20 EYLÜL 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR, SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






YÖK ne olacak? Devlet ve bilim dünyasının kavgasına gerek var mı?
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 17 Mayıs 2004 Pazartesi 

Dünyada herşey için, maddiyat için, meneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında kıulavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1924)

14 Mayıs günü Ankara sokakları cüppelerini giymiş üniversitese rektörleri ile öğretim üyelerinin sessiz yürüyüşlerine sahne oldu. Yeni çıkarılan Yüksek Öğretim Kurulu Kanunu için Ak Partiyönetimi Anıtkabirde Atatürk’ke şikayet edildi.
Görüntü çok demokratik, ama demokratik bir ülke için çok çirkin. Üniversiteler sadece bizim değil, bütün insanlığın geleceğini temsil ediyorlar. Onlar gözbebeğimiz. Onlar yaşam güvencemiz. Onlar, bu dünyada bize rahat ve güvenli ortam sağlayan bilgiyi üreten ve bilinçli insan gücünü yetiştiren vazgeçilemez insan fabrikalarıdır. Bu kurumlar bir şeyi protesto ediyorlarsa, burada durup onların sesine kulak verilecek çok önemli bir olay var demektir.

Hükümetin YÖK ile inatlaşarak, bu arada Silahlı Kuvvetlerin de uyarı yapmasına neden olacak şekilde “ben iktidarım, istediğimi yaparım” tarzındaki dayatması zaten ekonomik paketler altında ezilen halkımızı iyice germiştir. Söz konusu Kanun 76 üniversitemizin yönetimini, bu üniversitelere girmeye çalışan milyonlarca gencimizi ve ailelerini yakından ilgilendirmektedir. Kısaca toplumun her kesimi ile ilgilidir. Böyle konular karşılıklı zırtlaşmalarla değil, bilgi ve tecrübelerin paylaşımı ile çözülür. Devlet bir bütündür. Devletin hiçbir makamının birbiri üzerinde dayatma yapmaya hakkı yoktur. Devlet organlarının uyum içinde çalışmasından Cumhurbaşkanımız sorumludur.Aslında işler bu safhaya gelmeden Sayın Cumhurbaşkanının araya girerek kurumlar arası uzlaşmayı sağlaması gerekirdi. Oysa bu olmadı. Siyasi irade; toplumun her kesiminden yükselen menfi seslere aldırmadı. TBMM’deki çoğunluğuna dayanarak kanunu istediği gibi çıkarttı. Kanaatimce yanlış yaptı.

Burada önemli olan toplumun büyük kesimlerinin yararını gözeten, uygulanabilir ve devamlılığı olan kanun çıkartmaktır. Oysa daha şimdiden yüksek sesle YÖK Kanununun Cumhurbaşkanı tarafından veto edileceği veya Anayasa Mahkemesine gönderilerek geçersiz kılınacağıdile getirilmektedir.

Taraflara şimdi sormak lazım. Nedenuygulayama imkanı olmayan bu kanunda israr ettiniz.? Gerek var mıydı? Kanunun oylamasına muhalefet partileri yanında Ak Partiden de yüzden fazla milletvekili katılmadı. Bunlar üzerinde düşünülmesi gereken hususlardır. İktidar olmak, muktedir olup icra etmek demektir. Eğer yapılamayacak bir şey üzerinde israr edilirse tek parti yönetiminin verdiği büyük güç heba edilmiş olur.

Gelelim YÖK’ün bunları hakedip etmediğine; Türkiye Cumhuriyetinin Darülfünun'dan üniversiteleşmesi kolay olmamıştır. Uzun yıllar Cumhuriyetimiz bir üniversite ile ülke sorunlarını kucaklayacak aydın nesilleri yetiştirmeye çalıştı. 12EYLÜL Yönetimince üniversitelerin 19’a çıkartılarak bütün yurt sathına yayılması ile; her gelişmenin karşısında olan muhalif beyinlerin yaygaraları ile yer yerinden oynadı.Sözde aydın geçinen bir takım gafiller;" Üniversitelerimiz katlediliyor. Türkiyeye bu kadar üniversite çoktur. Buralara hocayı nereden bulacaksınız?. Kim gider Urfaya, Van'a, Malatya'ya?. Bu memlekete yazık olacaktır. Göreceksiniz bunlar kağıt üzerinde kalacaktır" diyerek yüksek öğretimdeki gelişmelere karşı çıktılar.

Oysa o günlerdeÜniversitelerin çok daha önemli sorunları vardı. Üniversitelerimiz özerkti, yani karışanı ve denetleyeni yoktu. Bilimsel özerklik adına kullanılan geniş hürriyetler üniversiteleri değil bilim yapmak; anarşi ve terörün kucağına iterek adeta eğitim ve öğretimin katledildiği, anarşi ve terörün örgütlendiği merkezler halinedönüştürmüştü. Açılacak fakültelere ve buralara alınanacak öğrenci sayısına üniversiteler kendileri karar verirlerdi. Ülkenin ve bölgenin ihtiyaçları hiç dikkate alınmazdı. Çünkü böyle bir görevleri yoktu. Devletin elinde mevcut bilim adamlarımızın ve bilim adamı ihtiyacımızın yeterli envanteri mevcut değildi. Devlet ve devleti devletleştirecek eğitimli adamlarımızı yetiştirecek üniversitelerimiz arasında sağlıklı koordinasyon da mevcut değildi.

Büyük şehirlerdeki üniversitelerimiz bünyesinde çöreklenmiş pek çok sayın profesör, ele geçirdikleri bu mevzileri terketmemekte direniyor arkadan gelenlerin önünü kapıyorlardı.

İşte birkaçını sayabildiğim aksaklıkları önlemek, devlet ve üniversite bağını sağlamak, ülke ve yöre sorunlarına çözüm üretecek bilim yuvaları oluşturmak, bu bilim yuvalarını ülkemizin her yanına yayarak vatandaşlarımız arasında fırsat eşitliği sağlamak, ülke ihtiyaçlarına göre ihtiyaç duyulan yerde ve miktarda öğrenci yetiştirmek, genç bilim adamlarımızın yükselmelerinin önünü açmak, ve nihayet yüksek öğretimde koordinasyonu ve sistemli bir çalışmayı egemen kılmak maksadıyla anayasal bir kurum olarak bugün her tarafı ile eleştirilen YÜKSEKÖĞRETİM KURULU meydana geldi.
Sonunda üniversitelerimiz 76' ya, öğrenci ve öğretim üyesi mevcutları da birkaç kat fazlasına ulaşmıştır.

Üniversitelerimiz kuruldukları şehirlerin kültürel ve ekonomik hayatına çok önemli katkılarda bulunmuşlar ve adeta şehirlere bir canlılık getirmişlerdir. Anadolunun kültür değişimlerini hızlandırmışlardır. YÖK ile birlikte DEVLET-ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİ en üst düzeye çıkmıştır. Bunlar ülkemiz için olumlu gelişmelerdir.

Her sosyal müessesede olduğu gibi kurumsallaşma, yani sistemleşme aşamasında önemli aksaklıklarınmeydana gelmesi doğaldır.YÖK içinde bu aksaklıklar bugün vardır. Ve mutlaka çözüm gerektirmektedir. Yansız ve tarafsız olması gereken bilim dünyamızın bu temel kuruluşu; adeta bir imparatorluk gibi yönetilmiştir. Keyfi yaptırımlar olmuştur. YÖK için T.B.M.M. tarafından yüzlerce sayfalık soruşturma komisyonu raporları da hazırlanmıştır.

Sonuç olarak; Üniversitelerimiz devletin bekası için hayati önemi olan müesseselerdir. Bunların yönetimindeki aksaklıklar; sağduyu ile, bilim ve tecrübelerin, çağdaş normların uzlaşı içinde ortaya konulması ile sona erdirilmelidir. Haketmediğimizçatışma görüntülerinin bir an önce bitmesi gerekmektedir. Bunun görevi de Sayın Cumhurbaşkanı’na düşmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Mayıs 2004 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale