24 ŞUBAT 2017 CUMA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Görünmeyen düşman: Yeni dünya düzeni
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 19 Nisan 2004 Pazartesi 

Kendine, inkilâbın ve inkilâpçılığın çeşitli ve hayati vazifeler verdiği Türk vatandaşının sağlığı ve sağlamlığı, her zaman üzerinde durulacak milli meselemizdir.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk - 1937)

24 Nisan’da yapılacak Annan Planı Referandumu KKTC Türk Toplumu kadar ülkemizin geleceği içinde hayati önem taşıdığından BİLDİRİ-YORUM okurları ağırlıklı olarak Kıbrıs konularını okumak zorunda kaldılar. Bu konudaki bilgilendirme görevimiz aksamadan devam edecek. Fakat bu defa en az Kıbrıs kadar önemli ve hayati bir konuda sizlerle bir arada olmak istedim. Aslında ben değil değerli bilim adamı Kardiyalog Doçent Dr. Sayın Kemâl YEŞİLÇİMEN sizlerle beraber olacak.
 Allahın yarattığı en muhteşem eser olan insana diğer canlılardan farklı olarak akıl bahşedilmiş, fikir ve düşünce yeteneği ile donatılmış. Bu üstün vasıflarına rağmen insanoğlu bu kazanımlarını kendi sağlığı için kullanma ihtiyacını duymayarak kendini ve kendinden türeyen nesillerini sağlıksız bir ortamda tutarak görünmeyen düşmanlar yaratmaktadır. İşte değerli kardeşim Doç.Dr. Kemal YEŞİLÇİMEN Bey insanlarımızı karşı karşıya bulundukları büyük tehlike için uyarıyor. Uyarılarını dikkate alalım…

“Açlık ve kıtlığın hakim olduğu asırlardan sonra, 20.yüzyıl insanlara her türlü rafine gıda ve teknolojiye kolayca ulaşabileceği bir refah ve konfor sağladı. Aşırı beslenmenin sağlığa yararlı olduğu düşüncesiyle insanlar, 20.yüzyılın ikinci yarısında sürekli yiyip içerek yüzyılların açlığını telafi ettiler.

İnsanlar, konforlu yaşamın bir parçası olan Bermuda şeytan üçgeni; asansör, araba ve koltuğun aslında gönüllü hücre hapsi olduğunu fark etmeden, T.V ve bilgisayar karşısındaki sanal dünyada tek kalori harcamadan, sürekli bir şeyler atıştırarak göbekli bir toplum yarattılar. Eski yüzyıllarda insanların koştuğu gezdiği alanlar, binalar ve caddelerle işgal edildi. Temiz havamız egzoz, sigara gibi kanserojen maddelerle kirletildi. Yemek kültürümüz, fast-food dediğimiz hormon ve sindirim sistemini alt üst eden tıkınma kültürüne yenik düştü.

İnsan ömrünü uzatan ilaç ve teknolojilere rağmen, koroner kalp hastalıkları ve kalpten ölümleri arttıran sağlıksız bir yaşam tarzı çaresiz kaderimiz oldu. Bu yaşam tarzının sonuçları aşağıda özetlendiği gibi milli felaket boyutlarındadır.

Ülkemizde kalp hastalıklarından ölümler yılda 260.000 (bunun 170 bini koroner), koroner kalp hastası sayısı ise 2 milyondur. Önümüzdeki 10 yıl içinde önlem alınmazsa bunların 2 katına çıkması bekleniyor.

11 milyon yüksek tansiyon hastası mevcut olup, toplumun kan basıncı giderek yükselmektedir. 10 milyon insanın kolestrolü 200 mg. ‘ın üzerindedir. Kalp krizi geçiren hastaların yarısının kolesterol düzeyi 170-200 mg. arasında olup, erişkin nüfusun yarıya yakını bu sınırlar içindedir. Damarlarımızın sağlıklı kalmasını sağlayan HDL kolesterolün düşüklüğü toplumun yarısından fazlasında mevcuttur.

17 milyon kişi sigara içmektedir. Sigara önlenebilir ölümlerin yarısından sorumludur. Sigara, alkol ve yol açtığı sorunlara ödediğimiz para neredeyse sağlık sektörüne ayırdığımız paraya ulaşmıştır.

Şişman insan sayısı 6 yıl içinde 5,5 milyondan 8 milyona çıkmıştır.Bu hızla yakında ABD toplumuna benzeyeceğiz. Erişkin şeker hastası sayısı, 1990 yılında 1 milyon iken, şimdi 2,5 milyonu geçmektedir.

Koroner kalp hastalığının anası olan metabolik sendrom ( göbek tipi şişmanlık, kan basıncının 130 / 85 üzeri olması, Trigliserid yüksekliği, HDL düşüklüğü ve kan şekerinin 110 mg.’ın üzerinde olması ) hızla artmaktadır. Erişkin erkeklerde oranı yüzde 25, kadınlarımızda ise yüzde 61 oranında olup, bu sayı batı ülkelerinin 2 katıdır.

Sigara, fast food, Cola, yanlış beslenme, egzersiz azlığı gibi sağlıksız yaşam tarzımız, kan basıncımızı, kolesterol, trigliserid ve kan şekerimizi yükseltmekte, kilomuzu arttırmakta ve sonuçta da kalp ve damarlarımızı bozarak, ölüm, felç, kalp krizi ve koroner kalp hastalıklarının hızla artmasına yol açmaktadır. Kalp yetmezliği olanların sayısı 400.000 olup, her yıl 180.000 yeni hasta bu rakama ilave olmaktadır. Bu hastaların her yıl % 80’i bir ay süreyle hastaneye yatmak zorunda kalmakta, üçte ikisi belirtilerin başlamasından sonra 3 yıl içinde ölmektedir. Tedavisi çok pahalı olan bu hastalar için önlem alınmazsa önümüzdeki yıllarda yatak sıkıntısı olacaktır.

Özetle Türk toplumu kalp sağlığı alanında milli bir felakete doğru hızla ilerlemektedir. Bu sonuçlara yol açan bataklığı kurutmak yerine, son 10 yılda 2 kat artan ve önümüzdeki 10 yılda 2 kat artacağı öngörülen hastaların teşhis ve tedavi sorunlarıyla uğraşmaktan yorgun düşen sağlık sistemimiz çöküş sinyalleri vermektedir.”

Günlük hayatımızda, anjiyo yapılmasından, parmağına sanki yüzük takarcasına damarlarına stent takılmasından, 3-5 damarına baypas yapılmasından insanlar normal bir akibet gibi bahsetmekte, bu gibi işlemler sanki birer gelişmişlik düzeyi gibi algılanmaktadır.

Paraya kıyan koroner kalp hastaları 4 bin dolarlık tıkanmaz diye reklam edilen stentleri taktırırken, parası olmayan hastalar çöken sisteme kahretmektedir. Giderek sağlıksız bir toplum olduğumuz ve böyle giderse, kazandığımız parayı başkalarının ürettiği ve yüksek fiyata sattığı, stent ( 200-4,000 dolar arası), kalp pili (10,000-30,000 dolar arası ) gibi teknoloji ürünleri ve pahalı ilaçlara ( Plavix,lipit ilaçları vs. ) vermek zorunda kalacağımız gözardı edilmektedir.

Koroner hastalarının kullandığı kolesterol ilacı ile plavix isimli ilacın tutarının ülkenin yarısının gelir düzeyinin üzerinde olması sağlık politikamızı gözden geçirmemizi gerektirmektedir. İlaç tutarının maaş tutarını geçtiği başka ülke var mıdır?

AB ile yıllar önce sonuçlarının ne olacağını düşünmeden imzaladığımız ve şimdi uygulamak zorunda olduğumuz “Veri imtiyazı” anlaşması gereği, ilaç sektörünün yarısını karşılayan yerli ilaç sanayisi, daha şimdiden yabancılara satılmaya başlanmıştır. Çok ucuz fiyatla milletin ilaç ihtiyacını karşılayan milli ilaç sanayimizin yok edilmesi sadece milletimizin sağlık güvenliğini tehlikeye atmayacaktır. Meydanı boş bulan dünya ilaç tekelleri, şimdilik göz boyamak için fiyatları düşürseler bile, gelecekte istedikleri fiyatları dayatacaklardır. Veri imtiyazı anlaşması gereği çalışmasına izin verilmeyen yerli aşı sanayi çok ucuza aşı imal edeceği için, önleyici hekimliğin temeli olan aşılama yoluyla hem hastalıkları önleyecek, hem de döviz kaybına dur diyecektik.

Baypas ameliyatları, anjiyografi, BT, MR gibi pahalı hizmet ve yatırımlar, artan kuyrukları eritmeye yetmemektedir. Daha şimdiden mahalle aralarında bile pıtrak gibi özel hastaneler, MR ve tomografi merkezleri türemiş olup bunları besleyen sosyal güvenlik kuruluşlarının çökmesi kaçınılmazdır.

Hesap ortadadır. Ayrıca maliyetin altındaki paket programlar nedeniyle özel sağlık kuruluşları ölüm ve bulaşıcı hastalıklara yolaçan başka hastalardan çıkma insan sağlığına zararlı malzemeleri kullanmakta ve her şey yetkililerin koruması altında yapılmaktadır.

Anlaşılan önümüzdeki yıllarda hepatit B ve C ile bunun yol açtığı karaciğer sirozu ve kanseri gibi hastalıklar ve bunların pahalı tedavileri içinde dışarıya para ödemek zorunda kalacağız. Kendini hasta eden ortamları besleyen ve sonra da kendini tedavi ettirmek için çırpınan bir toplumun içine düştüğü kısır döngü yürekler acısıdır.

Sağlık sektörünün yıllık maliyeti 14 milyar dolar olup, bunun yüzde 80’i başkalarının ürettiği ilaç ve teknoloji ürünlerinin karşılığı olarak dışarıya ışınlandığından, geri kalan para hizmet sektörünü çevirmeye yetmemektedir. Bunları üretemeyen ve birde sağlığa ayırdığı kıt kaynakların çoğunu dışarıya kaptıran ülkelerin asıl sorunu burada yatmaktadır. Kuyruktaki hastalara koruyucu önlemleri anlatmaya vakit kalmadığından, kuyruklar giderek artar ve hizmet sektörü can çekişir. Değişmeyen kural ise bu sisteme uyanların paylarını bir şekilde almasıdır.

Dış kaynaklar tarafından yönlendirilen pahalı ilaç ve teknolojiye, yani tüketime dayalı aptal sağlık sistemimiz dışarıdaki üretim canavarlarının iştahını kabartıyor.
 
Bilindiği gibi, kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisi son derece pahalı olup, ABD ve AB üyesi bazı ülkelerin bile bütçesini sarsmaktadır. ABD’de 1948 de Kongrenin 500.000 dolar gibi komik bir parayla başlattığı mücadele, 1964 sonrası koruyucu ve önleyici tedbirler sonucunda koroner kalp hastalığı ve buna bağlı ölümleri yarı yarıya azalmıştır.

Bugün, yıllık 300 milyar dolar harcandığı düşünülürse, yapılan yıllık tasarrufun bir bu kadar olduğu en kolay ve ucuz yolun koruyucu önlemler olduğu ortadadır. Koroner kalp hastasının yıllık maliyeti ABD’de 50,000 doları aşmaktadır. Ancak bu ülkeler, pahalı ilaç ve teknolojileri kendileri ürettiği için bunların tüketilmesi bu ülkelere kazanç sağlamaktadır.

Bizim gibi dışa bağımlı ülkelerde ‘ne kadar çok hasta, o kadar çok ilaç ve malzeme satışı’ anlayışının sağladığı rant, giderek artırdığı hasta pazarıyla sağlık sisteminin çökmesine, ölüm, hastalık ve kuyrukların artmasına, sağlıksız hasta bir topluma dönüşmesine ve ekonomik yıkıma yol açmaktadır. İnsanların kanı, canı ve sağlık istekleri ise birilerinin cebine para olarak akmaktadır. Sadece bir kolesterol ilacı olan Statin’lerin dünyadaki yıllık satış miktarı trilyon dolara yaklaşmıştır.

Kıt kaynaklarımızı daha akıllıca kullanmanın yollarını bulmak zorundayız. Önümüzdeki 10 yıl içinde, evlerde, yollarda, işyerlerinde, hatta stadlarda ani ölümlerle sarsılacağımızı söylemek için alim olmaya gerek yoktur. Kalp hastalıklarından ölümler sanki bir katliamı andıracaktır. 50-100 kişinin ölmesi, dünyada ulusal yas ilanına yol açarken, ülkemizde yılda 260.000 kişinin kalp hastalığından ölümü ve gelecek 10 yılda bunun 2 katına çıkacağını söyleyen bilim çevrelerinin çığlığı, televole, popstar ve biri bizi bir şeyler yapıyor soytarılıkları arasında kaybolup gitmektedir.”

Sonuç olarak; Türk Toplumunun içine düşürüldüğü tehlikenin boyutları ürkütücüdür. Biz basın mensupları halkın sorunlarını bulup açıklarız. Çare bulmak bize düşmez. Şimdi buradan Türk Toplumunu sağlıklı bir yapıya kavuşturmak ve orada tutmak görevini üstlenen Sağlık Bakanı ve bu bakanlık personelini göreve davet ediyorum.

Biz bu konunun da takipçisi olacağız. Düzelene kadar da ilgilileri uyarmaya devam edeceğiz.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
19 Nisan 2004 Pazartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale