı Ayad Allavi'nin de Eylül ayı içinde Türkiye'yi ziyareti kararlaştırılmıştır.

Türkiye açısından Irak Devlet Başkanının çağrılıp kabul edilmesi, işgal altındaki bu ülkede seçilmiş değil atanmışların görev aldığı Irak yönetiminin resmen tanınması anlamına gelmektedir. Bu kağıt üzerinde Irak'a, ama aslında perde arkasındaki gerçek güç ABD'lerine "biz seninle anlaşmaya hazırız". anlamına gelmektedir. Yani bir bakıma ABD, El Yaver'i bölgenin tek önemli gücü olan Türkiye'ye göndermekle atadığı kişileri uluslararası ortamda meşrulaştırmış olmaktadır. Bu durumun, Türk dış politikası açısından başarı mı, yoksa tam bir teslimiyet mi olduğunu okuyucuların anlayışına bırakıyorum.

El Yaver'in ziyaretinde Türkiye'nin gündeme getirdiği konu başlıkları; Kuzey Irakta PKK varlığına son verilmesi, Kerkük'teki özerk yapının bozulmaması, Kuzey Irak'ta ikinci bir sınır kapısının açılması, Musul'da Türkiye konsolosluğu açılması, ayrıca kamyon şoförlerinin can güvenliğinin sağlanması şeklindedir.

Türkiye bunları gündeme getirmesine ve görüşülmesine rağmen muhatabının bu konularda yetkili ama etkili olmadığının da farkındadır. Çünkü bizzat El Yaver de bizzat kendi yetkisi ve etkisinin ABD'nin izin verdiği kadar olduğunun farkındadır. İşte bunun için ziyaret yeni bir dönemi başlatmasına rağmen sorunların çözümü için bir başlangıç yaratmamıştır.

Yani bizim açımızdan kazanılmış somut hiç bir şey yoktur. Kazandığımız değil, ama kaybettiğimiz itibar vardır. El Yaver, bu ziyarette haddini ve hukukunu aşan sözler sarf etmekten çekinmemiştir. Aldığı direktife uygun olarak "teröre izin vermeyeceklerini" ifade ederken, diğer yandan da " hiçbir ülkenin Irak'ın iç işlerine karışmaması gerektiğini" de vurgulayarak Türkiye dahil periyodik olarak Irak için biraya gelen komşuları Ortadoğu ülkelerine gözdağı vermiştir.

Bu arada Irak'ta mevcut anarşi ve terör ortamını sanki dışarıdan gelen teröristler çıkartıyor imajını vurgulayacak şekilde önlem olarak bundan böyle "Irak'a gelecek bütün ülke vatandaşlarına vize uygulayacaklarını" açıklamıştır.

Bu düpedüz Türkiye'ye hakarettir. Yani bir bakıma, "Sen benim ülkeme anarşist ve terörist gönderiyorsun. Ben bunları kontrol edeceğim ve izin vermediklerimi ülkeme sokmayacağım" demektedir.

Zavallı gafil adam ne dediğinin farkında bile değil. Ülkesi karadan, havadan, denizden delinmiş, sınır güvenliği ve egemenliği kalmamış, toprak altı ve toprak üstü bütün varlıkları üzerindeki hakları gasp edilmiş. Yani " Atı alan Üsküdar'ı geçmiş", giren gireceği yere girmiş, bir daha çıkmayacak şekilde mevzilerini oluşturmuş. Şimdi bu Efendi, " ben dışarıdan girenleri kontrol edeceğim" diyor. Geçmiş olsun Yaver Bey. Sen bunları orduların tek kurşun atmadan ülkeni ABD'li efendilerine teslim ederken düşünecektin.

Sonuç olarak; Türkiye bölgedeki tek kilit ülkedir. Bölge ülkeleri ile ilişkilerini eşit ve dengeli bir düzeyde sürdürmek zorundadır. Bu bakımdan Irak Devlet başkanının ziyaretini fazla ciddiye almamalıdır.

Çünkü El Yaver'in fiiliyatta Irak yönetimi üzerinde hiç bir yaptırım gücü ve etkisi yoktur. Bu ülkenin tek hakimi ABD'dir. ABD askerleri bu ülkede kaldığı sürece gerçek bu olacaktır. Bizim muhatabımız doğrudan ABD'dir. Taşeronlarla değil, gerçek müteahhitlerle görüşmemiz gerekmektedir. Zaten El Yaver'in arkasında ABD olmasa vize v.s gibi konuları dillendirmeye cesaret etmesi de mümkün değildir.

Ankara, bölgede cereyan eden AB ve ABD-İsrail güç mücadelesinde ve bölgenin yeniden yapılandırılmasında de rolü olduğunu bilmeli ve bu iki güç arasında kontrollü denge politikası uygulamalıdır. Bölgede Türkiye'ye danışılmadan ve desteği olmadan sonuç alınamayacağını küresel güçlerin anlaması, tutum ve davranışlarını buna göre ayarlaması zamanı gelmiştir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
25 Ağustos 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale