23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Yunanlı papazlar Türk düşmanlığında sınır tanımıyorlar
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 3 Ağustos 2004 Salı 

Patrikhane bir fesat ve hıyanet ocağıdır! Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşerilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan İstanbul Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Kıbrıs Rum Kesimini de Avrupa Birliği şemsiyesi altına sokarak güçlendiğini sanan Yunanistan’da Türk düşmanlığını her fırsatta dile getiren papazlar çizmeyi aşmaya ve Türklük aleyhtarı söylemlerini arttırmaya başladılar.

Dini kisvelerini ve ruhani sıfatlarını kullanarak Türklük ve Müslümanlık ile ilgili ruhlarındaki hezeyanı ortaya vurmak için fırsat kollayan bu garip kişilerden biri olan Selânik Metropoliti Antimos Efendi; “İstanbul’daki büyük, kutsal ve tarihi mâbet Ayasofya’yı tüm dünya Ortodokslarının ayin yapmaları ve Ayasofya’yı Ortodoks Hıristiyan alemine vermeleri için Türkiye’ye baskı yapılmalıdır” diye demeç verdi…

Sayın Başbakanın kızının düğününe davet edilen Yunanistan Başbakanı Karamanlis’te ses seda yok. Çünkü bu ifadeler kendilerinden kaynaklandığından hoşuna gidiyor olmalı.

Adamlar adım adım kilitlendikleri hedefe ilerliyorlar. 500 yıllık İstanbul’u hâlâ Kostantinapolis olarak tanımlayan kafalar, Fatih kaymakamlığına bağlı Türkiye’deki Rumların dini temsilcisi durumundaki Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’u da herhalde Bizans İmparatorluğunun son temsilcisi olarak görüyorlardır.

Büyük tirajlı boyalı basınımızı taradım. Antimos Efendi’nin bu haddini, hukukunu ve manasını aşan sözlerinden hiç kimse rahatsız olmamış. Çünkü en küçük bir haber ve yorum dahi yok. Peki bu sözlerin muhatabı olan ve resmen hükümranlık haklarımıza saldırı niteliği taşıyan bu sözlere cevap vermesi gereken devlet büyüklerimiz nerede? Onlar da kayıp. Onlar Avrupa ve Amerika’ya hoş görünmek için geçmişte melânet ve fesat yuvası olmuş ve açıldığı takdirde ayni işlevine kaldığı yerden devam edeceği aşikar olan Ruhban Okulunun yeniden açılışı ile meşguller.

Burada bir kısım devlet erkanımızın ATO tarafından hazırlanan “Rum Ortodoks Patriğinin Ekümenik patriklik adı ile devlet içinde devlet kurma” çalışmalarımı anlatan raporun halkımızı bilgilendiren işlevinden çok rahatsız olduğunu da anlayabiliyoruz. “Ruhban Okulunu da açacaktık ve Avrupalı dostlarımızı sevindirecektik. Sırası mıydı şimdi?” dediklerini duyar gibi oluyorum.

Oysa bu olay çok vahim ve endişe vericidir. Bir papaz istedi diye Ayasofya elden mi gider mi ?denilebilir... Eğer milli değerlerine sahip yöneticilerimiz olduğu takdirde bunlara sadece gülüp geçilir. “Adamın ateşi başına vurmuş, ne dediğinin farkında değil” denilerek konu atlatılabilir. Fakat durum hiç de böyle değil. Adamlar planlı ve programlı olarak Megal-Idealarına (hedeflerine) yürüyorlar . Bütün imkan ve şartları zorluyorlar. Ve tarihinde bir gün dahi Yunanistan’a ait olmamış İstanbul ortasındaki bir ibadethaneyi “tüm Ortodoks alemi için” bizden talep ediyorlar. Bu cürete ancak şapka çıkartılır.

Birkaç küçük ve cılız ses dışında Rum Ortodoks Patriğinin çalışmalarının tehlikesini anlatan yok. Hıristiyan aleminin desteğini arkasına alan Patrik Bartholomeos’un faaliyetlerini destekleyenler arasında ne yazık ki ünlü Türkler de var. AKP milletvekili ve TBMM Dışişleri Kom.Bşk. Mehmet Dülger, Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök, Av.Kezban Hatemi, Leyla Umar’,Hıncal Uluç söylemlerinde ve yazılarında Patrikliğin Türkiye için bulunmaz bir nimet olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Ayrıca pek çok ünlü iş adamımız da patriğin ağzından konuşmakta sakınca görmüyor. Ve doğal olarak kamuoyumuz yanlış yönlendiriliyor.

Oysa gören ve düşünen beyinler olarak; “Ekümenik Patrik” diye imza atan, Türk şehri İstanbul’a “Konstantinapolis” diyen, Çift başlı Bizans kartalını sembol olarak alan, Osmanlıya hıyanet ederek asılan Patriğin asıldığı kapıyı kininin göstergesi olarak hala kapalı tutan Bartholomeos’un devlet tanımaz faaliyetlerine bakınca Selânik Metropoliti Antimos Efendinin sözlerinin hiç de boş sözler olmadığını görebiliriz.

Şurası bir gerçek ki, Yunanlı kendi kültürüne batı dünyasını hayran etmeyi başarmıştır. Yunanlı, 1829’da Mora’da başlattığı büyük Bizans hayaline giden yolun doğruluğuna müttefikleri AB ülkeleri ile birlikte bütün Hıristiyan alemini inandırmıştır.

Papaz Antimos söylemlerinde yalnız değildir. İstanbul’u Kostantinapolis, Doğu Karadeniz’i Pontus olarak gösteren haritalar bizzat Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercuri tarafından bütün dünyaya dağıtılarak Türk ve Müslüman işgaline dikkatler çekilmişti. Bugün de bir önceki Pasok Hükümetinin Kamu Düzeni Bakanı milletvekili Stelyos Papatemelis’in sözleri bu fikirlerin arkasındaki devlet desteğini ortaya koyuyor. Bakan Efendi şöyle buyuruyorlar; “Ayasofya Ortodoks âlemine ve tüm dünyaya aittir. Hıristiyan Batı artık uyanmalı, Ayasofya ile Fener Patrikhanesi’nin başka dinden ve kendinden olmayan dine düşmanlık duyan bir devlet içinde olduğunu anlamalıdır”.

Peki bu çalışmalar bugün mü başladı. Hayır, bunlar 1829’dan beri devam ediyor. En son 18 Ağustos 1986 ’da “Uluslararası Bizans Kongresi” Kopenhag’daki Dom Kilisesinde 19 uncu toplantısını yaptı. Bütün Avrupa ülkelerinden temsilcilerin katıldığı bu kongrede diğerlerinde olduğu gibi Türk işgali altındaki Bizans topraklarının nasıl geri alınabileceğinin planları görüşüldü. Ve alınan kararlar gecikmeden uygulamaya konuldu.

Biz içeride birbirimizi yiyip, dış destekli terör belasından kurtulmaya çalışırken adamlar mesafe aldılar. Yöneticilerimiz aleyhimizde alınan kararları görmezlikten geldiler. Milletimiz, televoleler ve popstar yarışmaları ile uyutulup konuların dışında tutulurken Papaz Efendilerin bugün gelip Ayasofya’yı resmen isteyebildikleri duruma ulaşıldı.

Evet biz, Mart 2002’de Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Romen üye Vadir Tudar öncülüğünde 27 parlamenter tarafından hazırlanan “Ayasofya’nın Hıristiyan Dünyasına iadesi” önergesini de görmezlikten geldik. Bu önergede yer alan “İşgal altındaki görkemli Hıristiyan kenti Konstantinapolis” ibarelerini duymadık ve görmedik. Bu önergenin arkasındaki isim olan Yunanistanı’da dikkat etmedik.

Sonuç olarak; bu papazlar ve papaz kılıklı yandaşları, Ayasofa’yı yeniden almak, Bizans’ı diriltmek ve Pontus’u hortlatmak için yemin etmişlerdir. Dışarıda destekçileri içeride yardakçıları çoktur. Aklımızı başımıza alalım.

Atatürk’ün yukarıdaki sözünü rehber edinelim. Hıyaneti ve hainleri görelim ve bunların bu ülkeyi bölüp parçalamalarına izin vermeyelim...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Ağustos 2004 Salı

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale