30 Mart 2017 Perşembe

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kıbrıs'a lider olarak Talat'ı atayan ABD ne yapmak istiyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 3 Haziran 2004 Perşembe 

Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş, asırlardan beri ıstırap çeken milletlerin talihidir. Bu talihin artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve fedakarlığına bağlıdır.
(Gazi Mustafa Kemal Atatürk - 1928)

24 Nisan referandumundan sonra meydana çıkan sonucu; "Türk Dışişlerinin son elli yıldaki en büyük başarısı" olarak takdim eden Başbakan Erdoğan sanırım bu gün bu başarının ne olduğunu sorgulamaya başlamıştır. "Rumlar nasıl olsa HAYIR diyecek, biz EVET diyerek büyük bir kazanım elde edeceğiz" sözleriyle KKTC Toplumunu kandırarak esarete oy vermelerini isteyen bazı parti liderleri bugün halâ gerçekleri görmemekte direnmektedir.

KKTC tarafı sadece vaatlar ve boş sözlerle oyalanırken, Rum Kesimi adanın tamamını temsil ederek AB üyesi oldu. Türkiye olarak önce biz, Eurovision bahanesi ile bu ucûbe devleti resmen tanımış olduk. Rum Yöneticileri arkalarına Avrupa Birliği desteğini de alarak bol keseden tehditler savurmaya başladı. Bu arada Türk tarafının şaşkın bakışları arasında AB’den yüklü bir krediyi de kasasına koyarak güçlerine güç kattılar.

Şu anda KKTC’de tam bir yönetim boşluğu var. Hükümetin arkasında meclis, yani halk desteği yok. Serdar Denktaş’ın Demokrat Partisi, iki milletvekili ile başladığı firelerine devam ediyor. Demokrat Parti her geçen gün eriyor. Talat’ın partisinden istifa eden Türkiye kökenli milletvekili Nuri Çevikel ile bu parti en büyük parti olma vasfını yitirdi. Son 25 yılın Başbakanı Derviş’in UBP’si zaten halk nezdindeki güvenirliğini yitirmiş durumda. Siyasi alanda önemli bir değişiklik olmayacağı bilinmesine rağmen yaz sonunda bir erken seçim görülüyor.

14 Aralık seçimlerinin üzerinden altı ay geçmesine rağmen Statükoyu değiştireceğim diyen Başbakan Talat’ın partisi CTP-BG şimdi tam bir statüko partisi oldu. Annan Planı doğrultusunda Başbakan Talat ve ekibi tarafından hazırlanarak Kofi Annan’a teslim edilen 42000 kişilik Türkiye kökenli Türklerin listesi halâ sır gibi saklanıyor. Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş dahi yarın başlarına çok iş açacağını bildiğinden bu listeyi ben dahi görmedim diyebiliyor.

Kıbrıs Türk Toplumunun kırk yıldır liderliğini yapan Rauf DENKTAŞ’ta sesini sedasını kesti. Bir dahaki seçimlere katılmayacağını bildirdi. Yerine Talat’ı ve oğlu Serdar Denktaş’ı aday göstererek köşesine çekildi.

Aslında Rauf Denktaş Annan’a verilen Türk kökenlilerin isim listesi olayında yaptığı yanlıştan dolayı halkının güvenini de büyük ölçüde yitirdi. Sayın Rauf Denktaş Referandum öncesi ve sonrası gazetecilere yaptığı açıklamalarda Cumhurbaşkanı olarak BM’lere verilen Türkiye Kökenli KKTC vatandaşlarının isim listesini hükümetten birkaç kere istediğini, fakat hükümetin kendisine vermediği açıklayarak demokratik yönetimlerde olmaması gereken bir mazereti ortaya sürüp makamının saygınlığına gölge düşürdü. Halkın oyları ile kabul edilen Anayasal organlarca idare edilen bir devlette, devletin başı kendi atadığı Başbakan’dan halkının geleceğini ilgilendiren çok hayâti bir konuda bilgi istiyor. Başbakan vermiyor. Bunun mantıki bir açıklaması hukuk devletinde olamaz.

KKTC, yeni bir seçime hazırlanırken Türkiye Cumhuriyeti olarak biz neler yapıyoruz? Eğer, "Annan Planı kabul edilmez ise, bütün unsurlarımızla KKTC’nin tanıtılması için dünyanın dört bir yanına dağılıp tanınmayı mutlaka sağlayacağız" diyen AKP’den ses seda çıkmıyor. Ama AKP nin siyaseti karıştırmak için avuç içi kadar bir adada sayıları onbeşi bulan partilere bir yenisini daha katmak için çalıştığını, CTP’den ayrılan Nuri Çevikel’e Türkiye kökenlileri biraraya getirecek "Yeni Parti" adında oluşum meydana getirmek için destek verdiğini öğreniyoruz.

Uzun lafın kısası. KKTC referandumdan sonra yerinde kaldı. Ama içi durulmadı. Karıştı. Karmakarış oldu. Bugün Uluslararası strateji merkezlerinin yaptığı genel değerlendirmelerde Güney Kıbrıs’ta AB kazanırken, Kuzey Kıbrıs’ta ABD’nin kazandığı anlatılmaktadır. Ne Türkiye ve ne de KKTC’nin varlığından bahseden yoktur.

Nitekim söylenenler doğru çıkıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston Efendi; "Kıbrıs Türklerini artık Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın temsil etmediğini, ABD'nin Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olarak Talat'ı tanıdığını" buyuruyor. Weston'a göre, Denktaş; "Kıbrıs Türk toplumunun eski lideri" imiş. Mr. Weston, ayrıca; "Kıbrıslı Türkler tanınmak ya da bağımsız bir devlet istemiyorlar" diyerek KKTC Başbakanı Talat’ın istek ve arzularını ABD ağzı ile teyid ederek doğrulamıştır.

Adamlar tanımadıkları bir ülkenin Başbakanını resmen davet edip ağırlıyorlar. Sanki sömürgelerine vali atar gibi adam atıyorlar. KKTC Yasalarını tanımıyorlar. Ama "Biz Talat’ı tanıyoruz." diyebiliyorlar. Peki, KKTC Meclisi 26 Hayır oyu bulup, Talat’ı iktidardan indirir ise ne olacak. O zaman da Kıbrıs Türk Toplumunu Talat’mı temsil edecek.?

Bütün bunlar KKTC’de siyaset kurumunun düştüğü seviyeyi göstermesi bakımından önemlidir. Bu durumu, seçimler öncesi yaptığım Kıbrıs gezimde gözlemlerime dayanarak Önce VATAN’da dile getirmiş ve bilahare bu yazıları 20 Nisan 2004’ta yayınlanan "KIBRIS’TA SONA DOĞRU" başlıklı kitabımda açıklamıştım.

Evet, KKTC’yi bağımsız bir devlet gibi değilde, yürürlüğe koyacağı Büyük Ortadoğu Projesinde Silahlı Kuvvetlerini konuşlandıracağı bir ileri üs veya büyük ve sabit bir UÇAK GEMİSİ gibi görerek küstahlaşan ABD’ye birilerinin DUR demesi lazım. Bunu mevcut siyasi yapısı ile KKTC’nin yapması düşünülemez. İş yine dönüp dolaşıp Türkiye’ye düşüyor.

Sanırım birilerinin gözünden kaçan önemli bir ayrıntı var. Annan Planı çerçevesinde her ne kadar "adada bulunan Türk Askerini çıkarmayı" vaat etmiş isek te, bu gün bu plan yoktur. İsteseler de istemeseler de hiç bir gücün fiilen söküp atamayacağı ciddi sayıda Türk Askeri adada bulunmaktadır. Dolayısıyla bugün KKTC’de ipin ucu ne ABD’de, ne AB’de ve ne de Yunanistan’dadır. Kıbrısta rolleri belirleyecek ve sonuca etki yapacak tek güç Türkiye’dir. Yöneticilerimizin oynanan küresel oyunları izlemeyi bırakıp kendilerinin oyun kurgulaması zamanı gelmiş, geçmektedir.

Kıbrıs dün olduğu gibi bugünde Türkiye’nin ana gündem maddesidir. KKTC’de siyasetin nasıl olabileceğine ilişkin değerlendirmelerimize devam edeceğiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Haziran 2004 Perşembe

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale