22 ŞUBAT 2017 ÇARŞAMBA

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İyi İnsanlarımızı saygıyla selamlıyor ve sevgi ile kucaklıyorum...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Sonunda cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de konuştu
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 17 Nisan 2004 Cumartesi 

Milleti aldatmayacağız! Millete daima ve daima hakikati söyleyeceğiz. Belki hata ederiz, yanlış şeyleri hakikat zannederiz, fakat millet onu düzeltsin. Kendimizi kimsenin üstünde görmeğe de hakkımız yoktur Efendiler.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk – 1923)

24 Nisanda yapılacak KKTC’de gerçekleşecek referandum konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki fikir ayrılığı HAYIR- EVET gibi uç noktalarda devam ediyor. Nitekim Sayın DENKTAŞ’ın 15 Nisan’da TBMM’de yaptığı konuşmada bu husus daha da belirginleşmiştir. Sayın Denktaş’ın bir önceki konuşmasını daha önce ayakta alkışlayan Sayın Başbakan bu defa TBMM’ne gelmemiş, Türk-İş’in toplantısına katılmayı daha önemli görmüştür.

Bir önceki yazımda Sayın Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı konuşmanın Kıbrıs ile ilgili kısımlarının altını çizerek belirtmiştim. Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök demokratik düzen içinde Anayasa ve yasaların verdiği yetkiler dahilinde söyleneceklerin hepsini açıkça söylemiştir. Bundan fazlası ancak askeri dikta rejimlerinde söylenebilirdi.

ÖZKÖK Paşa; Kıbrıs’ın kaybının Türkiye’nin güvenliği için büyük bir dezevantaj olacağını vurgulamıştır. Bu konuda bağlı bulundukları hükümet yetkililerini defalarca uyardıklarını belirtmeyi de ihmal etmemiştir. Ama demokrasilerde son söz atanmışlarda değil seçilmişlerde olduğundan sadece ilgili kurullarda uyarısını yapmış ve kararı bütün sorumlulukları ile birlikte hükümete bırakmıştır. Doğrusu da budur.

Güvenlik konularında ülkede Bakanlar Kurulu ve Askerler dışında sorumluluk taşıyan bir diğer kişi de Cumhurbaşkanıdır. Kıbrıs konusunda uzun süre sessizliğini muhafaza eden Sayın Cumhurbaşkanı nihayet Harp Akademileri Komutanlığında yaptığı bir konuşmada Kıbrıs konusundaki gelişmeleri kendi açısından değerlendirmiştir.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Genelkurmay Başkanı’nın konuşmaları biribirini tamamlar niteliktedir. Her ikisi de hükümetin tutum ve davranışlarının Milli Güvenlik Toplantısında alınan kararlara uymadığını vurgulamışlardır. Bu görüşler Sayın Rauf DENKTAŞ’ın görüşlerine destek verir mahiyettedir. ANAP dışındaki muhalefet parti liderleri ile ülkenin geçmişinde yönetim kadrolarında bulunan, Süleyman DEMİREL, Bülent ECEVİT, Necmettin ERBAKAN gibi isimler de Sayın Cumhurbaşkanı ile ayni görüşü paylaşmaktadır.

Demek ki bu ülke için doğru olan da budur. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görüşlerinden birkaç satır alarak konunu altını çizelim.

- Ulusal dava olarak benimseyegeldiğimiz Kıbrıs'ta, bu kez gerçek bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz. Ülkede Annan Planı'nı benimseyenler olduğu gibi, bu konuda kuşku ve kaygı açıklayanlar da vardır. İki tarafın da hareket noktasının iyi niyetten kaynaklandığını varsaymak doğru olacaktır.

- Verilecek kararlar ve atılacak adımlar, yalnız bizi değil, gelecek kuşakları da geri dönülmez bir biçimde etkileyecektir. Bu bakımdan, önümüze konulan metinlere kuşkucu ve eleştirel yaklaşılması doğal karşılanmalıdır. Bu eleştiri ve kuşkular sayesinde Plan'da birkaç kez iyileştirmeler sağlanmış olduğu unutulmamalıdır. Bugün ulaşılan noktada, Plan'da Türk tarafını tatmin etmeyen kimi ögelerin hala varolduğu, Plan'ın savunucuları tarafından bile kabul edilmektedir. Bir görüşme süreci çerçevesinde, hedeflenen her amacın ve sonucun elde edilemeyebileceği, görüşme kavramının içeriğinde varolmakla birlikte, bu sonuca her durum ve koşul altında rıza göstermenin akılcı ve ulusal yarar kavramına uygun olup olmadığı, geçerli bir sorudur ve tartışılmalıdır.

- Elde edildiği belirtilen kazanımların, ileride çeşitli uluslararası yargı sistemleri kanalıyla aşındırılması ya da tümüyle kaybedilmesi olasılığının, ciddi biçimde irdelenmeye gereksinim göstermektedir.

- Milli Güvenlik Kurulu, 23 Ocak 2004 gününde yaptığı toplantı sonrasında yayımlanan bildirisinde; Annan Planı "da" referans alınarak Ada'nın gerçeklerine dayalı bir çözüme görüşmeler yoluyla hızla ulaşılması konusundaki kararlılığını yinelemiştir. Toplantıda, iki tarafın anlaşamaması sonucu doğacak boşlukların Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nce doldurulup metnin bu durumuyla iki toplumun onayına sunulması benimsenmemişken; 24 Ocak 2004'de Davos'ta Genel Sekreter'le yapılan görüşmede bu hususun Türkiye tarafından kabul edildiği, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin görüşmelere davet mektubundan ve bunu doğrulayan Davos tutanağından öğrenilmiştir. Böylece, Kıbrıs konusunda taraflar geri dönüşü olmayan bir süreç içerisine girmişlerdir.

- Derogasyonlar, Plan'da öngörülen süreçlerin bitiminde kendiliklerinden ortadan kalkacağı gibi, halk oylamalarında her iki tarafca Plan'a "evet" denilerek Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği üyesi olmasından sonra da, Rumların kişisel başvuruları sonucu Avrupa Birliği temel hukukuna ya da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kurallarına aykırılıkları nedeniyle Avrupa Birliği Adalet Divanınca ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince iptal edilebilme olasılığı vardır. Sınırlamaların Kıbrıs'ın AB üyesi olmasından sonra yürürlükte kalabilmeleri için bunların AB'nin temel kurallarından sayılmaları zorunlu olmalıdır.

- Plan'ın her iki kesimce de kabulü durumunda, Anlaşma'nın, sınırlamalara AB üyesi ülkelerin parlamentolarından geçirilerek temel hukuk ya da birincil hukuk niteliği kazandırıldıktan sonra uygulamaya geçilmesi uygun olacaktır.

- Kıbrıs Türk halkının çözüme yönelik beklentileri vardır. Bunlar haklı ve geçerli beklentilerdir ve Anavatan halkı tarafından da paylaşılmakta ve desteklenmektedir.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
17 Nisan 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale