21 HAZİRAN 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Cumhurbaşkanı İran'a gitmelidir
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 7 Haziran 2000 Çarşamba 

Ülkeler arasındaki ilişkilerde karşılıklı dostluk ve kardeşlik konusu genellikle ön planda tutulan bir kavramdır.Fakat esas olan karşılıklı menfaatlerin sağlanması bu ilişkilerde önemli unsur olmaktadır..

Komşumuz İran'la uzun süren savaşlardan sonra 1639 tarihinden itibaren çizilen sınırda hiç bir değişiklik yapılmadan ve oldukça huzurlu denilebilecek yüzyıllar dostça geçirilmiştir. Türk -İran sınırı halen bölgenin bilinen en eski sınırıdır. Dünyada sınırların en çok ve süratle yer değiştiren bölgelerinin başında gelen Ortadoğudaki bu 361 yıllık istikrar tesadüfi değildir. İşte burada karşılıklı dostluk, kardeşlik ve işbirliği kavramı ile birlikte her iki ülkenin binlerce yıllık devlet gelenek ve tecrübeleri devreye girmektedir.

Evet. Türk ve İran halkları kardeş halklardır. Türk ve Fars kültürleri kardeş kültürlerdir. Sınırlarımızın ötesinde yaşayan İran nüfusunun yarıya yakını Türk kökenlidir. Bu halk; binlerce yıllık Türk kültür öğelerini aynen muhafaza etmektedir ve Türkçe konuşmaktadır. Fars kültürü ile binlerce yıldır içiçe yaşamaktadırlar. Bu iki kültür adeta birbirlerini bütünlemiştir. İki ülkenin yönetim farklılıkları hiç bir zaman ülke insanlarının birbirlerine karşı olan yakınlığını ve kardeşliğini bozamamıştır.

Bunun çok canlı misalini 1977 yılında Şah yönetiminin en görkemli olduğu bir dönemde Harp Akademileri ile Tahrana yaptığımız gezi esnasında bizzat şahit oldum. Kafilemizin kaldığı Tahran yakınlarındaki Olimpiyat köyünün merkezi yayın sistemi yeni güne Emel Sayın şarkıları ile başlamakta idi ve yayın Barış Manço şarkıları ile kapanmaktaydı. "Acaba bizim kafile için mi böyle davaranılıyor." demek lüzumunu dahi hissetmedik. Çünkü bizimle beraber ayni köyde Asya gençler Olimpiyatları dolayısıyla 38 ayrı ülkeden gelen daha binlerce kişi kalıyordu. Tahran sokaklarında insanlarla Türkçe konuşarak anlaştık. Merakımızı mucip olan hadiselerden biride Tahran sinemalarında oynayan filimlerin tamamına yakını Türk filimleri idi. İşte burada" acaba bunlar neden filim çevirmiyor" sorusunu sorduğumuzu hatırlıyorum. Bu yakın dostluğu yakından yaşayan bir kişi olarak şah sonrası Humeyni İle başlayan yeni dönemin iki halk arasındaki bu tarihi yakınlığı bozabileceğine de ihtimal vermiyorum.
 
İki ülkenin ilişkileri Atatürk döneminde en en üst düzeyine erişmiştir.16-25 Haziran 1924 tarihinde İran Şahı Rıza Pehlevi'nin ziyareti münasebetiyle ulu önder Atatürk'ün söylediği şu sözler bunun önemli bir kanıtıdır.
 
"Büyük dostumuz ve Aziz Biraderim Şehinşah Hazretleri;
Kardeş İran milletinin Ulu Reisi'ni Türkiye'de selamlamakla duyduğum sevinç büyüktür. Ziyareti şahaneniz bütün Türk milletini bahtiyar etti. Türkiye-İran münasebetlerinin tarihi gözden geçirilirse bu iki milletin dostluktan ayrıldıkları zamanlar en müşkül devreleri yaşadıkları görülür. Halbuki milletlerimizin tabii temayülleri ve yüksek menfaatleri icabı olan dostluk bağları kuvvetlendikçe her iki millet kuvvetli hale geldi ve refah buldu. Türkiye Cumhuriyeti, bu hakikati tamamen idrak ederek İran dostluğunu siyasetinin en esaslı amaçlarından biri haline getirmişti. Nasıl ki Zatı Şahanelerinin kudretli idaresi altında komşu ve kardeş memlekette de aynı duygulara, ayni görüşlere kıymet ve ehemmiyet verilmiş ve böylece sarsılmaz ve silinmez bir Türkiye-İran dostluğu kurulmuştur. Türkiye ve İran binlerce yıldan beri deruhte etmiş oldukları yükselme ve yükseltme rolünde bugünde kuvvetli ve kudretli adımlarla ilerliyorlar..."

İranla son yıllarda önemli sorunlarımız olduğu doğrudur. Fakat sorunlar tek taraflı çözülmez. Karşılıklı diyalog ve işbirliği ile çözülür. Bu diyalog hiç bir sebep ve bahane ile kesilmemelidir. Türkiye ile İran arasında sıcak bir çatışmanın çıkmasını isteyen dış mihraklar vardır.

Bunlar bu şekilde bölgede güven ve istikrarın temel dayanağı olan bu iki büyük ve güçlü devleti birbirine kırdırarak asrın stratejik maddesi petrole daha kolay erişebileceklerinin hayalini kurmaktadırlar. Bilindiği gibi; bölgenin süper gücü olacağını görkemli törenlerle açıklayan İran Şahı en kudretli olduğunu sandığı bir anda tahtını ve ülkesini Humeyni taraftarlarına emanet edip ülkeyi terketmiştir. Yıllar süren kardeş kavgasının ardından yüzbinlerce İranlı kardeşimiz rejim adına çok sıkıntılı günler geçirmiş, milyonlarca aydın İranlı ülkesini terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu zaiyat komşumuza az görülmüş 1979 da başlatılan İran-Irak harbi kesintisiz 10 yıl devam ederek milyonlarca insanın ölümüne ve bir neslin tamamen yokolmasına neden olmuştur. Ayni dönemde ülkemizin İrana komşu olan bölgelerinde 20 yıla yakın bir süre ile tamamen dış destekli PKK terör örgütü faaliyetlerini sürdürmüştür.İran ve Irakı tamamen güçsüz kılan bu savaştan silah ve askeri malzeme satıcıları son derece büyük kazançlar elde etmişlerdir.

Tam 10 yıl süren bir savaş ile İran her alanda nekadar geriye götürüldü ise aynı oyunların benzeri bugünde oynanmak istenmektedir. Fakat bugün oyunun bir tarafında süper güç adayı Türkiye vardır. Son günlerde Türkiyede birbiri arkasına çözülen faili meçhul cinayetlerin uzantılarına İranın içinde rastlanması da bir tesadüf değildir.İRAN'ın Şah yönetiminin yıkılmasından sonra kendisini islamın koruyucusu olarak gören ve bu yöndeki fikirlerini Türkiye başta olmak üzere komşusu islam ülkelerine yayma politikası açıkça bilinmektedir.Bunu kendiside gizlememektedir.

Şah yanlılarına karşı verilen mücadeleyi takiben Irakla süren 10 yılı aşkın savaş ve yeni rejimi yerleştirmek için yapılan bütün çabalara rağmen İran'da istikrarlı ve her tarafı kontrol edebilen bir yönetim olduğunu bugün söylemek zordur. 20 yıldır yönetimde ağırlığı olan Mollalara karşı büyük bir zafer kazanarak yönetimde hakim duruma geçen Cumhurbaşkanı Hatemi yanlılarının demokratikleşme yolunda büyük çabalar harcandığı görülmektedir.

İran yakın komşumuzdur. Her alanda ikili ilişkilerimizin geliştirilmesi hem iki ülke ve hemde bölge barışı açısından hayati önemi haizdir. Her fırsattan istifade ile ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını aramalıyız. Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in ilk yurtdışı seyahatini bu ülkeye yapmasında ülkemiz açısından ve bölge barışı açısından sayısız yararlar vardır. Basının anlamsız yaygaralarına aldanıp mevcut diyalog ortamından uzaklaşmak ve cepheleşmek Türkiye'ye yarar değil zarar getirir. Varsa.Ki vardır. Sorunlarımızın, iki ülke Cumhurbaşkanları tarafından başbaşa konuşulup sonuçlandırılması gerekmektedir.

Atatürk Türkiyesi'nin İran rejimini benimsemesi mümkün değildir. Zaten İran halkı da bunu değiştirebilmenin sancılarını çekmektedir. Rejimler farklı da olsa ortak dostluk ve kardeşlik paydasında biraraya gelinmelidir. Bize düşen Atatürk'ün belirttiği şekilde mevcut olan binlerce yıllık dostluğumuzu bozabilecek engelleri ortadan kaldırmaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın duygusal değil, devlet adamı mantığı ile hareket etmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu ziyaretin iki ülke arsındaki ilişkileri gerginleştirmek isteyen tarafların oyunlarını bozacağınıve bölge barışına büyük katkıları olacağını değerlendiriyorum. Bu ziyaretin mutlaka yapılmasının gerekliliğini vurgulamak istiyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
7 Haziran 2000 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale