30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






DEP depremi Türkiye'yi sallıyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 16 Haziran 2004 Çarşamba 

Yeni Türkiye'nin takip edeceği siyaset, belirsiz ve keyfi olamaz. Bizim siyasetimiz, mutlaka milletin kabiliyet ve ihtiyacıyla mütenasip olacaktır. Artık yeni Türkiye'nin devlet siyaseti, milli sınırları dahilinde egemenliğine dayanarak bağımsız yaşamaktır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1923)

Avrupa Birliğinden gün almak uğruna yapılanları anlamakta zorlanıyorum. Dünyaca ünlü Nasrettin Hocanın “Bindiği dalı kesme” fıkrası ile büyüyen nesillerimiz için Türkiye’ deki son gelişmeleri değerlendirmek gerçekten akıl kârı değil. Ya ben çok tutucu ve karamsarım. Ya da Türkiye ve dünyadaki küresel gelişmeleri anlayamayacak kadar sığ görüşlüyüm. Her şey bir yana, ellisinden sonra karakterim değişmeyeceğine göre yaşadığımız olayları kendi gözlüklerimle görmeğe ve değerlendirmeye devam edeceğim.

Yıllardır Türkiye dahil Suriye, Irak ve İran topraklarında müstakil bir Kürdistan Devleti kurarak Ortadoğudaki hakimiyetlerini pekiştirmek isteyen küresel güçlerin varlığı bilinmektedir. Bu güçlerin desteğindeki PKK ve şimdiki uzantılarının üst yöneticileri kuracakları devlet için yaptıkları bütün mücadelelerinde tek kelime Kürtçe konuşmamışlar, emir ve talimatlarını daima sarih bir Türkçe ile vermişlerdir. Yani bizzat kendileri dahi sahiplendikleri ve Türkiye’den ayırmak istedikleri bölge halkına Türkçe seslenmişlerdir.

Şimdi ne oldu. Avrupa ve ABD dayattı. Bölge insanının günlük hayatında hiçbir çekince duymadan özgürce kullandığı Kürtçe resmi devlet organlarında serbestçe kullanılmaya başlandı.

Kürtçe kurslar açıldı. Kürtçe televizyon yayını başladı. Adalet kavramına çok önem verdiğini daima vurgulayan AB ülkelerinin dayatması ile demokrasi ile idare edilen bir hukuk devleti olduğu anayasasının başında yazılı olan Türkiye’de yargıya müdahale edildi. Avrupalı dostlarımızın(!) barış ve demokrasi havarisi olarak nitelendirdikleri Leyla Zana ve arkadaşları serbest bırakıldı. Devletimizin yetkili makamları aldıkları ev ödevini başarı ile tamamlamanın haklı gururu içinde beyanat verdiler. "Ben üzerime düşeni yaptım, sıra sende, şimdi bana gün ver " dediler.

Bütün bunlar olurken PKK terör eylemleri bütün hızı ile devam ediyordu. Devlet kuruluşları kurşunlanıyor ve Türk Bayrağına sarılı tabutlar Anadolunun dört bir yanına gönderilmeye devam ediliyordu.

Birer milli kahraman edası ile hapisten çıkan dört eski DEP Milletvekili Dışişleri Bakanı Gül ve CHP lideri Baykal tarafından kabul ediliyor. Bütün dünya bu yarattığımız milli kahramanları bizimle birlikte bağrına basıyordu.

Türkiye’de geçen 25 yılda 30000 insanının canına malolan ve ekonomiyi her alanda çökerterek bugün içinde bulunduğumuz borç batağının tek müsebbibi olan PKK terör örgütünün başı Abdullan ÖCALAN ikametine tahsis edilen İmralı Palastan avukatları vasıtasıyla verdiği beyanatlarla kendisini T.C Devletinin muhatabı olarak görebiliyor. DEP milletvekilleri yaptıkları Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu gezilerindeki konuşmalarında “Sayın ÖCALAN” tabirini kullanmaktan çekinmiyorlar. Meydanlarda toplanan onbinlerce kişinin hep bir ağızdan terör örgütü başını öven sloganları ile meydanları süsleyen posterlerini televizyonlarımız canlı yayından gözlerimizin içine sokuyorlar.

Şimdi de “Leyla ZANA’ya Nobel Barış ödülü vermeyi düşündükleri ve AB’nin kendisine Türkiye ile ilişkilerinde kullanmak üzere önemli bir görev verileceği” basımızda yer alıyor. Halkımız şaşkın bir şekilde olanları kavramaya çalışıyor.

Bütün bu gelişmelere rağmen PKK / KONGRA - GEL yönetimi tatmin edilememiştir. Daha fazlasını istiyorlar ve yapılanları yetersiz buluyorlar. Ve sonunda T.C Devletini daha fazla taviz vermeğe zorlamak için yeniden terör eylemlerine başlıyorlar.

Burada terör örgütü doğasında olan hareketi yapıyor. Etnik kökenli siyasi taleplerini 25 yıllık yoğun bir terör süreci sonundaki siyasallaşmayla elde ettiğini gören bir örgütün, "taleplerim bu kadardır, benim işim bitti, yapılanlar yeterlidir." demesini beklemek yanlıştır.

Bilindiği gibi "Bağımsız Kürt Devleti" kurmak üzere yola çıkan Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK strateji değişikliğine gitmiştir. Öcalan’ın avukatları vasıtasıyla yaydığı fikirlerinde "Demokratik Cumhuriyet” tezi ön plana çıkartılmıştır. Bu tez; yeni bir anayasa iki kurucu halk (Türk ve Kürt) olarak birlikte yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmayı hedef almaktadır. Bu şekilde elde edilen demokratik haklar ile Güneydoğu ve Doğu Anadoluda kurulacak federal bir yönetimin bilahare Irak, Suriye ve İran’daki benzer yönetimlerle birleşerek Büyük Kürdistan’ın gerçekleştirilmesi sağlanacaktır.

Türkler ve Kürtler birbirinden ayrılamayacak kadar içiçe girmiş bir bütündür. Bölge halkının Türkiye’den ayrılmak gibi bir talebi hiç olmamıştır. Ama bölge üzerindeki küresel emperyalist güçlerin oyunlarında bölge halkı; hep kullanılmış, eza görmüş, cefa çekmiştir. Yıllarca süren terör kıskacından yeni kurtulan ve her alanda yeniden güçlenmeye başlayan Güneydoğu ve Doğu Anadolu insanımız yeniden terör günlerine dönmek istememektedir.

Hükümet bölge halkını; Abdullah ÖCALAN ve ekibine destek veren AB ile ABD’den daha önce kucaklamalı ve bu ata yadigarı topraklar üzerinde oynanan oyunları görerek şimdiden tedbir almalıdır. DEP MİLLETVEKİLLERİ ile başlayan depremin bölgeyi ve ülkeyi sallamasına ve yıkmasına kesinlikle izin vermemelidir.

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden beri karşı karşıya kaldığı dış kaynaklı ve destekli bölücü terör eylemlerine karşı deneyimli ve hazırlıklıdır. Bu konuda yetişmiş ve deneyimli yöneticileri vardır. Bunlar müteyakkız bulunmalıdır.

Birkaç yıldır geçici olarak söndürülen terör ateşi, yeniden yakılmıştır. Bu ateş tüm ülkeyi kaplamadan tedbir alınmalıdır. “AB’ne gireceğim” diye verilen tavizlerin terörle mücadelede ülkemizi zayıflattığının farkına varılmalıdır.

Sonuç olarak; AK Parti döneminde sürdürülen yoğun dış münasebetlerin bazı küresel odakları fazlasıyla rahatsız ettiği görülmüştür. Şimdi bu odaklar Türkiye’ye empoze edecekleri yeni bir terör dalgası ile içine dönmesini ve iyice batarak kendilerine muhtaç durumun artmasını arzu etmektedirler. Bu oyun görülmeli, takip edilmeli ve önlemler geliştirilmelidir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
16 Haziran 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale