29 Mart 2017 Çarşamba

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Medeniyetin beşiği Mezopotamya'da ABD kontrolündeki haçlı vahşeti devam ediyor
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 23 Mayıs 2004 Pazar 

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak gerekleri düşünmek lazımdır. Geldikten sonra dövünmenin faydası yoktur.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1920)

20 Mart 2003'te Bağdat'ın havadan bombalanması ile başlayan ABD'nin Irak'ı işgâli bugün farklı boyut ve görüntülerle devam ediyor. Her geçen gün dünya medyasının ortaya sürdüğü işkence görüntüleri ABD'nin demokratik imajını ve insan hakları savunucusu görüntüsünü birdenbire sıfıra indirdi.Irak'a ve Iraklıya demokrasi vadedenler bugün gerçek yüzlerini gösterdiler. Vahşi batının Beyaz Adamının dün Kızılderili katliamında ortaya çıkarılamayan vahşi yüzü, bugün uyduların cirit attığı dünyamızda saklanamadı. Vahşetin bütün çıplaklığı gerçek bir insanlık ayıbı ve suçu olarak gözler önüne serildi.

ABD'nin Ebu Garip başta olmak üzere bütün Irak sathında devam eden işkence olaylarını haklı göstermek üzere yazdığı senaryoya uygun olarak sahneye koyduğu Yahudi asıllı Nick Berg isimli bir Amerikalının İslami bir grup tarafından kamera önünde boğazının kesilmesini görüntüleri adeta ben sahteyim diye haykırıyordu. Dünya kamuoyuna; "İşte bu Araplar bu kadar barbar, onlar ancak işkenceden anlarlar "demeye getiren bir oyun sergileyen ABD kimseyi inandıramadı. Çünkü oyun çok amatörce kurgulanmıştı. Nitekim gören ve irdeleyen gözler bunun neden sahte olduğunu yazılarında açıkladılar.

Bizim satın alınmış medyamız dışında ABD dahil bu görüntülere pek sahip çıkan olmadı. "Mazlum batılı Hristiyanlar, Barbarİslamlar" imaj denemesi ise tutmadı. Amatörce kurgulanıp, amatörce sahneye koyunan kafa kesme olayının, istenen karşı tesiri yapmak yerine Irak halkını ABD'nin yapabileceği dezenformasyon konusunda çok iyi motive ettiği bir gerçek. Yani oyun ters tepti. Oysa sosyal olaylarda yapılacak operasyonlarda çok titiz davranılmalı ve mutlaka kamuoyu çalışması yapılarak buna uygun beklentilere göre davranılmalı idi. Bu da ABD'nin birbiri peşi sıra yaptığı yanlışlardan biridir. Tıpkı "hem işkence yapıp, hemde bunun resim ve filmlerini çekerek bizzzat kamuoyuna yaydıkları" gibi.

Evet, ABD neden bu resimleri ortaya çıkarttı? Bunu bilemiyoruz. Ne hedeflendi ? Zamanı ve zemini hazır mı idi? Nedenini bilemediğimizden bunu da değerlendiremiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var ki bu resimler ve filmler dünyadaki Amerikan düşmanlığını körüklemiş ve Amerikalı düşmanlarını çoğaltmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Iraktaki başarısını "Büyük Ortadoğu Projesi" adı altında 22 İslam ülkesine taşıyarak onlara da Irak'a getirdiği gibi demokrasi vaadeden ABD yönetimin bundan sonra işi zor. Medyayı ne kadar satın alırsanız alın. Aydınları istediğiniz kadar dolarlayın, beyinlerini kullanın, yine de geniş halk kitlelerinde yaşayan bireysel nefretin önlenmesi mümkün değildir. Ateş düştüğü yeri yakar. Bu yanan yerlerin belki dumanı fazla çıkmaz, ama el altından, yakınlara, eşlere, dostlara, komşulara anlatılırken birden bire bütün ülke insanını karşınızda bulursunuz. Bu selin önünde durmak ise mümkün değildir.
Şimdi Irak'ta sokaktaki sade insan direniyor. Onuru için, namusu için direniyor. Hapishanede kirletilen ve beni öldürün diye yalvaran Nur Kardeşi'nin intikamını almak için direniyor. Bu direnç giderek büyüyecek. Mezopotamya'dan Hamurabi Kanunları, Babilin Asma bahçeleri ile yayılan insanlığın medeniyet ışığı nasıl dünyayı kaplamış ise, bugün Irak halkının yakacağı ateş de Globalleşme-Küreselleşme adı altında dünya milletlerini sömürge yapmaya azmetmiş küresel mimarlarında sonunu hazırlayacak gibi görülüyor.

Adaletsizlikle ve zulüm ile bir yere varmak mümkün değildir. Tarihte zulmün sürekliliği görülmemiştir. Ben burada da bunu göreceğimizi değerlendiriyorum. Irak halkları nihayet milletleşiyor. ABD ve Koalisyan güçleri baskısı devam ederse belki de tarihinde ilk defa yumruk gibi bir araya gelecekler. Belki de Arap Halkları bu birliktelik etrafında kenetlenerek ABD-İSRAİL ittifakına karşı bir cephe oluşturacaklar. Bunlar önümüzdeki günlerin muhtemel gelişmeleridir. Irakta ABD, Filistinde İsrail vahşeti giderek büyüyor. Hedefleri ayni. Hep Müslüman halk. Bu saldırılar şimdiye kadar batının kuklası olarak makamlarında oturup, topraklarını petrol tüccarlarına peşkeş çeken Arap liderleri tarafından da görülüyor olsa gerek.

20 Haziranda yönetimi Iraklılara devredeceğini açıklayan ABD'nin bu bölgeden kolay kolay ayrılması beklenmemelidir. Eğer ABD buradan ayrıldığı ve Amerika Kıtasına döndüğü takdirde bir daha " Dünya Hakimiyeti" lâfını telaffuz dahi edemez ve kolay kolay kıtasından dışarı çıkamaz. Bu bakımdan değil gitmek, bu bölgede kalıcılığını perçinlemek için 14 büyük askeri üs yaptırdığını ve bu üslerin inşaatlarının hızla devam ettiğini şimdiden yaymaktadır. Ayrıca Bağdatta 20 Hazirandan sonra devreye sokulacak Genişletilmiş ABD Büyükelçiliği için de çalışmalar hızla devam etmektedir. Bu benzeri olmayan Bütyükelçiliğin adeta devlet içinde devlet misali binlerce kişinin çalışabilecek yeterlilikte ve çok iyi koruma sağlayan bir şekilde organize edildiği de bildirilmektedir.

Denilebilir ki, Irak'ın işgâli ile sıcak savaş bitmemiştir sadece şekil değiştirmiştir. Irak'ta ve bölgemizde tam bir kaos ve kargaşa dönemi başlamıştır. Saddam'ı devirmenin Irak'ta çözüm olmadığı ve bilakis çözümsüzlüğü getirdiği görülmüştür. Önemli, olan Saddam'ın gitmesi değil, Saddam sonrası nasıl bir yönetimin getirileceği idi.Bu konuda ABD'nin tamemen hazırlıksız olduğu ve ABD askerlerinin böyle bir işgal harekatı için hiç te eğitimli olmadığı görülmüştür.
Bölgede çok küçük dengelere dayanan, merkezdeki diktatörlerin ve taşradaki aşiret reislerinin baskısı ile yönetilen Irak halkının birdenbire demokrasi sistemine geçişini beklemek hayâldir. Nitekim sayıları yüzü aşan etnik ve dini gruplar arasında nasıl bir denge politikası uygulanacağı tam olarak tesbit edilmeden, ABD'ye yakın olmaktan başka hiç bir özelliği bulunmayanlardan seçilen Geçici Yönetim Konseyi ile Geçici Hükümet bugün ülkede devam eden kaosun bizzat yaratıcısı konumuna girmişlerdir. Paul Bremer emrindeki Geçici Konseyin hazırladığı Geçici Anayasa; sanki bu ülkedeki dengeleri alt üst etmek ve ülkede bilerek kargaşa, kaos çıkartmak ve nihayet iç harbin yapılması için özelllikle kurgulanan bir senaryoya benzemektedir. Nitekim bu yönetime seçilenlerinteker teker suikastlere kurban gitmesi kaosun boyutlarını açıkça gözler önüne sermektedir.

Bölgeye yerleşerek petrol ve enerji yollarını doğrudan kontrolu altına alıp, artık yenilmez güç olduğunu sanan ve bölgeye İsrail ile birlikte hükmetmeyi planlayan ABD'ye bölgede çıkarları olanRusya, Fransa, Almanya, Çin, Pakistan, Japonya veTürkiye'nin son meydana çıkanişkence görüntülerinden sonra olaylara daha ne kadar sessizkalabileceğini kestirmek güçtür.

Sonuç olarak; Türkiye bir Ortadoğu Devletidir. Bu bölgedeki olayların istese de dışında kalamaz . Kalmamalıdır. Kendi milli çıkarlarını düşünüp, tartmalı ve buna uygun milli politikalarını üretmelidir. Bu gün Irak içinde süren kaos ortamı bizi yıldırmamalı ve korkutmamalıdır. Hazırlayacağımız milli politikalar tereddütsüz uygulanmalıdır. Ortadoğunun yeniden yapılandırılmasında ABD'nin himaye ve desteğinde değil de, Türk Milletinin himaye ve desteğinde bir şeyler yapabilirsek bu hem bizim için hemde bölge ülkeleri için önemli bir başarı olacaktır. Zaman geçmemiştir. Haziran ayına kadar bunun planları yapılmalı ve uygulamaya hazır bulunulmalıdır. Bize bu yakışır...


Dr. Tahir Tamer Kumkale
23 Mayıs 2004 Pazar

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale