29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kamusal alan ve gereksiz türban tartışmaları
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 31 Temmuz 2004 Cumartesi 

Bir kurumun yaşaması, gelişmesi, muvaffak olması o kurumun başına geçenlerin iyi huylu, dürüst, imanlı kişiler olmasına bağlıdır.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1937)

Türkiye hiçbir zaman lâyık olmadığı gereksiz ve sonuçsuz bir tartışmanın içinde debelenip duruyor.

Evet,Türban konusundan bahsediyorum. İster Türban, ister Başörtüsü ve isterseniz Başbağı deyin. Türkiye’de bugün, aynen dün olduğu gibi başını örterek gezen kadınlarımız vardır. Bunlar yarın da olacaktır. Ve bunlar bu ülkede yaşayacaklardır.

Ben bu görüntüyü şahsen doğru bulmuyorum. Dini vecibelerimizin ve inançlarımızın siyasi düşüncelerimize alet edilmesini kabul edemiyorum. Ama bu benim varolan bir gerçeği görmezlikten gelmemi gerektirmiyor.

Kadınlarımız toplumumuzun yarısından da fazlasını teşkil ediyor. Onların her türlü problemlerinin çözülmesi toplum içinde karşılıklı dayanışma, birlik beraberliğimiz için şart. Her ne sebeple olursa olsun giydikleri kıyafetler yüzünden toplumun sadece bir kesimini dışlamak çağdaş bir anlayış olamaz…

Bırakalım çağdaş görünüm bozukluğunu, başörtü konusu Türkiye’nin üst yönetim kademeleri arasında tek ve en önemli sorun olarak bulunuyorsa, orada milli bir tehlike vardır. Ve bunu tarafların mutlaka karşılıklı diyalog ve uzlaşı içinde çözmeleri gerekir. Çağdaş ve modern normlara uygun olmayan abuk sabuk ve karşısındaki insanı rahatsız edici pespaye kıyafetle gezen insanlarımız ülkenin bütün imkanlarından yararlandırılırken sadece başörtüsü takanların yasaklanmasını da doğru bulmuyorum. Yasak getirilecekse hepsine getirilmelidir. Doğal olanı budur.

Başörtüsü konusu ne yazık ki bugün Türkiye gündeminin daima en önünde yer almaktadır. Çünkü bu ülkeyi yöneten seçilmiş Başbakan, Meclis Başkanı ve Bakanlarımızın çoğunun hanımlarının başları örtülüdür. Ülkeyi bu başı örtülü hanımlar değil, onlarla ayni dini inanışa sahip eşleri yönetmektedir. Eğer başörtüsü takan bu hanımlarımız devlet-millet hayatı için devlete ait kurumlarda bulunmalarını sakıncalı kılacak kadar tehlikeli hale gelmişler ise, onlar ile ayni düşünceyi paylaşan eşlerinin de ayni mahalde bulunmamaları gerekir. Bu müthiş bir çelişkidir. Ve mutlaka uzlaşı içinde çözülmesi gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık şekli sorunlarla değil, gerçekten ülkesini ve devletini çağdaş normlara taşıyacak daha ciddi işlere yönelmelidir.

Bugün devletin üst kademesinde başörtü kavgası vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanın ve TBMM Başkanının eşlerini yok sayması ne kadar yanlış ise, hanımlarının başı örtülü olan devlet erkanının da bu konuyu eşlerini evlerinde hapis tutarak çözdüklerini sanmaları da yanlıştır.

Evet bugün böyle bir sorun vardır. Çözecek olanlarda sokaktaki halk değil, halkın seçtiği yöneticileridir. Bu kavganın millete sağladığı hiçbir olumlu yansıması yoktur. Sayın Cumhurbaşkanı Uluslararası NATO Zirvesinde ev sahibi Türkiye’nin Başbakanını eşinin başı örtülü diye davet etmemiştir. Basın tepedeki bu kavgayı anında Türk ve dünya kamuoyuna aynen taşımıştır. Sayın Cumhurbaşkanı yasaların gereğini yaptığını söylemektedir. Bu çok doğrudur. Fakat bütün dünya liderlerine bu garip ve çelişkili durumu anlatmak mümkün değildir.

Türkiye’nin 2004 yılında geldiği noktanın bu olmaması gerekir. Şimdi konuyu biraz daha açalım. AK Parti bugün 369 milletvekili ile iktidardır. Herhangi bir aksama olmadığı takdirde (Ki görünürde böyle bir şey yoktur.) 2007 yılına kadar iktidarda kalacaktır. Bu süre içinde değişecek Cumhurbaşkanlığı makamını Sayın Sezer büyük bir ihtimal ile Sayın Erdoğan’a devredecektir. Bu meclis aritmetiği ile bu sonuç kaçınılmazdır. İşte o zaman bugün tepedeki uzlaşmaz durumu gösteren Başörtüsü konusu gündemden kalkacaktır. Çünkü be defa en tepede başı örtülü Emine Erdoğan olacaktır.

Aksini düşünelim ve bir senaryo yaratalım. AK Parti uygulamaları ile başarısız oldu ve erken seçim gündeme geldi. Halkımız 3 Kasımda sandığa gömdüğü partiler gibi AK partiyi de sandığa gömdü. Yönetim değişti. İktidarı alan X Partisi liderlerinin başı açık bir hanımefendi olduğunda iş kökünden çözülmüş olacaktır.

Sonuç olarak; Bugün İktidardaki yönetim ile devletin kurumları arasında gözle görünen ve ülkeye zarar veren bir Türban Sorunu vardır. Devletin görevi sorun çıkarmak değil, sorunlara çözüm bulmaktır. Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan bu sorunu basın önünde tartışıp birbirleri ile çatışacaklarına, buna çözüm üretecek davranış içine girmelidirler. Vatandaşlarımızın tepede çatışmaya değil, uzlaşmaya ihtiyacı vardır. Bu uzlaşma yapıldığı takdirde başörtüsü ülke gündeminden kalkacaktır. Şu anda meydana gelen taraf tutma ve zıtlaşma durumu da ortadan kalkacaktır.

Birbirini kılık kıyafeti için suçlayan değil, kılık kıyafet zenginliği ile kültürel açıdan zengin bir toplum görüntüsü verecek hale gelmeliyiz. Bunu başarabilir miyiz? Ben başarmamız gerektiğini vurguluyorum. Eğer sağduyu ile yaklaşılırsa kısa sürede bu sorunun ülke gündeminden kalkacağına inanıyorum.

Bu konuda ilk adımı Sayın Sezer’in atması gerekmektedir. Çünkü Anayasamız 104 üncü maddesi ile Cumhurbaşkanına; Türk milletinin birliğini temsil etme ve Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme görevi vermiştir. Ülkemizin üniversiteleri, ile sivil toplum kuruluşları da fikir ve düşünceleri ile devreye sokulmalı çok geniş bir toplumsal uzlaşı içinde ortak nokta bulunmalıdır.

Bu toplumsal uzlaşıyı müteakip gerekiyorsa yasal düzenlemeler yapılarak Türban Konusu Türkiye gündeminden ilelebet çıkartılmalıdır.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
31 Temmuz 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale