24 Mayıs 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum....

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Avrupalı efendilerimiz sömürge zihniyetinden vazgeçmiyorlar...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 10 Haziran 2004 Perşembe 

Devletin içine düştüğü yok olma tehlikesinin korkunç derinliğini görmekten aciz olan zavallılar, elbette ciddi ve hakiki çareyi görmemek için gözlerini yumarlar.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

Hiç gereği ve yeri olmadığı halde Avrupa Birliğine giriş yolumuza Kıbrıs engelini getiren zihniyetin istediklerini aynen yapmış olmamıza ve 400 yıllık ata toprağını kendi elimizle Rum kardeşlerimize teslim etmeğe razı olmamıza rağmen bugün elimizde somut bir kazanım olmadığı açıkça görülmektedir.

Çünkü AB Sömürge zihniyetinin kurucusu ve yüz yıllık inatçı takipçisidir. Avrupalı ile aramızda kapanması çok zor olan zihniyet farkı vardır. Onlar kendilerine yeni sömürge arayan, biz ise bu sömürgecilere karşı ilk istiklâl mücadelesini vererek kurulmuş bir devletiz. Sömürgeci güçlerle mücadele edilip, onlara karşı başarılı olunacağını ispat etmiş, sömürgelerin kurtuluş mücadelelerine örnek olmuş bir milletiz.

Şimdi biz, AB’li sömürgeciler tarafından oyalanıyoruz. Ortada açıkça belli bir gerçek vardır. Türkiye’yi hiçbir zaman arasına almayacak, alması mümkün ve gerekli de görülmeyen Avrupa Hristiyan Birliğinin devamlı suretle boş sözlerle uyuttuğu ve her defasında daha uzaktaki hayâli hedefleri göstererek umutla harekete geçirdiği, kendi gücünün farkında olmayan bir Türkiye yönetiminin “kendini bir yerlere gidiyor ve bir şeyler yapıyor” sanmasından başka elimizde somut bir şey yoktur...

24 Nisan referandumuna kadar Türkiye’nin Uluslararası antlaşmalardan doğan Kıbrıs’taki hukuki durum üstünlüğü, AB’li sömürgecilerin dayatmaları ile uygulanan yanlış politikalar sonucu bugün elimizden alınmıştır. Kıbrıs Sorunu asıl şimdi AB’nin elinde en önemli bir silah olarak bulunmaktadır. Türkiye garantörlüğünü kendi eliyle reddetmiş, Güneydeki Sanal Cumhuriyeti tanımış ve adadaki yasal haklarından vazgeçmiştir. Türkiye’den izinsiz hiçbir kuruluşa ortak olmayacağı hukuk ile saptanmış bir zorunluluk iken, Güney Kıbrısı kendi elimizle AB’ne sokup Kıbrıs üzerindeki haklarımızdan vageçtik. Ve bu tarihi başarısızlığımızı “Türk tarihinin son 50 yıldaki en büyük diplomatik zaferi” olarak takdim etmekten de geri kalmadık.

Şimdi Kıbrıs Davamızı 25 üyeli AB yanında, özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile tartışmak durumundayız. Ama artık elimizde uluslararası hukukun bize sağladığı savunma silahlarımız mevcut değil...

Avrupalının Türkiye üzerindeki en büyük kazanımı 150 yıldır yetiştirdiği “Avrupa Kafalı” Türk aydınlarıdır. Geçen yüzyılın başında Jön-Türkler adı altında örgütlenerek İmparatorluk topraklarını 10 sene zarfında Avrupaya satan aydın takımının bugünkü uzantıları atalarını hiç aratmıyorlar. İletişim imkanlarının verdiği kolaylıkları kullanarak Avrupalı sömürgeci efendilerinin emirleri doğrultusunda ülkemizi pazarlamaya devam ediyorlar. Her türlü başarısızlığı, laf ebeliği ustalıklarını kullanarak ‘başarı’ gibi gösteren bu okur-yazar-ve akıl verir takımının gösterdiği büyük performansa Avrupalı efendileri dahi şaşmaktadır. Ama her fırsatta ama bunları ödüllendirmekten de geri kalmamaktadır.

Nitekim bu Efendiler; Kıbrıs’ta bugün geldiğimiz tam bir çözümsüzlük ve teslim edilmişlik ortamını hazırlayan Ak Parti yönetimine övgüler düzmeye ve bunu “büyük devlet başarısı” olarak göstermeye devam etmektedirler. Milli davalarımızın devlet eliyle birer birer elimizden çıkartılmasına alkış tutmaktadırlar.

Avrupalı Sömürgeci Efendilerimiz Aralık ayında “görüşmelere başlamak için bize verecekleri fi… tarihinden sapmasınlar”, yani “efendilerimiz bizde eksik bulmasınlar” diye gece gündüz çalışan bir bürokrasiye sahip olmaktan, bu ülkede mutlu olan pek fazla kimse olmadığını değerlendiriyorum...

Son birkaç yıldır milletin temsilcilerince TBMM’den kendilerinin değil de, Avrupalı Efendilerimizin istedikleri yasaların hızla çıkarıldığını gören milletimiz tedirgin. Son yapılan 10 maddelik Anayasa değişikliğinden sonra Anayasanın neredeyse değiştirilmeyen yeri kalmadı. Böyle uğraşacağımıza efendilerimize yeni bir “Anayasa Taslağı” sipariş verelim. Geleni de aynen TBMM’de kanunlaştırıp yürürlüğe sokalım. Böylece her seferinde efendilerimizin dayatmasından da kurtulmuş oluruz. Gerçekliği bir yana bunun düşüncesi dahi insanı çıldırtmaya yetiyor.

Şurası da bir gerçek ki, anayasamızı da, bütün kanunlarımızı da değiştirsek onların bizi almayacağı muhakkak. Çünkü onların bizi almaya niyetleri olmadığından bahane üretmeleri hiç zor değil. Rengimizin esmerliğinden, fazla kilolarımıza kadar bulacakları yığınla mazeret hazırdır.

Üstün Türk Kültürü ve şaşmaz adalet sistemi ile beşyüz yıla yakın bir süre Avrupalı’ya medeniyet dağıtan Türk insanının Avrupalıya yaranma ve yamanma ihtiyacı yoktur. Ama bu gerçeği yıllardır nedense sadece yönetim kademesindekiler görmek istemiyorlar.

Son üçyüz yıllık Osmanlı tarihini kabaca okuyanlar, Avrupalının verdiği sözlerin “buz üzerine yazı yazmaktan ibaret olduğunu” kolayca görebilirler. Onlar için dostluk değil, menfaatler önemlidir. Onlar yetmiş milyon Türkiye pazarına Gümrük Birliği ile kesin hakim olduktan ve yerli üretimi tamamen sıfırladıktan sonra neden siyasi yapılanması içine bizi alarak, Gümrük Birliği ile sürdürülen bu emsalsiz soygun düzeninin bozulmasına imkan hazırlasınlar. Bu bakımdan bu sömürge kafalıların bizi oyalama ve aldatma taktiklerine kanmamak lazımdır.

“Karamanlis, söz verdi. Verheugen, bizi övdü. Blair, sizi destekliyorum dedi.” sözleri yapılan sürekli kandırmacanın dışa yansıyan tipik görüntüleridir. Yunanistanı batılı dostlarımızın tutmayacakları sözlere güvenerek Nato’ya geri aldırdığımızı da unutmayalım.

Onlar dostluk değil. Bizi bölmek, parçalamak ve zayıf tutmak istiyorlar. Bunun için PKK’ya, APO’ya ve Zana’lara destek veriyorlar. Onlar bu politikalarında tutarlılar. Çünkü menfaatleri bunu gerektiriyor. Dün, Beider-Meinhoff çetesinin tamamını bir gecede hapisteki hücrelerinde infaz ederek “intihar ettiler” savı ile ülkelerinde terörü önleyen dostlarımız hapishanelerdeki eşkiyayı dışarı salmamız için bize baskı yapıyorlar. Sınır ötesinde binlerce silahlı eşkıya saldırı için talimat beklerken biz, “efendilerimiz istedi” diye Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırarak savunmamızı zayıflatıyoruz.

Sonuç olarak. Açalım artık gözlerimizi. Görelim üzerimizde oynanan çirkin oyunları. Efendilerimizin Avrupalılar değil, Necip Türk Milleti olduğunu farkedelim artık. “Yumuşak atın tepkisinin sert olacağını” da Avrupalı efendilerimize hatırlatalım...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
10 Haziran 2004 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale