26 Şubat 2017 Pazar

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Ermeni dosyası gündemden düşmüyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 25 Temmuz 2004 Pazar 

Milletlerin siyasetinde ancak menfaatleri vardır. Kimsenin kimseye dost olmayacağını bilelim.
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1933)

ERMENİ SOYKIRIMI DOSYASINI DAİMA CANLI TUTMALIYIZ...

Her yönü ile himayeye muhtaç Ermenistan Devleti yöneticilerinin anlamsız ve saldırgan tutum ve davranışlarından cesaret alan Ermeni Diasporasına mensup şartlanmış beyinler Ermeni Soykırımı konusunu dünya gündeminde tutmaya devam ediyorlar.

Çünkü Ermeni Diasporasının önlerinde güzel bir örnek var. Bilindiği gibi, Almanların İkinci Dünya Harbinde Yahudi toplumuna yönelik soykırım uyguladıkları gerekçesine dayanılarak BM tarafından Yahudilere Filistin topraklarında bağımsız devlet kurma hakkı tanındı. Bu yetmedi ve Almanya bu soykırımın maddi bedeli olarak Yahudilere para tazminatı ödemeye mahkum edildi. Önce toplu olarak ödenen tazminatın dışında belirlenen bir meblağ her yıl günümüz Yahudi toplumunun temsilcisi olarak görülen İsrail’e ödeniyor.

İşte Ermenilerde arkasına sığındıkları mesnetsiz ve dayanaksız bir soykırım iddiası ile Türkiye’den hem böyle bir tazminat koparmayı ve hem de eğer bölünüp parçalanabilirse Anadolu topraklarından pay elde etmeyi hedef olarak almışlardır. Bu anlamsız ve sonuçsuz çabalara ne yazık ki dünyanın güçlü devletleri de bilerek alet olmaktadır. Çünkü böyle bir sonucun Türkiye’yi zayıflatacağını ve bununda kendi milli menfaatlerine uygun olacağını değerlendirmektedirler.

Oysa birkaç önünü göremeyen yönetici ile Sivil Toplum Kuruluşu dışında, ne Türkiye’de yaşayan Türk Ermenilerin ne de Ermenistan Ermenilerinin böyle bir talepleri ve arzuları bulunmamaktadır. Çünkü bin yıldır bir arada yaşayan Türkler ve Ermeniler birbirine o kadar kaynaşmışlardır ki dini inançlarına ilişkin ibadetleri dışında sosyal ve kültürel alanlarda pek ortak özelliklere sahip olmuşlardır. Gazetemiz yazarlarından Sayın Levon Panos DABAĞYAN’ ın GERÇEK AÇIDAN başlıklı köşesini takip edenler bu dayanışma ve kaynaşmanın en güzel örneklerini görebilirler ve Türk Ermenileri üzerinde oynanan çirkin oyunları öğrenebilirler.

Bütün bu gerçeklere rağmen küresel güçlerin dünyayı yeniden yapılandırmakla görevli mimarları “belki Türkiye’ye zarar verebiliriz” düşüncesi ile konuyu kaşımakta ve devamlı gündemde tutmaktadırlar.

Nitekim son günlerde konu yine ABD Kongresine getirilmiştir. ABD Kongresi'nin alt kanadı Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen 2005 yılı dış yardım tasarısına Ermeni lobisinin girişimiyle eklenen Türkiye karşıtı değişiklik önergesinin Kongre'den çıkacak nihai yasa metninde yer alması yönünde ciddi çalışmalar yapılmaktadır.

Bu sene sonunda yapılacak Başkanlık seçimlerinde yeniden aday olan Başkan BUSH Ermeni oylarının ve Ermeni lobisinin bilinen gücüne rağmen Türkiye ile ilişkilerin ABD menfaatleri bakımından daha ağır basması dolayısıyla tavrını şimdiden belli etmiş ve Türkiye’den yana koymuştur. Gerek Başkan Bush ve gerekse Cumhuriyetçi Parti Temsilciler Meclisi liderliği tasarı konusunda bu konuda kararlı davranacaklarını bildirmişlerdir.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, konuya ilişkin yayımladığı ayrıntılı açıklamada da; Ermeni lobisinin eyleminin, Washington'un Türkiye ile Ermenistan arasında uzlaşma sağlanması amacına zarar vereceğini belirtmiştir.

Boucher; ''Başkan Bush yönetimi, Türkiye'ye yardımın kısıtlanmasını amaçlayan bu değişiklik önergesine güçlü şekilde karşı çıkıyor. Bu yasalaşmamalı. Yakınlaşma yönünde Türkiye ile Ermenistan doğrudan görüşmeler yapıyor. Bizim hedefimiz, kilit NATO müttefiki Türkiye ile yakın dostumuz Ermenistan'ı ayırtmak değil, bu iki ülke arasında işbirliğini güçlendirmektir'' demiştir.

Konuyu gündeme getiren Washington'daki siyasi gözlemciler; seçmenlerle ilgili duyarlılıkların göz önüne alındığı başkanlık seçimi yılında bile hem Bush yönetiminin, hem de Kongre yönetiminin şiddetle karşı çıktığı bu Ermeni girişiminin başarıya ulaşması ihtimalinin zayıf olduğunu dile getirmektedir. Bütün bunlara rağmen Washington’da Ermeni oyunları bütün hızıyla sürdürülüyor.

Temsilciler Meclisi'ndeki bu defa ki Ermeni girişimini, ABD'deki radikal Ermeni gruplarını bir araya getiren Amerikan Ermeni Ulusal Kongresi (ANCA) planlamıştır. Bu kuruluşun ilk hedefinin ''Türkiye'yi Ermenistan ile sınırı açmaya ve ambargoyu kaldırmaya mecbur bırakmak'' olduğu bilinmektedir. ANCA'nın, sınır açılması hedefine ulaşılamaması durumunda Türk-Amerikan ilişkilerini mümkün olduğunca germeye çalışacağı da bir gerçektir.

Alışılageldiği üzere her yıl 24 Nisan 'a yaklaşırken "ERMENİ SOYKIRIMI MESELESİ" içinde Ermenilerin de bulunduğu bir takım karanlık merkezler tarafından dünyanın gündemine getirilir. Birleşmiş Milletler, ABD ve AB ülkelerinin parlamentolarında bu konu görüşme gündemine alınarak "Soykırım'ın kınandığı, Türkiye’nin de bunu kabul etmesi gerektiği" bir kez daha vurgulanır.

52 yıllık NATO Müttefikimiz Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin yasama meclislerinden konuya ilişkin olarak " Fransa; 1915'te Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu tarafından soykırıma uğradığını kabul eder " meâlinde yasalar çıkartılmıştır.

Ermeni Soykırımı Meselesi'ni en fazla işleyen ve Ermenilere en fazla destek veren ülke ne yazık ki NATO Müttefikimiz Fransa'dır. Bu ülkeyi Stratejik Ortağı olduğumuzu iddia ettiğiz ABD takip etmektedir.

Konuya ilişkin olarak "Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabını ararken faaliyetlerin yoğun olarak sürdürüldüğü Fransa'yı örnek olarak alacağım. Konu sadece bizleri değil, gelecek nesillerimizi de ilgilendirip onları da etkileyeceğinden ben bu konuda sürekli yazacağım ve güncelliğini muhafaza ederek ilgililerimizi uyarma görevimi yerine getireceğim.
----------------------------

NATO Müttefikimiz Fransa ile her alandaki ilişkilerimiz son yıllarda son derece iyi ve uygar ölçülerde gelişiyordu. Carrefour, Renault, Elf gibi dev Fransız firmaları yanında, Fransız silah sanayi firmaları Türkiye ile yaptıkları ticaretten çok memnundu. Ayrıca birbiri peşi sıra gelen uzatmalı bayram tatillerinde Paris başta olmak üzere tatillerini Fransa sahillerinde geçiren High-Society mensubu Türkler Fransız hazinesine çok yüklü paralar aktarıyordu. Büyük sanatçılarımız 15 günde bir sahne kostümlerini yenilemek üzere Paris sokaklarını arşınlarken, yeni zenginlerimiz Güney Fransa sahillerinde hafta sonunu geçirmek için villa yaptırabilmek amacıyla birbirleri ile yarışıyorlardı. Diğer bir deyişle 1900'lü yılların Fransız hayranlığı ve Frenk Modası kayıt dışı ekonominin yarattığı küresel zenginlerimiz vasıtasıyla yeniden canlanır gibi olmuştur.

1973 yılında başlayan ASALA terörüne yardım ve destek veren Fransa’da Türk diplomatları ve masum vatandaşlarımız hunharca katledildiği dönemlerde bozulan ikili ilişkilerimizin, yeniden iki büyük ülkeye yaraşır bir seviyeye yükseldiği bir durumda Türkiye aleyhtarı bir tutum içine girerek " Ermeni Soykırımı'nı" sürekli olarak dile getirmenin anlamını kavrayabilmek ve bunun sokaktaki Fransız'a ne sağlayacağını anlamak sade vatandaşımız için pek kolay olmasa gerek.

Şunu öncelikle söyleyelim ki, Ermenilerle ilgili olarak alınan hiç bir karar; Türkiye'ye ve Türk vatandaşlarına hiç bir zarar vermez. Aksine Türk iç kamuoyunu bir araya getiren ve bütünleştiren bir fayda sağlayacağından olumlu katkıları da var olarak kabul edilebilir. Oysa bu kararlar Fransa'ya ve örnek olduklarını sandıkları dostları Avrupa Birliği ülkelerine ve en çokta halkı şu anda açlık ve sefalet içinde bunalan ERMENİSTAN'a çok şey kaybettirecektir. "Sözde Ermeni Soykırımı" yalanına sahip çıkarak bunu devamlı gündemde tutmaya çalışan ülke yönetimlerince bu husus iyi bilinmeli ve atılacak bütün adımlar buna göre planlanmalıdır.

Fransa ile ayni pakt içinde müşterek düşmana yan yana birlikte savaşacağımız tam 52 yıllık NATO müttefiklerimizin son günlerde hakkımız olan Avrupa Birliği üyeliğimiz için yaptıkları zırvalıklar göz önüne getirildiğinde Ermenilerle ilgili olarak alınan kararlara hiç şaşmamak lazım. Olayların gelişine göre doğal bir sonuçtur. Başka türlü davranmalarını beklemek zaten büyük safdillik olurdu.

Konunun detayına inmeden önce dikkat edilmesi gereken önemli bir hususu vurgulamak istiyorum. 250 milyonluk bir Türk Dünyası ve 1.5 milyarlık Müslüman dünyasına karşı, bir avuç fanatik Ermeni militanın Hıristiyan toplumunu bize karşı harekete geçirebiliyor olması Ermeniler için büyük bir başarı olarak görülmelidir...

Osmanlının en fazla itimat ettiği ve kolladığı tebaası olan Ermenilerin geçen yüzyılın başında başlattıkları isyan ateşi ile ülkemiz ve insanlarımızı kan, gözyaşı ve acılara boğan kötü günler; tarihin derinliklerinde ders alınması gereken bir devir olarak kalması gerekirken, belli mihraklarca küllenen ateşin üzerine benzin dökülerek günümüze kadar taşınabiliyor.

Bunun için masum insanlarımız ABD ve AB ülkelerinde ERMENİ teröristlerce vahşice katledilldi. Bu durumda bizim bunların hesabını sormamız gerekirken, inanılmaz bir pişkinlikle ve cüretle bizden hesap sorulmaya çalışılıyor... Sonradan bunun adı İNSAN HAKLARI haklarını korumak oluyor.

Soykırımmış. Sömürgeci Fransız Efendiler. Siz soykırımı çok iyi bilirsiniz. Çünkü bunu tarihte en fazla ve en iyi şekilde icra eden birkaç ülkeden birisiniz. Ama ne yazık ki yanlış hedefe atış yapıyorsunuz. Siz Türkleri de kendiniz gibi değerlendirdiğiniz için böyle davranıyorsunuz. Oysa Türklerin kurduğu devletlerde tarihin hiç bir döneminde soykırıma rastlanmamıştır. Açın, siyaset düzenbazlarının değil de gerçek tarihçilerin yazdığı kitapları. Okuyun ve doğruları öğrenin. Türkler soykırım yapmaz... Yapamaz... Çünkü Türkün karakteri ve dini inanışları buna müsait değildir. Türk Allah’ın yarattığı kulu, Yaradan'ından ötürü kutsal bilir. Ne din, ne ırk ve ne de başka bir sebep Türkün katliâm yapmasının sebebi olamaz.

Oysa İnsanlık Tarihi Fransızların ; Saint Bartelmi gibi vahşi katliâmlarını, Vietnam halkına yaptıklarınızı ve nihayet kendi tebaanız olan Cezayir halkına uyguladığınız katliâmları unutmamıştır. Siz Fransızlar bunu tarih kitaplarınızdan çıkardığınız için unutmuş olabilirsiniz... Ama biz bunları okuyor ve biliyoruz. Ve hele biz Türkler; Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş 'ta yaptıklarınızı hiç unutmadık. Bunu unutmamak için de; sizi bu kutsal vatan topraklarından taş ve sopalarla kovalayan halkımızın sizin vahşetinizi her zaman hatırlamaları için şehirlerimizin isimlerinin baş tarafına GAZİ, KAHRAMAN ve ŞANLI sıfatlarını ekledik. Hatay’ı da unutmadık. Dost ellerinize emanet edilen, korumaktan aciz kaldığınız büyükelçilerimizin gözlerinizin önünde katledilişinin üzerinden daha 20 yıl bile geçmedi. Bunları hep hatırladık, hatırlayacağız ve halkımıza da daima hatırlatacağız

Ermeni Soykırımı Senaryolarını devamlı gündeme getiren ABD ve Fransızlar bizi bilmezler mi?... Bizi tanımazlar mı?... Nereden ve kimden cesaret bularak üç-beş bin Ermeni'ye yaranacağız diye bu şekilde ülkemizi aşağılayıcı ve küçültücü bir tavır ve asırlardır devam eden ilişkilerimizi hiçe sayıcı bir davranış içine girebiliyorlar. İşte şimdi burada iğneyi bu ülkelere batırırken çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor.
-------------------------

Türkiye’nin son bir kaç yıl içindeki istikrarsız görünümü bu gafillerin bu cesareti göstermesi için yeterli olabiliyor... Çünkü günümüz Türkiye’sinde devletin ta kendisi olan devlet memurları başta ordu ve emniyet mensupları olmak üzere geçinemediklerini belirtiyor, geniş halk toplulukları " açız "diye sokaklarda hakkını arıyor... Yani bir bakıma devlet sokağa iniyor. Onları durduracak polisler dahi sokakta yürüyorlar, amirlerini tartaklıyorlar. Devletin her tarafından yolsuzluk ve hırsızlık dosyaları yükseliyor. İç ve dış borç faizleri bütçenin yarısından çoğunu götürüyor. İşsizlik her geçen gün artıyor. Üretim durma noktasına geldiğinden işyerleri birbirleri peşi sıra kapanıyor. Hapishanelerdeki mahkûmlar devlet gücünü dinlemiyor. Üniversite öğretim üyeleri yoksulluk sınırında maaş aldıklarını haykırıyor. Halk giderek yoksullaşıyor…

İşte size karşımızdaki bir avuç fanatik düşmanın ayranını kabartıp topluca üzerimize saldırma cesaretlerini arttıran ve AB ne giriş için gün almak adına taviz üzerine taviz vererek kendi değerlerinden uzaklaşan bir ülke ortamı. Sonunda, zaman bu zamandır. Vuralım ve alalım. Türkiye ağır hastalık geçiriyor. Daha uzun süre kafasını kaldıramaz şeklinde yapılan değerlendirmeler ve sonuçları.
Şurası unutulmamalıdır ki ; yüce Atatürk'ün bizi güçlü kılmak için gösterdiği temel hedef olan "YURTTA SULH, CİHANDA SULH" sözünün birinci ayağı yani "YURTTA SULH" bölümü bugün maalesef yeterince çalışmıyor. Dışarıdan bakanlar için görüntümüz hiç de iç açıcı değil... Yani şu anda vuralım. Ne alabilirsek, ne kopartabilirsek kârdır görüntüsü veriyoruz.

Dış politikayı yürüten Dışişlerine mensup Diplomatlarımız çok iyi bilirler. Eğer iç politikanız güçlü değilse, dışarıda güçlü olmanız asla mümkün değildir. Çünkü evinin içinde huzur, güven ve refahı sağlayamayan bir ülkenin, dışarıda söz sahibi olduğu bugüne kadar görülmemiştir...

Peki biz kapıyı açık bıraktık. Anahtarı üzerinde unuttuk. Uykumuz ağırdı ve duymadık. Suçluyuz. Peki hırsızın yani bu durumda Fransa'nın veya O’nun gibi Soykırım masalını gündeme getiren diğer ülke yönetimlerinin hiç suçu yok mu?. Olmaz olur mu. Tabii ki vardır. Hırsız daima hırsızdır ve daima asıl suçlu odur.

Aslında, ABD başta olmak üzere AB ülke parlamentolarında sürekli olarak her yıl belirli zamanlarda "1915 yılında Osmanlı Devleti'nin Ermenileri soykırıma tabi tuttuğu" masalının gündeme getirilmesinin tek sebebi vardır. O’da, Ermeni lobisinden destek ve yardım alan birkaç parlamenterin ülkelerinde yaşayan Ermeni cemaatinin oylarını alabilmek için onlara hoş görünmek istemeleridir… İşte bunun için onların ağzı ile konuşarak "OSMANLI'ların Birinci Dünya Harbi yıllarında 1,5 Milyon Ermeni’yi topraklarından sürgüne gönderdiklerini ve toplu soykırıma tabi tuttuklarını" iddia ederler. Bu büyük yalanı, yetkili kurumlarına kabul ettirerek Osmanlı'nın devamı olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyetine baskı yapmalarını isterler.

Oysa konu tamamen tarihçilere aittir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında yapıldığı farz ve iddia edilen bir olayın failleri olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Türk Milletini göstermek ve onları cezalandırmak kadar mantıksız, dayanaksız ve tutarsız bir iddia olamaz.

Geçen asrın başında 24 milyon Kilometrekareye ulaşan Osmanlı topraklarında bugün Ermenistan dahil 40 egemen devletin bayrağı altınca yüzlerce ulus bir arada yaşamaktadır. Yobaz kafalı bir avuç bağnaz Ermeni komitacısının komik ve asılsız iddialarından sorumlu olarak, sadece 780.000 Kilometrekaresi kendisine düşen Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk Milletinin gösterilmesi kadar saçma ve tutarsız bir davranışı kabul etmek mümkün değildir.

Evet.Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı topraklarında kurulmuştur. Atalarımızın Osmanlılar olduğunu inkar da etmiyoruz ve bundan gurur duyuyoruz. Fakat Osmanlı topraklarında yalnız Türkler yaşamamıştır. Osmanlı topraklarında yaşayan Türk kökenli nüfusunun yükselme devrinde yüzde yirmi dolayında bulunduğunu tarihçiler kaydeder. Demek ki hedef olarak sadece Türklerin seçilmesi temelden yanlıştır. Ama bu yanlış seçilen hedefe yani Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Milletine saldırılar aralıksız devam etmektedir. Bu saldırılar kısa vadede duracağa da benzememektedir.

1983 yılında TRT Televizyonundan yayınlanan; Türkiye’deki Ermeni yurttaşlarımızın günlük yaşantılarını konu alan "ERMENİLER" ve Ermeni çetelerince Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizdeki Türk ve Müslüman ahaliye karşı yapılan vahşi saldırıları ( yani yapılan gerçek soykırımı ) belgeleriyle anlatan "CANLI TARİH" filmlerinin yapım-yönetim görevini üslendim. Bu filmlerin hazırlanması sırasında Kars'ın ANİ bölgesinden başlayarak VAN ve çevresini karış karış gezdim. Bölgede bu korkunç mezalimi yaşayan ve halâ hayatta kalan yaşları yüze dayanmış yurttaşlarımızla bire bir görüşerek konuşmalarını filme aldım.

Asıl mezalim ve katliamın Ermenilere değil, Rusya tarafından desteklenen Ermeni çetelerince bölgedeki Türk ve Müslüman halka karşı yapıldığını yakından görme ve dinleme fırsatını buldum. Bir tarihçi ve bilim adamı olarak tarihi bilerek çarpıtan, yalan ve yanlışlarına alet eden Türklük düşmanlarından iğrendim. Bilimin tarafsızlığı adına tarihi gerçekleri çarptırarak tarihi satan bu tarih tüccarlarından utanç duydum.

Yabancı dillere çevrilen hazırladığımız filimler TRT'de yayını müteakip, o günlerde Türkiye'ye karşı dış güçlerin destek ve yardımları ile savaş açan ASALA terör örgütünü besleyen ülkelerin yöneticilerine ve ünlü kütüphanelerine gönderildi. Faydalı olduğunu da gördük, ASALA Terörü kısa bir müddet sonra bıçak gibi kesildi.
------------------------

Ülkemizdeki ERMENİLER 1000 yıla yakın bir süredir Türklerle birlikte yaşayarak Et-Tırnak gibi kaynaşmışlardır. Ermeni ve Türk Kültürleri adeta yakınlaşmış, birbiri ile adeta bütünleşmiştir. Osmanlı Devleti arşivini inceleyen tarihçiler Ermeni vatandaşlarımızın ülke yönetiminde en fazla itimada şayan tebaa olarak en üst mevkilere geldiklerini göreceklerdir. Bizim Ermeni yurttaşlarımızdan herhangi şikayetimiz olmadığı gibi onların da bizden bir şikayetleri yoktur. Nitekim televizyonlarda ve gazetelerde Ermeni Patriği başta olmak üzere pek çok Ermeni kardeşimizin yapılan haksızlığa karşı adeta haykırdıklarını ve olayları şiddetle kınadıklarını belirten sözleriyle dünya kamuoyuna cevap verdiklerine şahit olduk.

Şahsen ben yaptığım yurtdışı gezilerimde Osmanlı zamanında ülkeden ayrılan ve geçen yüzyıla yakın süre içinde Türkiye’ye gelmeyen Ermenilerin bulundukları ülkelerde Türk Kültürünü aynen muhafaza ettiklerini, Türk Sanat müziği dinlediklerini ve evlerinde halâ Türkçe konuştuklarına şahit oldum. Ayrıca sırf Türk olduğum için gösterdikleri candan ve samimi davranışı da unutmam mümkün değil.

Tarihi tarih bilimcileri yazarlar. Tarihin bilim adamlarınca tarafsız olarak yazılabilmesi için olayları yaşayanların ölmesi lazımdır. Buda asgari yüz yıllık bir süreyi gerekli kılar. Yani 1915 yılının yazılabilmesi için daha en az 11 yıl vardır. Osmanlı Devletinin son yıllarına ait arşivlerin önemli bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin elindedir. Soykırım olduğu iddia edilen yıllardaki belgeler ise daha tasnif halindedir. Bununla beraber Cumhuriyet Hükümeti; 1980'lerde dış temsilciliklerimize karşı başlatılan ASALA terörüne karşı kullanılmak üzere, bu arşivlerin tasnifini süratle tamamlayarak araştırmacıların sınırsız faydalanması için izin vermiştir. Bugünde bu arşiv belgeleri bütün bilim adamlarının kullanımına açık tutulmaktadır.

Tarih derslerimizde bizim nesillerimize ERMENİ SOYKIRIMI ile ilgili olarak bir tek cümle dahi öğretilmemiştir. Tarih kitaplarımızda böyle bir konu yer almamıştır. Oysa kendilerini ERMENİ BİLİM ADAMI olarak tanıtan sözde tarihçiler (!) "Osmanlı'ların Ermenileri Birinci Dünya Harbi esnasında nasıl kestiklerini anlatan" binlerce eser vermişlerdir. Tamamen siyasi bakış açısı ile kaleme alınan ve bilimsel hiçbir değeri olmayan bu eserler dünya kütüphanelerini süslerken ve Türkiye dışında bütün milletler okullarında bu yalan ve yanlış bilgileri tarih ilmi adına okurken, Türkiye Cumhuriyeti ilk defa ERMENİ SOYKIRIMI MESELESİ' ni 1980'lerde SAN FRANSİSKO Konsolosluğumuzun basılarak Başkonsolosumuzun makamında şehit edilmesi ile duymuştur.

Ne olduğunu önceleri hiç kimse anlamamıştır. Çünkü o tarihlerde Türkiye'nin gündeminde böyle bir konu yoktu. Aslında daha önce de gündeminde böyle bir konu mevcut değildi. Türkiye de o tarihlerde bu konuları anlatan sadece bir tek kitap mevcuttu. O'da Esad Uraz Bey tarafından hazırlanan" TARİHTE ERMENİLER" isimli eserdi. Devletimiz ne olduğunu anlayana kadar basılan elçiliklerimiz ile şehitlerimizin sayısı artmaya başladı. Türk ansiklopedilerinde konu ile ilgili tek bir cümleye rastlanmaz iken, yıllarca kitaplıklarımızı süsleyen BRİTANNİCA gibi İngilizce ansiklopedilerde sayfalar dolusu" Türklerin Ermenileri nasıl kestiğinin" hikayelerini okuduk ve şaşırdık. Fakat çabuk toparlandık. Devlet çapında alınan yerinde ve koordineli tedbirler ile ASALA TERÖRÜ kısa zamanda ortadan kaldırıldı.

Her geçen gün güçlenen, bölgesinde ve yakın çevresinde sözü geçen önemli bir potansiyel güç olduğu artık açıkça anlaşılan Türkiye'nin düşmanları giderek artmaktadır. Bu arada her alanda bize muhtaç durumdaki küçük Ermenistan Devleti maşa gibi kullanılarak bir bardak suda fırtına koparılmak istenmektedir. Bugün Türkiye sistemli ve çok taraflı bir saldırı ile karşı karşıya bulunmaktadır. Fakat bizim bu sistemli saldırıya karşı koyacak gücümüz ve tecrübemiz vardır. Burada dikkatle düşünmeli ve aklı selimimizi kullanmalıyız. Fevri ve mantıksız davranışlardan kaçınmalıyız.

Kanaatime göre 2004 Türkiye'sine yönelen Türklük düşmanlarının temel hedefi; Türk milletini kışkırtarak ülkemizde asırlardır kardeş kardeşe yaşadığımız Ermeni yurttaşlarımız ile komşumuz Ermenistan’da yaşayan ve bu olaylardan en az bizim kadar rahatsız ve huzursuz olduklarını bildiğimiz Ermeni milletine 6-7 Eylül Olayları misali bir saldırı yapılması için ortam hazırlamaktır. Bu oyuna kesinlikle alet olunmamalıdır.

Komşumuz Ermenistan; bulunduğu coğrafi konuma, ekonomik ve askeri gücüne bakmadan, istiklâlinin ilanını müteakip ilk iş olarak komşusu AZERBAYCAN ile savaşa girmiş; topraklarını işgal etmiş; on binlerce Azeri Türkünü mülteci durumuna düşürmüştür.
Ayrıca Türkiye-Ermenistan sınırlarını belirleyen 1921 KARS ve GÜMRÜ Antlaşmalarını, yani mevcut sınırlarımızı tanımadığını açıklamıştır. Türkiye, bu ülkenin en önemli ve her alanda muhtaç olduğu tek komşusu olmasına ve Türkiye ile dostluğun kendilerine daima menfaat sağlayacağını bilmelerine rağmen Ermenistan Devleti; beceriksiz ve basiretsiz yöneticilerin elinde dünya emperyalizminin basit bir maşası olarak kullanılmaktadır.

Oysa Ermenistan'ın Türkiye ile herhangi bir çatışmaya girmesi değil, onunla her alanda çok yakın işbirliğinde bulunması gerekmektedir. Aksini düşünmek bu ülke için hayalperestlik olur. Bu ülkenin; bugünkü konumu ve potansiyeli ile sonu hüsranla biteceği apaçık görünen maceralara atılmak gibi bir lüksü olamaz. Olmamalıdır.
------------------------

Yöneticilerimiz başta olmak üzere milletimiz; Türkiye Gündemine devamlı olarak getirilen ve canlı tutulmaya çalışılan “ERMENİ SOYKIRIMININ KABUL EDİLMESİ” içerikli Karar Tasarılarından dolayı rahatsız ve huzursuzdur. Ama artık ülkemiz 1980'lerdeki gibi boş ve hazırlıksız değildir. O günden bu yana Ermeni Soykırımı ile ilgili gerçekler her platformda konuşulmuş ve uzmanlarca tartışılmıştır. Sonunda Türk kamuoyu bu konuda yeterince bilinçlendirilmiştir.

Üniversitelerimiz; hazırladıkları uluslararası Seminer ve Sempozyumlarda konuyu bilimsel olarak masaya yatırdılar. İddiaların tamamen asılsız ve yalan olduğunu belgeleriyle ortaya koydular. Bütün iddiaları teker teker bilimsel verilerle çürüttüler. Dünya kütüphanelerini süsleyen Ermeni kaynaklı bütün yayınların, bilim adamlarınca değil, siyasilerce para karşılığı hazırlatıldığını kaynaklar göstererek ispat ettiler.

Hazırlanan pek çok bilimsel kitap ve doküman yabancı dillere çevrilerek Ermeni Terör örgütlerini destekleyen ülkeler başta olmak üzere bütün dünyaya yayıldı. Dünya ülkelerinin meclislerinin ve üniversitelerinin kitaplıklarını karıştıranlar; eskiden sadece Ermeni yazarların kitaplarına ulaşırken, bugün bunların yanında Türk ve yabancı bilim adamlarının birlikte hazırladıkları eserlere de ulaşabilmektedir. Bu oldukça iyi bir kazanım olarak görülmelidir.

Günümüz insanı aklını ve mantığını kullanırsa; örneğin FRANSA' da yaşanan; " Ermeni Soykırımını kınayan yasa çıkartılması", "Başkent Paris'in en işlek yerine inşa edilen Ermeni Soykırımını temsil eden anıtın görkemli devlet törenleri ile açılışının yapılması" olayları ve benzerlerinin bir kaç siyasetçinin yaptığı şov'un ötesinde bir kazanç elde edilemeyeceğini görebilir. Eskinin sömürgecisi olan ve bugün kendilerine gelişmiş ülkeler adını takan ülkelerin artık Türkiye gibi potansiyeli olan bir ülkeye kolay kolay yaptırım uygulanamayacağının da bilincine ulaşılmış olmaları gerekiyor...

İki binli yılların en gözde silahı olan INTERNET' te Ermenilerle ilgili olan gerçeklerin yer aldığı pek çok site yer almaktadır... Bu ülkemiz açısından sorunlarımıza sahip çıktığımızın iyi bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Ermeni konusunu işleyen sitelerden biri de, http://www.ermenisorunu.gen.tr dir. Konu ile ilgilenen insanlarımıza yeterli bilgileri sunacak şekilde dizayn edilmiş olan bu sitenin incelenmesinin yararlı olacağı değerlendirilmektedir.

Kanaatime göre; artık periyodik olarak karşımıza gelmesine alışmamız gereken olayları büyütmeye gerek yoktur. 24 Nisan'larda büyük devletlerin parlamentolarında yaşanan ve tamamen birer siyasi şov niteliği taşıyan olaylar abartılmamalıdır. Bütün bunlar kendi siyasi düzeni içinde sürecini tamamlayacaklar ve sabun köpüğü gibi söneceklerdir.

Burada önemli olan 24 Nisan etkinliklerinden büyük sevinç ve memnuniyet duyduğunu açıklayan komşumuz Ermenistan Yönetimi'nin tutum ve davranışıdır. Ekonomik açıdan son derece kötü durumda olan, üç tarafı Türklerle çevrili bu küçük ülke yöneticilerinin akıllarını başlarına toplaması gerekmektedir. Eğer onlar bizi Osmanlı'nın devamı gibi görüp Osmanlı ile olan hesaplarını bizden sormaya kalkarlarsa. O zaman bizimde kendimizi Osmanlı gibi görme hakkımız doğar ki bu da;" asırlarca hakimiyetimizde olan ata topraklarını bizimde geri isteme ve alma hakkımız var demektir". Burada zararlı çıkanın kim olacağını söylemeye gerek yoktur."ARİF OLAN ANLAR" şeklinde güzel bir atasözümüzde vardır.

Ermeni yöneticileri; Türkiye'den özür dileyip, ABD, FRANSA ve diğer ülkelerde yapılanların kendileri ile hiç bir ilgisi olmadığını vurgulayarak, Türkiye ve komşusu Azerbaycan ile gerçek bir dostluk ve komşuluk istediklerini açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu kapsamda somut adımlar atmaları Ermeni milletinin menfaatleri gereğidir.

Şurası unutulmamalıdır ki, bütün ekonomik güçlüklerine içeride bulunulan çalkantılı siyasi duruma rağmen Türkiye ; büyük, güçlü ve daima dikkate alınması, dostluğunun aranması ve düşmanlığından korkulması gereken bir ülkedir.
Türkiye; kendi politikalarını planlayabilecek ve bunu hiç bir güce dayanmadan uygulayabilecek bir büyük bölgesel güçtür. Bulunduğu coğrafya ve sahip olduğu potansiyel güç Türkiye'ye; sadece Batının değil dünyanın dört bir yanındaki çağdaş kurum ve kuruluşlardan yararlanabilmesine ve her alanda yepyeni politikalar üretmesine imkan verir. Bu gücü vardır. Yeterli tecrübesi vardır. Yeterli insan gücü ve alt yapı potansiyeli mevcuttur. Yeter ki Türk kamuoyunun haklı infiâlini ve isteklerini duyarak, halkının desteğine güvenerek bunları harekete geçirebilecek yönetim kadroları bulunsun.

Türk halkının ülkemizde yaşayan Ermeni vatandaşları ile hiç bir sorunu yoktur. Yarında sorunumuz olmayacaktır. 20 sene sonra nüfusu 2 milyona düşeceği açıkça belli olan 200 milyonluk bir Türk Dünyası ile çevrilmiş bir Ermenistan'ın 100 milyonluk bir Türkiye ile barış içinde yaşama politikasından başka bir planı olamayacağını artık anlaması gerekmektedir.
------------------------

Eğer ciddi olarak tedbir alınmadığı takdirde her fırsatta ve her zaman sözde Ermeni Soykırımı konusunun bizi rahatsız edeceği kesindir. Bu bakımdan ABD ve Fransa gibi davranabilecek devletlerin bulunabileceği dikkate alınarak örnek teşkil etmesi bakımından uzun ve kısa vadede ne gibi yaptırımlar uygulanabilir sorusuna cevap bulmaya çalışalım.

KISA VADEDE NELER YAPABİLİRİZ: (Örnek olarak Fransa alınmıştır.)

1. T.B.M.M. öncelikli olarak " TÜRKİYE; 1950 YILINDA CEZAYİR HALKININ FRANSA TARAFINDAN SOYKIRIMA UĞRATILDIĞINI KABUL EDER" şeklinde bir kanun çıkartılır. Kanun ayni gün Cumhurbaşkanınca onaylanarak yürürlüğe sokulur.

2. Fransa'da yaşayan Türk vatandaşlarımızın tasarruflarını Fransız bankalarında değil, Türk Bankalarında değerlendirmeleri hususu gündeme getirilir. Bu maksatla devletçe kendilerine teşvik edici faiz uygulaması ve işlem kolaylıkları sağlanır.

3. Fransa Büyükelçimiz derhal geriye çağrılır. Bu ülke ile ilişkilerimiz MASLAHATGÜZAR seviyesine indirilir. Uzun süre bu uygulamaya devam edilir.

4. Fransa'ya turistik amaçlı gitmek isteyen Türkler için yasal ve ekonomik zorluklar getirilir.Türkiye'ye gelmek isteyen Fransız vatandaşlarına da ağır vize şartları konulur.

5. Fransa ile ekonomik ikili anlaşmalar çerçevesinde yapılan işbirliği zaman içinde sıfırlanacak şekilde tedricen azaltılır. Kendi iş yerlerimizi iflas ettirmeyecek ve milli gelirimize zarar vermeyecek şekilde Fransız menşeli mallara örtülü ambargo uygulanır. Zaman içinde Fransız malları ile iş yapan kuruluşlarımıza devletçe sahip çıkılarak benzeri üçüncü ülke pazarları ile iş yapmaları sağlanır.

6. Ermenistan; siyasi ve ekonomik başta olmak üzere her alanda ablukaya alınır. Her yer ve platformda Ermenistan yönetimi kınanır. Ermenistan’a dolaylı veya dolaysız destek veren ülkelerle ilişkiler yeniden gözden geçirilir. Bu harekete Ermenistan açıkça Türkiye Cumhuriyetinden ve Türk Milletinden özür dileyene ve kardeş Azerbaycan topraklarındaki işgale son verene kadar devam edilir.
7. Her üniversitemize ve sivil toplum kuruluşlarımıza bu konuda en az bir Konferans, Seminer, Sempozyum, Panel, Açık Oturum v.s. gibi bilimsel toplantı yaptırılır. Çıkan sonuçlar çeşitli dillerde bastırılarak dünya kamuoyuna ve önemli kütüphanelere dağıtılır. Basın yayın organlarımızın bu toplantıları görüntülemesi ve yayması teşvik edilir.

8. Sivil toplum kuruluşlarımız ve halkımız organize edilerek gerek yurtiçinde ve gerekse Türklerin yoğun olarak yaşadığı dış ülkelerde telin ve kınama toplantıları yapılır. E-Mail ve FAX gibi çağımız iletişim kolaylıkları kullanılarak bu sonucu yaratan ülkenin yöneticileri kınanır ve aklıselime davet edilir.

9. Sokak ve caddelere verilen isimler törenle sökülür. Yerine karşıt düşünceyi çağrıştıran isimler konulur.( Paris Caddesi'nin adının CEZAYİR ŞEHİTLERİ CADDESİ olarak değiştirilmesi gibi) Fakat bu arada gerçekte bunun aksinin uygulandığını, Beyoğlu’ndaki Cezayir Sokağı’nın adının Fransa Sokağı olarak değiştiren bir yönetim kafasına sahip olduğumuzu da vurgulamak gerekiyor.

10. Bizim Fransa'ya muhtaç olduğumuz izlenimini verecek şekilde" Konuyu fazla abartmayalım, gereğinden çok değer vermeyelim, Fransa’yı küstürmeyelim " şeklindeki yayınlarıyla halkın beynini bulandıran köşe yazarlarımız şiddetle kınanır ve onlara Fransa'nın değil bu vatanın çocukları oldukları bir kere daha hatırlatılır.

Bunlar derhal uygulanabilecek pratik tedbirlerdir. Bunun dışında, “Planlı olarak uzun vadede neler yapabiliriz?” sorusuna cevap bulmaya çalışalım.

UZUN VADEDE NELER YAPABİLİRİZ:

1. Öncelikle "Ermeni Soykırımı iddiası" nedir ve ne değildir? sorusuna bilimsel olarak açıklık getirilir. Bu konuda halkımız bilgilendirilebilir. Kamuoyunun geniş desteğini alabilmek için son derece elzem olan bu hususu gerçekleştirmek maksadıyla konu bilinçli bir şekilde eğitim müesseselerimize taşınabilir.

2. Konu; her gündeme geldiğinde bölük pörçük bilgilerle ve yarım yamalak tedbirlerle yetinmeyerek, milli gücümüzün tüm unsurlarını kullanarak her alanda savunmaya değil taarruza geçmemizi sağlayacak plan ve programlar üretilebilir. Türkiye'ye yönelen tehdidin muhtemel hareket tarzlarını belirleyerek buna karşı hangi organlarımızla neler yapılabilir? Sorusu irdelenir. Bunun planları hazırlanır. Planlar, plan tatbikatları ile güncellenerek daima hazır halde bulundurulur.

3. Devlet Planlama Teşkilatı ( veya Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bünyesinde ) kamu ile birlikte bütün sivil toplum kuruluşlarını birlikte harekete geçirecek, plan ve programları yönlendirecek bir devamlı bir Teşkilat Kadrosu oluşturulabilir.

4. Üniversitelerimiz imkanlarını geniş ölçüde devreye sokarak gerçek ve belgesel nitelikli kitap, doküman, film, CD ve video kasetlerden oluşan geniş bir materyal hazırlatılır ve bunlar ilgili ülkelere yayılır.

5. Kamuoyumuzu devamlı bilgilendirerek, yapılacak saldırılar karşısında sağduyulu ve bilinçli hareket etmeleri için onlara bağışıklık kazandırabilir.

Sonuç olarak; Eğer şimdiden gerekli tedbirleri almaz isek, biz her yıl ERMENİ SOYKIRIMI SENDROMU' nu yaşamaya devam ederiz. Bütün bunlar hükümetimizin önünde duran ve çözüm bekleyen temel konular. Yaparlarsa en büyük destekleyicisi, yapmazlarda devamlı tenkitçisi olacağım.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
25 Temmuz 2004 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale