27 Nisan 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






İran-Azerbaycan ilişkileri gelişiyor mu?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 11 Ağustos 2004 Çarşamba 

Yeni Türkiye’nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacı ile mütenasip olacaktır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Dünyayı yeniden yapılandırma çalışmalarına Afganistan’ın işgâli ile başlayan ABD, çizdiği yol haritasında Irak’tan sonra İran’ın geldiğini resmen beyan etmiş ve bunun için hazırlıklarını arttırmıştır. Irak’ta yönetimi Irak’lı sivillere teslim ettiği görüntüsü ile yaptığı işgâli BM düzeyinde meşrulaştırarak hukuki bir zemine taşıyan ABD; müteakip hedefi olan İran’ı düşünerek askeri yığınaklaşmasını Irak başta olmak üzere İran’ı çevreleyen Afganistan ve Türk Cumhuriyetlerinde ve özellikle de Azerbaycan da arttırıyor.

Hazar petrolünün kontrolü ve batıya taşınması ile başlatılan ABD-Azerbaycan ilişkileri, ABD’nin bu ülkede askeri üsler kurması, Azerbaycan Ordusuna eğitim ve bakım desteği sağlaması ile ilgili antlaşmaların imzalanması, Azerbaycan’a maddi yardım için başkanın kongreden ödenek talep etmesi İran’ı oldukça rahatsız etmektedir. Çünkü bu şekilde İran’ı kuşatan ABD çemberi kapanmaktadır.

Azerbaycan’ın İran için bir diğer önemi daha vardır. Çünkü Azerbaycan İran toprakları içinde kalan ve 30 milyon yakın Azeri Türkünün yaşadığı Güney Azerbaycan ile komşudur. Bir bakıma Azeri toprakları bölünmüş olmaktadır.

ABD’nin İran’a yönelik bir askeri harekata başlaması için hazırlık zamanına ihtiyacı vardır. Öncelikle yığınaklaşmanın tamamlanması, İran’ın kendisini çevreleyen komşularıyla arasının açılarak bu ülkeye bölgesel bir tecrit uygulanması, İran içindeki muhaliflerin kullanılarak ülkede iç çatışmaların başlatılarak zayıflatılması gibi ciddi operasyonlar yapması gerekiyor. İşte bütün bunlar için titiz bir planlama ve güçlü bir ekonomik desteğe ihtiyacı var.

Ayrıca Afganistan ve Irak işgalleri ile güç duruma düşen ABD ekonomisinin bu iki ülkenin üç katı büyüklüğündeki İran’a askeri harekatı da kolay değil. Öncelikle siyasi ABD siyasi gücünün kesin kararlılığı ve desteği gerekiyor. Oysa ABD bu yıl sonunda yapılacak başkanlık seçimleri ile yönetim değişikliği olma ihtimali de yüksek. Fakat bunlar ABD’nin Ortadoğu hakimiyetinde engel olarak gördüğü İRAN ile ilgili faaliyetlerini durdurmuyor.

İran yönetimi başına geleceklerin farkında . Etkili bir savunma için bölge ülkeleri ve bilhassa komşularıyla yakın ilişki içinde olmak durumunda olduğunu da biliyor. Köklü devlet geleneğine sahip ve millet olma şuuruna erişmiş İran halkı dışarıdan gelen tehditlere karşı tek vücut halinde toplanarak mücadele edebiliyor.
İran’ın bu gücünü iyi bilen ABD; içeriden ve halk ayaklanması ile iktidara sahip olmanın çok daha kolay olduğunu değerlendiriyor. Ayaklanmalar ise ancak etnik ve dini toplulukların birbirine düşürülmesi ile gerçekleşebilir. İran’daki Acem hakimiyetine rağmen nüfusun büyük çoğunluğunun Azeri Türkü olması ABD’nin kullanabileceği malzeme olarak iştahını arttırıyor. İran ise ABD’nin Azerbaycan Cumhuriyeti ile olan yakın ilişkisini ve üs kurma çalışmalarını bu sıcak tehdidi göz önüne alarak yakından takip ediyor.

Kısacası İran Afganistan ve Irak deneyimlerinin de ders alarak muhtemel bir savaşa hazırlanıyor. Petrolden elde edilen gelirin büyük kısmını silahlanmaya yatırıyor. Bu arada Rusya ile askeri alışveriş hacmini arttırıyor ve çok sayıda satın aldıkları Rus savaş uçakları ile hava kuvvetlerini güçlendiriyor.

Komşusu Irak ile on yıllık savaş tecrübesini yaşayan İran, konulabilecek muhtemel ambargoları iyi değerlendirmiş ve kendi silah endüstrisini de oluşturmuştur. Bugün İran kendi zırhlı araçlarını ve alçak irtifa saldırı sistemlerini üretebilmektedir. İran'ın Amerika'ya karşı hazırladığı en büyük sürpriz ise muhtemelen nükleer saldırı gücüne sahip olmasıdır ki bu konuda da ABD’nin şer üçgeni içine aldığı Kuzey Kore ile sıkı bir işbirliği içindedir.

İşte bu şartlar altında İran Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi 5 Ağustos 2004’te iki günlük resmi ziyaret için Azerbaycan’a gitmiştir. Bu ziyaret sadece İran ve Azerbaycan için değil, bölge ülkeleri,Türkiye ve ABD içinde büyük önem taşımaktadır.

İki ülke arasındaki sorun Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov’un “İran’da yaşayan yaklaşık 30 milyon Azeri Türkünü milli azınlık olarak tanımlaması” ile su yüzüne çıkmıştır. Bu “azınlık” sözü İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyon Bşk. Alaeddin Burucirdi tarafından “ülke bütünlüğüne karşı yapılmış bir açıklama”olarak değerlendirilmiştir.

Ziyarette iki ülke arasındaki ekonomik, siyasi, ulaştırma, petrol ve doğalgaz sanayisi alanında işbirliği konuları ele alınmış ve on temel anlaşma imzalanmıştır. Taraflar Kuzey- Güney Uluslararası Ulaştırma Projesi içinde iki ülke arasında inşa edilmesi öngörülen demir yolu hattının Rusya’ya kadar uzatılması konusunda görüş birliğine varmışlardır. Aslında bu gerçekleşirse Rusya daima gelmek istediği Basra Körfezi’ne kara yolundan ulaşma imkanına kavuşacaktır. Bu bakımdan Rusya’nın projeye ortak olması beklenebilir. Bu husus İran’ın da işine gelmektedir.

Bu anlaşmaların imzalanması ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirdiği varsayılsa da esas görüşme konuları olan Hazar Denizi’nin hukuki statüsü, Azerbaycan dış politikasında ABD ve İsrail ile işbirliğinin geliştirilmesi hususlarında hiçbir gelişme kaydedilmemiştir.

Bilindiği gibi Azerbaycan’ın, 1990’lı yıllarda yabancı petrol şirketleriyle görüşmelere başlarken, ABD’nin dayatması karşısında İran petrol şirketlerini görüşmelere davet etmemesi iki ülke arasındaki ilişkilerde ciddi bir gerginlik yaratmıştır. Bilahare İran, Hazar Denizi’nin hukuki statüsünü ileri sürerek hazar petrollerinden yüzde 20’lik bir pay talep etmiştir. İran savaş gemileri kendi karasularına yakın petrol arayan Azerbaycan gemilerini bölgeye sokmamış ve havadan da muhtelif zamanlarda Azerbaycan’ı tehdit etmiştir. Ayrıca İran Azerbaycan yönetimini ABD ile yakın ilişkileri dolayısıyla devamlı uyarmaktadır. Azerbaycan ise topraklarını işgal eden Ermenilerin İran tarafından desteklendiği savını ileri sürerek gerginliği tırmandırmaktadır.

Sonuç olarak; İran yönetimi ABD-Azerbaycan yakınlaşmasından fevkalade rahatsızdır. Ve bunda da haklıdır. Şimdi Azerbaycan ile diplomatik ve ekonomik alanda başlattığı ikili ilişkileri geliştirerek kuzeyini emniyete almak çabası içindedir.

Bizi ve bölge barışını yakından ilgilendiren bu ziyaretlerin önümüzdeki günlerde sıklaşacağını söyleyebiliriz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
11 Ağustos 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale