23 Nisan 2017 PAZAR

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanları saygı ile selamlıyor...Sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






19 Mayıs 1919'un 85. yıldönümünde Türk gençliği nereye gidiyor?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 19 Mayıs 2004 Çarşamba 

Bende bu imanı yaratan kuvvet, yalnız aziz memleket ve millet hakkındaki sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1935)
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını idrak ettiğimiz bu günlerde ulu önder Atatürk'ün Türk Gençliği hakkındaki düşünceleri ışığında günümüz gençliğini irdelemek istiyorum.

Atatürk'ü yücelten önemli bir yönü de Türk Gençliğine verdiği değerdir. Memleketin geleceğini oluşturacak gençlik kavramı Atatürk'te en güzel anlamını bulmuş ve yüce değer yargısına ulaşmıştır. Geçliği tanımlamak için “GENÇ” kavramını bilmek lazımdır. “GENÇ” kelimesinin Büyük Larusse'ta tarifi; "Yaşı az ilerlemiş kimse ve bu kimseye özgü bedensel , ruhsal özellikler ve davranma biçimleridir. Hangi yaşta olursa olsun, gençliğin güçlülük, canlılık ve dirilik, ataklık, dinamiklik gibi özelliklerini üzerinde taşıyan kimsedir." şeklindedir.

Atatürk; GENÇLİK kavramını, ülkenin geleceğini emanet edeceği nesiller için kullanmıştır. Atatürk; köhnemiş zihniyetlere, milleti geriye götürmek isteyen bağnaz kafalılara karşı dayanacağı istinat noktasının gençlik ve onların dinamik fikirlerinde olduğunu görmüştür.

Atatürk; çağdaş ve modern ilmin hakim olduğu zihniyetle yetişecek genç kuşakların, gelecekte eserlerini ve inkilâplarını daha da geliştireceğini, onu her türlü tehlikeden koruyarak yücelteceğini hissetmiş ve buna yürekten inanmıştır. Denilebilir ki, tarihte hiç bir lider Atatürk kadar milletinin gençliğine güvenmemiş ve onun kadar gençliği ile bütünleşmemiştir.

Birinci Dünya Savaşının felaketli sonuçlar doğurduğu mütareke döneminde Türk gençliği Atatürk için tek umut kaynağı idi. Bilindiği gibi 1918 yılı, inançların ve kendine güven duygusunun Türk toplumunun tamamına yakınında ve bilhassa yöneticilerinde yıkıldığı bir dönemdir. Bu inançsızlık ve tam teslimiyet ortamında Atatürk için tükenmez inanç kaynağı, yüreğini kaplayan engin millet sevgisi ve Türk gençliğini tanımanın verdiği güvendir.

Ahlâk bunalımı doğuran bir felaket, çöküş ve karamsarlık ortamında Atatürk, "sırf vatan ve hakikat aşkıyla "kurtuluş yolu arayan Türk Gençliğini keşfetmenin gururunu yaşamaktadır. Bu konudaki fikirlerini başlıkta yer alan sözünde görüyoruz.
Sivas Kongresine arkadaşları adına katılan bir askeri Tıbbiye öğrencisinin Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşlarına haykırışı Atatürk'ü çok etkiler. Genç Tıbbiyeli ateş ve heyecan kesilmiş bir halde korkusuzca Çanakkaleyi yaratan efsane asker karşısında korkmadan çekinmeden bağırmaktadır.

"Arkadaşlarım beni buraya bağımsızlık davasını başarmak yolunda yaptığınız çalışmalara katılmak için gönderdiler. Biz mandayı kabul edemeyiz. Kabul edecek olanlar varsa, bunları kim olursa olsun red ve takbih ederiz. Farz-ı mahal manda fikrini Mustafa Kemâl Paşa kabul edecek olsa onu da reddedeceğiz."

Tıbbiye öğrencisinin çakmak çakmak gözlerle bağırarak yaptığı konuşmadan çok duygulanan Mustafa Kemâl yakın çalışma arkadaşlarına dönerek; "Arkadaşlar gençliğe bakın. Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin" diyerek Tıbbiyeliyi yanına çağırır. Elini gençin omzuna koyar. "Evlât müsterih ol. Ben gençlikle iftahar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Azınlıkta kalsakta mandayı asla kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez. Ya İstiklâl, Ya Ölüm" diyerek Tıbbıyeli gence güvence verir. Üniforması ile kongreye katılan genci alnından öper ve şöyle der; "Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerimizin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır."

İşte Atatürk'ün Büyük Nutuk'unda yer alan Gençliğe Hitabe'de son şeklini bulan "Cumhuriyetin gençliğe emanet edilmesi" fikri beynine daha Sivas kongresi sıralarında kazınmıştır.
Atatürk’e göre gençlik yaş sınırları dışına taşarak fikri bir anlam kazanmaktadır. Bir bakıma gençlik yaşça değil, fakat fikirce yeniliği vurgulamaktadır. O’nun , “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir” sözü işte bunu anlatmak için kullanılmıştır.

34 yaşında Çanakkale destanını yaratan, 39 yaşında İstiklal Harbini kazanan orduların başkomutanlığını yapan, 42 yaşında Cumhuriyeti kurup ilk Cumhurbaşkanı olan ve 50 yaşında inkilâplarının büyük kısmını tamamlayanAtatürk; taşıdığı düşünce yeniliği, ruhundaki enerji tazeliği ile yaşamının her çağında gençti. Genç yaşadı ve genç olarak aramızdan ayrıldı.
Atatürk’e göre genç olmanın ölçüsü yaş değildir. O’na göre genç olmak “İlkeler ve inkilâplara inanç ve bağlılık” ile eş anlamlıydı. Bunu şu sözü ile daha iyi anlayabiliriz.

“Benim anladığım gençlik; bu inkilâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda 20 yaşında bir yobaz ihtiyar, 70 yaşında biridealist ise zinde bir gençtir.” Milli mücadelenin asker kadroları gibi sivil kadroları da gençti. Türk Kurtuluş Savaşını yakından izleyen yabancıların ilk dikkatini çeken noktalardan biri de bu idi. Onlar en şiddetli muharebelere katılan kıt’aların başındaki genç komutanların başarılarını izlerken, TBMM’ni milletlerarası görüşmelerde temsil eden çok genç fakat, yaşına göre çok olgun ve tecrübeli Türk insanı ile tanışıyor ve şaşırıyorlardı. Bu genç kuşakBirinci ve İkinci Meşrutiyet dönemlerini yaşamış, Osmanlı Devletini sona erdiren bütün olayların içinde bulunmuş, Balkan Savaşları, Çanakkale ve Birinci Dünya Harbinin ateş çenberinden geçmiş, memleket ve millet acısıyla yürekleri yanmış ve çok genç olmalarına rağmen pişmiş ve olgunlaşmışlardı.

İşte bu genç neslin varlığı ile büyük dinamizmi milli mücadelenin başarılmasında önemli rol oynamıştır. Atatürk, Kurtuluş Savaşına başlarken Türk gençliğini saran bağımsızlık aşkını ve milliyetçilik duygusunu çok iyi değerlendirmiştir. O, hayatı boyunca genç değerleri desteklemiştir. Başarı için gençlere fırsat vermenin şart olduğuna inanmıştır. Yakın çevresini de bu konuda duyarlı olmaya zorlamıştır. Titizlikle seçerek yurt dışına okumak için gönderdiği gençlerin durumlarını bizzat takip ederek, hem bulundukları ülkelerde bu gençlere sahip çıkılmasını sağlamış ve hem de memlekete döndüklerinde bunlardan azami istifade etmek için büyük gayret göstermiştir. Bu gençlere yaşlarına göre çok büyük sorumluluklar vermiştir.

"ÇOCUKLARIMIZ- GENÇLERİMİZ- YÜKSELEN YENİ NESİL- YENİ TÜRKİYENİN GENÇ EVLATLARI " gibi sözlerle hitap ettiği gençlerimiz Atatürk’ten daima büyük ilgi ve yakınlık görmüşlerdir. Atatürk 30 Ağustos 1924'te Başkomutanlık Meydan Muharebesinin kazanıldığı Dumlupınar'da yaptığı tarihi konuşmasında; bağımsızlık mücadelemizi anlatır ve mutlaka kazanılması gereken yeni savaşın "Uygarlık Savaşı" olduğunu vurgular ve konuşmasını Türk gençliğine hitaben şu sözlerle tamamlar.

"Son sözlerimi özellikle memleketimizin gençliğine yöneltmek istiyorum. Gençler; cesaretimizi arttıran ve sürdüren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz terbiye ve irfanla insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız.

Ey yükselen yeni nesil!... Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk. O'nu yücelterek yaşatacak olan sizsiniz." Atatürk'ün Türk Milletine armağan ettiği en büyük eseri Türkiye Cumhuriyeti'dir. Yukarıdaki sözünden de anlaşılacağı gibi Atamız bu büyük eserinin muhafaza ve müdafaasını Türk gençliğine emanet etmiştir. Bugün sorgulamamız gereken husus şudur.

Günümüz gençliği bu emaneti muhafaza edecek bilgiye, inanca ve kendine güvene sahip midir? Bizi Atatürkçü Düşünce ile yetiştiren nesillerden aldığımız feyzi, bizler günümüz gençliğine yeterince ulaştırabildik mi? İşte bu soruların cevabını vermekte zorlanıyorum. Çünkü küresel esen fırtınalarla kafası karmakarış olan günümüz gençliğinin milli davalara yaklaşımını gördükçe bu konuda iyimser düşünmek çok zor.

Türk Gençliğine olan sonsuz güvenini hayatı boyunca her fırsatta yineleyen Atatürk; meclis kürsüsünden büyük nutkunu okumayı bitirirken "Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum" derken gözyaşlarını tutamamıştır. Bilindiği gibi Nutuk'un son bölümü "TÜRK GENÇLİĞİNE BIRAKTIĞIM KUTSAL EMANET" kenar başlığı altında kaleme alınmıştır ve şu şekilde sona ermektedir;

"Sayın Baylar. Sizi günlerce işlerinizden alıkoyan bu uzun ve ayrıntılı sözlerim , sonunda tarihe malolmuş bir çağın öyküsüdür. Bunda milletim için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmiş isem kendimi mutlu sayacağım.

Baylar, bu söylevimle milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, bağımsızlığını nasıl kazandığını; bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç; yüzyıllardan beri çekilen milli yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu kutsal yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır. Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum" diyerek üç ciltlik Nutkun tipik bir özeti olan "Gençliğe Hitabe" ile konuşmalarını bitirir.

Bugün bütün Türk çocukları için bir kutsal armağan olan NUTUK her satırı ile güncelliğini korumaktadır. Atatürkçü olabilmek, Atatürk'ü anlayabilmek, Atatürk'ü yaşayabilmek ve sonunda Atatürk'ü yeni nesillere anlatabilmek için her cümlesi dikkatle okunmalı, ezberlenmeli,adeta hıfzedilmeli, daima kullanılmak ve hatırlanmak için el altında bulundurulmalıdır.

Okullarda ezberletilen “Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi” Türk gençliğine çok anlamlı, kapsamlı ve oldukça zor görevleri yüklemektedir. Atatürk'ün bu hitabesinde gençliğe verdiği görevler çok kutsal, fakat çok ağırdır. Burada istenilenlerin gerçekleştirilmesi son derece planlı, proğramlı ve sürekli bir çalışmayı gerektirmektedir. Verilen sorumluluklar çoktur. Bunlar ancak şuurlu ve inançlı kitlelerin yapacakları zorlu bir mücadele ile başarılabilir.

Bilindiği gibi 1982 Anayasası Türk Milletinin % 92 'sinin kabul oyları ile yürürlüğe girmiş ve yirmi iki yıldır ülke yönetimini yönlendirmektedir. Bu anayasanın askeri yönetim devrinde hazırlandığı gerekçesi ile geçen zaman içinde pek çok yerinde değişiklikler yapılmıştır. Hemen her maddesine dokunulan anayasamızda dokunulamayan bir tek kavram kalmıştır. O'da bu anayasanın fikri temelini teşkil eden ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ'dir. Evet 1982 Türkiye CumhuriyetiAnayasası, dünyada hiç bir örneği olmayan bir şekilde bir fikri temel üzerine inşa edilmiştir. Bu temel "ATATÜRK İLKELERİ ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ"dir.

Temelinde Atatürkçü Düşünce Sistemi bulunan Anayasamız Devletimizi, İstiklâl ve Cumhuriyetimizi Türk gençliğine emanet etmektedir. Anayasa'nın bu konuyu düzenleyen "GENÇLİĞİN KORUNMASI" başlıklı 58 inci Maddesi aynen şöyledir.

"Devlet; İstiklâl ve Cumhuriyetimizin emanet edildiği gençlerini müsbet ilmin ışığında, Atatürk İlke ve İnkilâpları doğrultusunda ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmayı amaç edinen görüşlere karşı yetişme ve gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri alır.

Devlet gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır."

Anayasanın bu maddesi geçerliliğini korurken, bugün devletimizin ülkenin geleceğini emanet ettiği gençlere karşı yapması gereken ödevlerini yerine getirdiğini söylememiz mümkün müdür? Hepimiz evlât yetiştirdik. Acaba evlâtlarımızı Atatürk'ün gösterdiği ilkeler ve düşünce sistemi doğrultusunda yönlendirebildik mi?

Çocuklarımıza, sorumluluklarına sahip çıkacak mücadele azmi aşılayabildik mi? Çocuklarımızı, Türk Kültürü ve Türk tarihi motifleri ile eğitebildik mi? Gelişmiş kitle iletişim araçlarından yararlanarak küreselleşme adı altında dünyanın her tarafından ülkemize yöneltilen kültürümüze yabancı ve beyinlerimizi sömürgeleştiren fikir ve düşüncelere karşı gerek kendimizi ve gerekse gençlerimizi koruyacak sistemleri kurabildik mi?

Sözün kısası gençlerimizi Türk gibi mi, yoksa dünya vatandaşı olarak mı yetiştirdik? Şimdi ortaya çıkan bu tablo bizi memnun mu ediyor, yoksa üzüyor mu?... İşte şimdibütün bunların görüşülmesi ve tartışılması, Türk aydınlarının gündeminde butemel konuların bulunması gerekiyor. Peki bu konuda bir çalışmaya şahit oluyormuyuz? Ne yazık ki bunun cevabı da şimdilik HAYIR olmaktadır.

Şimdi Atatürk İlkeleri'nin sürekliliğini sağlamada Türk gençliğine düşen görevler nelerdir bunu irdeleyelim. Türk Milletinin geleceğinin güvencesi olan Atatürk İlke ve İnkilâplarının sürekliliğini sağlamak yöneticilerimiz için önemli ve vazgeçilemez bir görevdir. Bu konuda milletin tamamı ile birlikte esas önemli görevler gençliğe düşmektedir. Milli Mücadele dönemini inceleyenler bilirler.

Mustafa Kemâl Paşa ilk zamanlar çok umutsuz gibi görülen kurtuluş mücadelesine başladığında en yakınlarının bile zaman zaman şüpheye ve kuşkuya düştüklerini görmüştü. Bu mücadelede kendisini destekleyen, cesaretlendiren ve ümit veren kesim sadece gençlikti. İşte Gazi’nin Cumhuriyeti gençlere emanet etmesinin arkasında bu ilk günlerden beri devam eden gençliğe güven duygusu yatmaktadır.

Atatürk bir yandan Türk Milletinden aldığı destekle inkilâplarını gerçekleştirirken bir yandan da kendine inanmış bir gençlik yetiştirmeye özen göstermiştir. Çok kısıtlı bir kadro ile yapılan inkılâpların insan eksikliğini inançlı ve iyi yetişmiş gençlerle doldurmak istemiştir. Bunun için devletin bütün imkanları zorlanmış gençliğin yetiştirilmesi için yapılması gereken hiç bir fedakârlıktan kaçınılmamıştır.

“Gençlere yapılacak yatırımın ülkenin geleceğinin teminat altına alınması” demek olduğunu Atatürk her fırsatta vurgulamış ve yöneticileri bu konuda devamlı uyarmıştır. O'nun Türk gençliğine olan sarsılmaz güvenini şu sözlerinde bulabiliriz.

"Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum" Günümüzde de Anayasaya gençliğe karşı devletin görev ve sorumlulukları konularak Cumhuriyetimizin sürekliliği sağlanmak istenmiştir. Fakat bunda ne kadar başarılı olunmuştur? Bunun cevabının da olumlu olmadığı söyleyebiliriz.

Kendisine bu kadar çok güvenilen gençlerimiz Atatürk'ü ve yarattığı Düşünce Sistemini bütün yönleriyle tanımalıdır. O'nu tanımak ise ancak; O'nun fikirlerini bilmek, duygularını anlamak, benimsemek ve bu fikirleri yaşamlarında uygulamakla mümkündür.

Atatürkçü Türk Gençliği; O'nun kendilerine armağan ettiği bilimsel, ve daima kendini yenileyen çağdaş ideolojine dört elle sarılmalı, bu ideolojiyi söz ve fikirlerden kurtararak uygulamaya geçirmelidir.

Gençler unutmamalıdır ki; 81 nci yılına ulaşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti Atatürkçü Düşünce Sistemi üzerine kurulmuştur ve bu sistem ile sonsuza kadar yaşatılacaktır. Güçlü ve çağdaş bir Türkiye için gençlerimizin; Atatürkçü Düşünce ile şuurlanmasına, bu düşünceye sahip çıkmalarına, ve kuşaktan kuşağa bu düşüncenin eserlerini aktarmak zorunda olduklarını bilmeleri lazımdır.

2004 yılı 19 Mayıs'ında gençlerimiz; Milli şuura sahip, Türk milli kimliğini tanımış, Türk Kültürü ile bilinçlenmiş, modern ve çağdaş dünyanın gelişmesini takip edip ona ayak uydurabilen, müsbet ilmin ışıklarıyla donanmış olmalıdır. Türk İstiklâlini ve Türkiye Cumhuriyetini sonsuza kadar devam ettirme görevinin emanet edildiği gençlerimiz çağdaş eğitim ve öğretim metotları ile yetiştirilmelidir.
Atatürk'ün kastettiği ve özlediği gençlik; parçalanmış, bölünmüş, ayrı ayrı idealler peşinde koşarak birbiriyle kıyasıya çatışan, ve nihayet yabancı ideolojilerin esiri olan bir gençlik değildir.

O'nun idealindeki gençlik;
- Türk Milletinin müşterek eğilimlerini temsil etmelidir,
- Hiç bir yabancı ideolojiye alet olmamalıdır,
- Fikir ve inanç birliği içinde bulunmalıdır.

Atatürkçü Gençlik ile gençlerimizinyoğun olarak bulunduğu üniversitelerimiz ülkemiz üzerinde milli menfaati bulunan güç merkezlerinin en önemli hedefi olmaya devam edecektir. Bu husus yöneticilerimiz tarafından kesin olarak bilinmelidir.

Atatürkçü nesil üzerinde dün oynanan oyunlar bugün de oynanmaktadır. Gençlerimizin her türlü yıkıcı ve bölücü fikre karşı korunması ile Atatürkçü Düşünce doğrultusunda aydılatılması ülkemizin ve Cumhuriyetin geleceği için zorunludur. Bu husus bizim nesillerin temel ve kaçınılamaz ödevidir. Bu bakımdanAtatürk'ün yönetici ve eğiticilere verdiği aşağıdaki talimatı herzaman hatırlayıpgereğini yapmamız lazımdır.

"Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel ve her şeyden evvel, Türkiye'nin istiklâline, kendi benliğine ve milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek gereği öğretilmelidir. Fertleri bu mücadele gerekleri ve vasıtalarıyla donanmayan milletler için yaşama hakkı yoktur."
Atatürk 1937 yılında TBMM açış konuşmasında; Türk kültürünün çağdaş uygarlık düzeyi üzerine çıkartılması için gerekli yolları sıralamış, ülke meselelerinin çözümündeyardımcı olacak ideolojileri anlayacak, anlatacak ve nesilden nesile aktaracak fertler ile kurumların yaratılmasını istemiş ve sözlerini şu tarihi cümlelerle tamamlamıştır.

"İşaret ettiğim prensipleri, Türk gençliğinin kafasında ve Türk milletinin şuurunda daima canlı bir halde tutmak üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşmektedir" Evet Atatürk üniversitelere böyle kutsal bir görev veriyor. Ayrıca Anayasamız ve YÖK Kanunu da üniversitelerimizin gençlerimizi Atatürkçü Düşünce doğrultusunda yetiştirmesini zorunlu kılıyor. Peki, üniversitelerimiz bunun gereğini yerine getirebiliyorlar mı?

Yani Atatürkçü Düşünce'ye üniversitelerimiz sahip çıkıyorlar mı? İşte bunun cevabını 1987 yılından beri çeşitli üniversitelerde "Atatürk İlkeleri ve İnkilâp Tarihi "dersleri veren ve Atatürkçü Düşünce üzerine doktora eğitimi almış biri olarak vermem gerekirse; üniversitelerimizde bugün yapılan Atatürkçü eğitim ve öğretimin İlk öğretim okullarında verilenden fazla bir şey olamadığını ve bunun hızlı bir tekrarı olduğunu söyleyebilirim.

Yani bu konuda kendi kendimizi kandırıyoruz. Her öğrencinin zorunlu olarak aldığı Atatürkçülük dersleri ne yazık ki baştan savma ve zaman doldurmak gayesi ile verilmektedir. Zaten pek çok üniversitede bu dersler şimdiden toplu olarak kontrol ve denetimi yapılamayan konfreranslar şeklinde verilmeye başlanmıştır. Hele bazı vakıf Üniversitelerimizde zorunlu Atatürkçülük derslerinin İngilizce olarak Türk olmayan sıradan öğretim üyelerinin verdiği de bilinmektedir. Neticede angarya olarak görülen bu derslerle Atatürkçü Düşünceden giderek habersiz bir nesil yetiştirilmektedir.
Gençlerimiz bilmelidir ki; bu kutsal vatan toprakları ve Cumhuriyetimiz büyük fedakarlıklar ve dökülen kanlar karşılığı kazanılmıştır. Bugün gelinen seviyenin oluşmasında binlerce şehidin ve gazinin kanlarının harcı olduğu unutulmamalıdır. Bu vatanda Atatürk idealine ters düşen hiç bir akım yeşerme imkanı bulamamalıdır. Bu topraklarda yeşerecek filizi Atatürk dikmiş, gelişmesini ve korunmasını Türk gençliğine bırakmıştır. Bu bakımdan gençliğin görevi ve sorumlulukları ağırdır. Fakat asıl zorluk ve vebal bu gençliği yetiştirecek bizim neslin öğretmenlerinin sırtındadır.

Sonuç olarak; 2004 yılı 19 Mayısında Türk Milleti Atatürk'ün gösterdiği hedeflere doğru bir hayli yol almıştır. Modern ve çağdaş bir dünya devleti olma yolunda da hızla ilerlemektedir. Bugün geldiğimiz noktada 1920'lerin 13 milyonluk Türkiyesinden çok ilerde olduğumuz kesindir. Fakat bütün gelişmişliğimize rağmen henüz Atatürk'ün idealindeki Türkiye'ye ulaştığımız söylenemez. Bu ideale ulaşmak için;

- Türkiye Cumhuriyetini iç ve dış tehlilkelere karşı koruma şuuruna erişmiş,
- Fikren, ilmen, fennen ve bedenen kuvvetli,
- Yüksek karakterli, Bilimden güç alan ve bilimi amaç edinen,
- Sağlık ve sıhhatini koruyan, sağlıklı düşünme yeteneğine sahip olan,
- Güzel sanatları seven,
- Çalışkan ve kendine güveni olan bir gençlik yetiştirmek, devletin ve bizim nesillerimizin en önemli görevidir.

Kendisini en iyi şekilde yetiştirmek için her imkandan yatararlanarak var gücü ile çalışmak ta Türk gencinin vazgeçilmez görevidir. Bunun için çalışkan, daha çalışkan ve en çalışkan olmak zorunda olduklarını özellikle vurgulamak istiyorum.
Bana göre; eğer üzerinde iyi çalışırsak ve gereken asgari milli kültür eğitiminiverirsek Türk gençliği; Atatürk'ün en değerli emaneti olan Türkiye Cumhuriyetini kanındaki binlerce yıllık tarihinden aldığı milli heyecanı ve milli ruhuyla sonsuza kadar koruyacaktır. Bu kutsal görevi başarı ile yapmayı müteakip bir bayrak gibi nesilden nesile aktararak ülkemizi ebediyen hür ve bağımsız kılacaklardır. Buna kalben inanıyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Mayıs 2004 Çarşamba

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale