30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






KKTC'nin sonunu getiren Annan Raporu
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 6 Haziran 2004 Pazar 

Efendiler! Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece bu bölgenin (Akdeniz Bölgesi’nin) ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk)

KOFİ ANNAN, KIBRIS RAPORU İLE KIBRIS TÜRK TOPLUMUNU İNKAR ETTİ...

Kıbrıs’la ilgili olarak günlerdir beklenen BM Genel Sekreteri Annan’ın Raporu nihayet açıklandı. Beklenildiği gibi bu defa da "Dağ fare doğurdu". Umutlarımız bir başka bahara kaldı.

Türk tarafından EVET çıkması halinde bütün kapıların kendilerine açılacağını sanan siyasiler bir kere daha yanıldılar. Bu Raporda’da Kıbrıs’ın galibi ve sahibi olarak Rum tarafı gösterildi. Annan Efendi; "KKTC’nin tanınması gibi bir durumun söz konusu olamayacağı, Rum tarafına yamanmaktan başka Türklerin önünde çözüm olmadığını" vurgulayarak son noktayı koydu.

Ne diyordu, Verheugen- De soto-Grossman gibi Efendiler ve onların içerdeki uzantıları; "Rumlar HAYIR derse, ambargolar kalkacak. KKTC ile doğrudan ilişki kurulacak. Limanlarınız ve havaalanlarınız açılacak. KKTC pasaportu dünyaca tanınacak. Kuzey Kıbrıs dünya ile entegre olacak. Sizi bütün dünya tanıyacak " vs.vs.vs...

Bir de çok kullanılan bir cümle vardı; "Rumlar HAYIR dediği için cezalandırılacak. Siz EVET dediğiniz için ödüllendirileceksiniz."

Ne yapsın yıllardır çile çeken garip Türk Toplumu? Velinimetleri saydıkları Anavatan Türkiye’nin yöneticileri de aynen kendi Başbakanları Talat’ın söylemlerine sahip çıkarak; "Rumların HAYIR, bizim ise EVET dememiz halinde, Annan Planının artık tamamen ortadan kalkacağını ve KKTC’nin tanınması için derhal bir kampanya başlatacaklarını" söylüyorlardı.

Referandumun üzerinden bir buçuk ay geçti. Verilen sözlerin tamamı havada kaldı. Bu çok doğaldı. Çünkü Avrupa ve ABD, şimdiye kadar verdiği hiçbir sözü hatırlamadı bile. Nitekim bu defa da aynini yaptılar. Kazanamadığımız gibi, çok şey kaybettik. Türk tarafı olarak biz 1960 Antlaşmaları ile kazandığımız bazı hakları da istemediğimizi EVET oylarımız ile karşı tarafa dikte ettirerek, 1960 Antlaşmalarının verdiği bazı kazanımlarını da kabul etmediğimizi oylarımızla resmen teyid ettik.

Uluslararası hukuka göre haklı olduğumuz halde bu hakkımızı kullanamadık. “Rum devletinin tüm Kıbrıs adına AB’a girişini ve bizi de temsil ettiği iddiasını” oylarımızla biz meşru hale getirdik. Bu yeni durumu 1 Mayıs’taki törenlere katılarak Başbakan düzeyinde katılarak kabul ettiğimizi dünyaya gösterdik. Şimdi "GEÇMİŞ OLSUN" hepimize.

20 NİSAN’da yayımlanan "KIBRIS’TA SONA DOĞRU "kitabımda bugün geleceğimiz durumu görmüş ve yetkilileri uyarabilmek için adeta Türk yönetimine yalvarmıştım. Hatta o günlerde "konuyu fazla abarttığım"dahi dile getirilmişti. Keşke onlar haklı ve ben haksız olsa idim. Ama ne yazık ki benim dediklerim doğru çıktı. Evet, % 75 çoğunluğu ile "biz Türklerle yaşamayız" diyen Rumlar; Kıbrıs’ın, Türkiye’nin de tam üye olmadığı AB’ne girişini engelleyen Garanti Anlaşmasının ilgili maddeleri ile 1960 Kıbrıs Anayasasının 50 maddesini bizim EVET oyumuzla aşarak Avrupalı oldular.

Ne diyordu "Türkiye benim anavatanım değil" deyimi ile meşhur olan Başbakan Talat; “Bekle be Annem. Göreceksiniz Annan Raporunda ambargolar ve izolasyonların kaldırılması çağrısı yapılacak, Rumların bizi temsil etmediği, tüm Kıbrıs’ın meşru hükümeti olmadığı, AB’ne giren devletin Güneydeki Rum devleti olduğu yazılacak. Bu rapordan sonra bütün ambargoları kaldırmak ve bizimle direk temas için harekete geçecekler.” demekte idi.

Ne oldu Sayın Talat...? Bunları söylerken neyinize güveniyordunuz...? Neden milletinizi kandırdınız...? Annan Raporunda, ambargolar ve izolasyonların kaldırılması, KKTC limanlarının tanınması ve KKTC ile doğrudan ticaret yapılması için diğer ülkeler açık bir çağrı mevcut değildir. Ama; Rum Kesimi ile yeniden birleşme amacına yönelik olması koşulu ile; “Uluslararası kuruluşların Kıbrıs Türklerini izole etmeyi amaçlayan kısıtlamaları kaldırmalarını ümit ettiği” ifadesi vardır. Buda çok boş, anlamsız ve bağlayıcılığı olmayan bir temenniden başka bir şey değildir.

Bu ayni zamanda dünya devletlerine; “KKTC’nin her alanda atacağı adımlarda meşru devlet saydıkları Rum tarafının onayının alınması, KKTC’nin hiçbir uluslararası kuruluşta ve organizasyonda bağımsız devlet olarak temsil edilmemesinin” talimatını vermektir.

Bu raporda; Kıbrıs sorununun bundan sonraki sürecini bizim lehimizde belirleyecek hiçbir hususa yer verilmemiştir. Bu raporda; "eşit halk-eşit devlet" statümüzü perçinleyecek olan hususlar yoktur. Aksine bu rapor Türk Toplumunun Rum’a yama olmaktan başka çıkış yolu bulunmadığının dünyaya ilanından başka bir şey değildir.

ABD’nin Kıbrıs Türk Toplumu lideri olarak atadığı Sayın Mehmet Ali Talat nasıl bir gözlükle bu raporu okuyor anlamak mümkün değil. Şöyle diyor Başbakan; "BM Genel Sekreteri, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonun kaldırılmasını talep ediyor. İzolasyonun, Kıbrıs Türkü’ne yönelik baskının, artık anlamı, mantığı kalmadığını söylüyor. Bana göre, Annan’ın en önemli vurgusu budur. Bu, çok önemli bir tespittir. Ve ülkeleri, bu izolasyonu kaldırmak için destek vermeye çağırıyor. Genel Sekreter’in bu çağrısına, dünya ülkelerinin büyük ölçüde uymasını bekliyorum." İşte bu sözlere ancak şapka çıkartılır. Kendi deyimleri ile "PES BE ANNEM" denilir.

Adamlar alacağını almışlar. Malı götürmüşler. Kıbrıs Türk Toplumuna lider olarak görülen Başbakan bakın nerelerde dolaşıyor.

“Bizim esas hedefimiz, çözümdür. Biz, çözüm hedefini kaybetmedik. Kıbrıs’ın yeniden birleşmesini istiyoruz. Bunun için oy verdik, destek olduk. Kıbrıs Türkü’nün izolasyondan kurtulması, Genel Sekreter’in de işaret ettiği gibi, Ada’nın bölünmüşlüğü ve ayrı bir devletin kabul edilmesini değil, çözümü zorlayacaktır. Yani izolasyonların kaldırılmasıyla Kıbrıslı Türkler’in seviyesinin yükselmesi, Rum tarafındaki çözüm karşıtlığını ortadan kaldıracaktır. Onları bir çözüme zorlayacaktır. Bizim ayrılıkçılık, Ada’yı bölmek gibi bir niyetimiz yok.”

Peki, şimdi ne olacak. Her şey bitti mi? Hayır herşey bitmedi. Bana göre herşey yeni başlıyor. Bundan sonra Türkiye’ye büyük iş düşüyor. Kıbrıs Türk Toplumunu 30 yıldır yöneten kafaların artık bu toplumu yönetemedikleri görülmüştür.

Demek ki yeni siyasi yüzlere, yeni beyinlere ve yeni liderlere ihtiyaç vardır. Böyle liderler bugün Kıbrısta mevcuttur. Bunlar KKTC halkını layık oldukları yere taşıyacaktır. Bunu birlikte göreceğiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
6 Haziran 2004 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale