23 Kasım 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İ,LE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






ABD'nin sıradaki hedefinin İran olduğu görülüyor...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 4 Ağustos 2004 Çarşamba 

Türkiye-İran münasebetlerinin tarihi gözden geçirilirse bu iki milletin dostluktan ayrıldıkları zamanlar en müşkül devreleri yaşadıkları görülür. Halbuki milletlerimizin tabii temayülleri ve yüksek menfaatleri icabı olan dostluk bağları kuvvetlendikçe her iki millet kuvvetli hale geldi ve refah buldu.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1934)

Dünyayı yeniden yapılandırmak amacıyla Afganistan’ın işgâli ile yola çıkan ABD, çizdiği yol haritasında ilerlemeye devam ediyor. Başkan BUSH tarafından ŞER ÜÇGENİ olarak nitelendirilen ve dünya barışını tehlikeye sokmakla suçlanan ülkeler sırasıyla IRAK, İRAN ve KUZEY KORE idi.

“Kitle imha silahları bulundurarak dünyayı tehdit ettiği” gerekçesi ile işgâl edilen Irak’ta sular durulmadı. Savaş esnasında ABD’ye direnmeyerek adeta ülkeyi teslim eden Irak Ordusu ve Irak halkının savaş sonrası ortaya çıkan direnişleri devam ediyor. Kan gölüne dönen Irak’ta meydana gelen saldırılarda ABD ve koalisyon güçlerinin verdiği zayiat ile birlikte sivil halktan ölenlerin sayısı giderek artıyor.

Bütün bu olumsuz duruma rağmen ABD yönetimi Irak Savaşı başlamadan önce verdiği sözlerden bir adım geri atmadı. Irak’ta yönetimi kendi atadığı Irak’lı sivillere teslim ettiği savı arkasına saklanarak yaptığı işgali BM nezdinde meşrulaştırarak hukuki bir zemine taşıyan ABD; müteakip hedefi olan İran’ı düşünerek askeri yığınaklaşmasını Irak başta olmak üzere İran’ı çeviren Afganistan, Azerbaycan ve Türk Cumhuriyetlerinde arttırıyor.

ABD’nin İran’a yönelik bir askeri harekata başlaması için önünde uzun bir yol var. Buna rağmen ABD’nin dünya hakimiyeti yolunda kendisi için engel olarak gördüğü İran’ın etkisiz kılınması temel hedefi olmaya devam ediyor. Fakat şartlar tam olarak oluşmuş değil.

İran’ın işgali için öncelikle yığınaklaşmanın tamamlanması, İran yönetiminin kendisini çevreleyen komşu ülkelerle arasının açılarak bu ülkeye bölgesel bir tecrit uygulanması, İran içindeki muhaliflerin kullanılarak ülkede iç çatışmaların başlatılarak zayıflatılması gibi önemli operasyonlar uygulanması gerekiyor. Bütün bunlar titiz bir planlamaya, zamanlamaya ve nihayet güçlü bir ekonomik desteğe ihtiyaç gösteriyor.

Ayrıca Afganistan ve Irak işgalleri ile güç duruma düşen ABD ekonomisinin bu iki ülkenin üç katı büyüklüğündeki İran’a askeri harekatı kolay değil. Öncelikle siyasi ABD siyasi gücünün kesin kararlılığı ve desteği gerekiyor. Oysa ABD bu yıl sonunda yapılacak başkanlık seçimleri ile yönetim değişikliği olma ihtimali de yüksek görülüyor.

Bütün bunlar ABD’nin hedef olarak aldığı Ortadoğu hakimiyetinde kendisine engel olarak gördüğü İRAN ile ilgili faaliyetlerini durdurmaya yetmiyor..

ABD, İran konusunda oldukça deneyimli. Şah Rıza Pehlevi’nin iktidara getirilmesi ve devrilmesinde büyük emekleri ve destekleri var.

Gücünün en üst düzeyinde iken ve tüm Silahlı Kuvvetleri kendisini desteklerken Şah Rıza Pehlevi, hiç beklemediği bir anda ve tarzda Humeyni yanlısı aşırı dinci gruplar karşısında ülkeyi terk etmekten başka çare bulamadı. İran içeride büyük bir toplumsal değişim yaşadı ve şimdiki rejim yerleşti. Yeni rejimde doğan gençler bugün 25 yaşına girdi ve tamamen rejimin kurallarına uygun olarak yetiştirildi.

Köklü devlet geleneğine sahip ve millet olma şuuruna erişmiş İran halkı dışarıdan gelen tehditler karşısında tek vücut halinde toplanarak mücadele edebiliyor. Bunun için içeriden ve halk ayaklanması ile iktidara sahip olmanın çok daha kolay olduğunu ABD önceki uygulamalarıyla iyi biliyor.

İran, yıkım için şimdiden hazırlanmaya başladı bile. ABD’nin Türkiye’de asker konuşlandırma isteklerini de İran’a yönelik bir harekatın hazırlıkları dahilinde algılamamız gerekiyor. Türkiye’de yığınaklaşma alanı olarak elde edilirse kuşatma tamamlanmış oluyor.

İranlılar başına geleceklerin farkındalar. Bunun için harıl harıl muhtemel bir savaşa hazırlanıyorlar. Petrolden elde edilen gelirin büyük kısmını silahlanmaya yatırıyorlar. Bu arada Rusya ile askeri alışveriş hacmini arttırdılar ve çok sayıda SU 27 ve SU 34 savaş uçakları ile hava kuvvetlerini güçlendirdiler.

Bunun yanında on yıllık Irak savaş tecrübesini yaşayan İran, konulabilecek muhtemel ambargoları değerlendirmiş ve kendi silah endüstrisini oluşturmuştur. Bugün İran kendi zırhlı araçlarını ve alçak irtifa saldırı sistemlerini üretebiliyor. İran'ın Amerika'ya karşı hazırladığı en büyük sürpriz ise muhtemelen nükleer saldırı gücüne sahip olmasıdır.

İran muhtemel ABD saldırısına karşı Nükleer Silah üretim faaliyetlerine devam ettiğini de saklamıyor. Ayrıca SSCB’nin dağılması süresindeki kargaşadan yararlanarak bu ülkeden birkaç nükleer silah temin etmiş olması da ihtimal dahilinde. Bu konuda tam bilgi olmasa dahi mevcut olmaları ihtimali dahi bölge barışı açısından ve bölgedeki radyasyon kirlenmesi açısından bizi de çok yakından ilgilendiriyor.

İran eğer nükleer başlıklara sahipse, bunları istediği yere fırlatmakta hiç tereddüt etmeyecektir. Bunun yanında İran Şah zamanında başlayan uzun menzilli Füze İmalatı programını aksatmadan sürdürmüştür. Halen elinde olduğu bildirilen Şahin-3 füzesi ile Israil'e, Şahin-4 ile Avrupa’nın tamamına ve İngiltere’nin güneyine, ve nihayet Şahin-5’ler ile ABD’nin büyük bir bölümünü etkisi altına alabiliyormuş. Tabi ki bunlar bir iddia. Denenmiş ve kabul edilmiş menziller değil. Fakat iddia dahi olsa bu menziller içindeki ülkeler tedbirli olmak durumundalar.

Bu bilgiler dünya ve bölge barışını tehdit eden bir ortamı gösteriyor. Amerika şu anda çok sıkışmış bir durumda. İran’ın nükleer olarak daha fazla güçlenmesine izin vermeden vurmak zorunda olduğuna inanıyor. Ama önünde "Kitle imha silahları var"diyerek işgal edip bir şey bulamadığı için dünya nezdinde güvenirliği yitirdiği bir sıcak Irak tecrübesi dururken sadece varsayımlara dayanarak İran’ı işgal etmesi de çok zor. Olayın aksini düşünürsek kaybedilecek zaman İran’ın Nükleer projelerini geliştirmesine yarayabilir.

İşte bu ikilem içinde kalan ABD saldırı için Başkan Bush’un yeniden seçilmesini beklemektedir. Eğer seçildiği takdirde Başkan Bush’un ilk işinin İran’a saldırı emrini vermek olacağını söylemek bir kehanet değil, görünen bir gerçektir. Bunun için 2005 ilkbaharını İran’ı İşgal Operasyonun başlama tarihi olarak görebiliriz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
4 Ağustos 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale