254 TEMMUZ 2017 Salı

 
Dr. Tahir Tamer Kumkale

tamer@kumkale.net

İYİ İNSANLARI SAYGI İLE SELAMLIYOR... SEVGİ İLE KUCAKLIYORUM...

Ana Sayfa
Başlarken
Yazı Arşivi
Yazı Arama
Kitaplarım
Hakkımda


    Kitaplarımdan seçmeler...

Amazon'da kitaplarım






Kıbrıs'ta sona yakşalıyoruz. KKTC tarih oluyor...
Bu yazımı Facebook'ta beğenmek veya bir arkadaşınıza göndermek (tavsiye etmek) için:

 3 Nisan 2004 Cumartesi 

Milleti aldatmayacağız! Millete daima ve daima hakikati söyleyeceğiz. Belki hata ederiz, yanlış şeyleri hakikat zannederiz, fakat millet onu düzeltsin. Kendimizi kimsenin üstünde görmeğe de hakkımız yoktur Efendiler.
(Gazi Mustafa Kemâl Atatürk – 1923)

Bugün 3 Nisan 2004. 29-31 Mart 2004 tarihleri arasında BM Genel Sekreteri Kofi Annan Başkanlığında sürdürülen Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Kesiminin Başbakanlar seviyesindeki KIBRIS toplantısı 31 Mart gece yarısı Annan’ın kapanış konuşması ile bitti.

Annan’ın arkasından basın mensuplarına bir açıklama yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan planı bu haliyle kabul ettiklerini ve 24 Nisan’da yapılacak Referandumda KKTC halkının EVET oyu vermesi için çalışacaklarını açıkladı.

Bu açıklamanın bizce anlamı şudur. Evet Türk tarihi tekerrür etmiştir. Bir Türk devleti daha yine bir diğer Türk devleti eliyle tarihe gönderilmektedir. Bir ayyıldızlı Türk bayrağı daha hatıra olarak saklanmak üzere sandıklardaki yerini alacaktır.

Peki, 1 Mayıs’a kadar sürecek takvim içinde yapılacak Referandumda Kıbrıs Türk Toplumu veya Türk Milletinin temsilcilerinin oluşturduğu yüce meclisimiz bu bu teslimiyete karşı çıkmayacak mıdır?

Milli davamız Kıbrıs’ın AB sevdasına Helenizm’e teslim edilmesine yetmiş milyon Türk bir şey demiyecek midir?

Kanaatimce bunların hiç biri olmayacaktır. “Görünen köy kılavuz istemez” diye bir atasözümüz vardır. Her şey apaçı ayan beyan ortadadır. Gizli bir şey yoktur. Sonuç belli olmuştur.

İrdelemeye tersten başlayalım. Bugün Anadolu Türk Toplumuzun gündemi içinde Kıbrıs, Ege, Patrikhane, Kürdistan, Ermenistan gibi bir sorunu yoktur. Türk milletinin büyük ekseriyetinin tek sorunu Caner ve Tülin’in evliliğinin ne zaman olacağıdır. Veya yeni Popstar yarışmasının galibinin kim olacağıdır. Yahut Fatih Terim sonrası Galatasaray’ın hali ne olacaktır. İşte bu gibi büyük olaylarla kafası karışan Türk Toplumunun Kıbrıs gibi sıradan(!) bir sorunla uğraşacak zamanı yoktur.

Evet aziz milletim. Buraya kolay gelinmemiştir. Dünyayı yeniden yapılandırmaya çalışan küresel toplum mühendislerinin yıllarca sabırla sürdürdükleri planlı politikarla bu noktaya gelinmiştir.

550 üyeli TBMM’nin 367 üyesi Ak Partilidir. Bu parti üyeleri daha yeni yerel seçimlerden güçlenerek çıkmışlar ve halkın güvenini tazelemişlerdir. Önlerinde üç buçuk yıl daha iktidar olma süresi vardır. Genel Başkanları ve parti üst yönetimi "Biz bu plâna evet dedik ve 30 yıldır çözülemeyen Kıbrıs sorununu biz çözdük” diyorlarsa buna her hangi bir milletvekilinin "HAYIR" diyebilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Yani bu planın TBMM’den olduğu gibi kabul edilerek geçmesinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır.

Gelelim referandum ile kendi kaderlerini belirleyecek KKTC halkına; Bu halk üzerinde başta Türkiye’den Ak Parti yönetimi olmak üzere bütün AB ülkeleri ve ABD’nin her alanda baskısı vardır. Bunlar “Mutlaka Annan Planı dahilinde çözüm” diye dayatmaktadır. Para dağıtma ve yanlış bilgilendirme dahil her türlü yıldırma ve sindirme oprerasyonları her kanaldan sürdürülmektedir. Oysa bu çözüm bu halkın yarısını yeniden göçmen durumuna sokacaktır. Zar zor edinebildiği mallarını yeniden geride bırakmalarına sebep olacaktır. Ayrıca geçmişte örneklerini yaşadığı nereden ve ne zaman geleceği belli olmayan Rum Palikaryalarının saldırısyla, yani tekrar hayati tehlike ile karşı karşıya kalabileceklerdir.

Bütün bunları düşünenler ne yazık ki Sayın Rauf DENKTAŞ etrafında toplanan bir avuç vatanseverden başkaları değildir. 1974 öncesini yaşayan bu neslin yaşları ellinin üzerindedir. Silah tutarak kazandıkları Cumhuriyetlerini yeniden kurtaracak mecalleri kalmamıştır. Yeni yetişen ve yaşları otuz civarında olan çoğunluk ise eskiyi bilmediklerinden, üzerlerindeki yoğun propagandaya ve dağıtılan euro-dolarlara kanarak bu plana evet diyeceklerdir. Bu sonuç şimdiden kaçınılmaz olarak görülmektedir.

Peki her şeye rağmen KKTC’de DENKTAŞ liderliğinde bir araya gelen ve “Annan Planına HAYIR” oyu vereceklerini açıklayan “Milli Güçler Hareketi” bir şey yapamaz mı?

Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin desteğini gördüğü anda bu grup çok şeyler yapabilir. Plâna HAYIR diyerek 30 yıldır KKTC bayrağı altında bağımsız olarak sürdürdükleri huzurlu yaşamlarına devam edebilirler. Fakat bunun için mutlaka Türkiye Cumhuriyetinin doğrudan desteğine ihtiyaçları vardır. Türkiye olmadan küresel güçlerin çekim alanında yer alan bu küçücük toprak parçasında 200.000 kişilik bir nüfuz ile istiklâllerini muhafaza etmeleri ve gelecek baskılara direnmeleri mümkün değilidir. Bunun için Türkiye’nin kesin desteği şarttır.

Buraya kadar gelinen durumda Türkiye yönetiminin bu oluşumdan, yani KKTC’den desteğini çektiği açıkça ifade edilmiştir. Türkiye oyunu ve desteğini yeni oluşacak Kıbrıs Devletinden yana kullanmıştır. Onun için bu safhada yapılacak karşı çıkışların birkaç kahramanlık gösterisinden başka bir şey olmayacağını değerlendiriyorum.

İsviçre görüşmelerinden sonra ABD yönetimi Dışişleri Bakanı Colin Powell, AB yönetimi ise Verheugen Efendi aracılığı ile yaptıkları açıklamalarda çıkan sonuçları fevkalade adil ve başarılı bulduklarını açıklamışlardır. Oysa Yunanistan başbakanı Kostas Karamanlis bugüne kadar yapılan görüşmelerde hiçbir ilerleme kaydedilmediğini ve hiçbir konuda uzlaşılamadığını dile getirmiştir.

Bizim yönlendirilmiş basın mensuplarımız ve kendilerini halkı kandırmakla görevli addeden emekli bürokratlarımız İsviçre sonuçlarını “Türk politikasının kazandığı büyük zafer olarak” göklere çıkartırken, yetkili yöneticilerimiz Annan Planı çerçevesinde KKTC’nin tarihe gönderilmesini kendilerinin büyük başarısı olarak halka takdim etmektedirler.

Şimdi gelinen duruma bakacak olursak. Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetiminin yetişmiş en iyi diplomatlarının 40 yıldır bir araya gelip çözemedikleri ve hiçbir konuda karşılıklı uzlaşı elde edemedikleri KIBRIS SORUNU; Ganalı siyahi Annan ve Peru’lu De soto’nun, AB memuru Verheugen destekli 9000 sayfalık kelime oyunlarının altında binbir çeşit tuzaklar yatan planını ÇÖZÜM adı altında sokaktaki sıradan vatandaşın oluruna ve insiyatifine terk edilmiştir. Bir milletin ve bir devletin kaderi bu kadar ucuz olmamalıdır. Dünyada bugüne kadar böyle hızlı ve garip bir satış görülmemiştir.

Ama bu bir gerçektir. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kendi elimizle bu satışa EVET dediğimizi Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından bütün dünyaya açıklamış bulunuyoruz. Bu durumda KKTC Türk Toplumunun önünde EVET demekten başka bir seçeneğinin kalmadığı görülmektedir. Çünkü Kıbrıs Türk halkı Türkiye’nin gücü karşısında yapabileceği fazla bir şey olmadığının bilincindedir.

Ve Allah bu necip millete acısın diyorum. Ben buraya kadar gelişin bütün safhalarını özetlemeye çalıştığım yazılarımla Annan Planı sürecinde sürdürülen gelişmelerin tarihe ışık tutacağını değerlendiriyorum.

Bugün Kıbrıs Adasını AB’den tarih almak adına Helenizm’e teslim ettiren güçler gelinen durumu sevinçle karşılamaktalar. Çünkü ENOSİS’i gerçekleştirmek ve bölgenin yeniden yapılandırılmasına engel olarak gördükleri Türk askerinin adadan çıkartılmasının tek çözüm olduğunu gören küresel güçler bunun için her türlü senaryoyu yazmışlar, figüran olarak KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti yönetimlerini bu oyunlarında kullanmışlardır. Şimdi bu son durumda ABD, İngiltere, AB ve nihayet Yunanistan’ın KKTC ile ilgili istekleri kabul edilmiş olacaktır. Yani Kıbrıs’taki 400 yıllık Türk varlığı son bulacaktır.

Burada her zaman tekrarladığım bir önemli hususu vurgulamak istiyorum. Türkler tarihte pek çok devletler kurmuşlardır. Bir kısmı uzun ömürlü imparatorluk seviyesinde, bir kısmı küçük ve kısa ömürlü beylikler halinde tarihte yer alan bu Türk Devletlerinin kuruluşlarında değil, ama yıkılışlarındaki benzerlik çok dikkat çekicidir.

Tarihteki Türk devletleri dışarıdan gelen bütün tehditlere karşı dayanmışlar ve dış tehditle yıkılmamışlardır. Bu devletler başka devletler tarafından değil, ama içeriden bölünerek veya bir başka Türk Devletinin saldırısı ile yıkılarak tarih olmuşlardır. Yani ortak bir kaderimiz ve devletlerimizi kendi elimizle ortadan kaldırmak gibi bir adetimiz vardır. Son büyük Türk Cihan Devleti Osmanlı İmparatorluğuna da yedi düvel saldırmış ama ortadan kaldıramamıştır. İçinden çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti kabul ettiği bir kanunla Saltanatı kaldırarak bu Cihan İmparatorluğunu tarihteki muhteşem köşesine göndermiştir.

İşte şimdi çok yakın bir gelecekte yine tarih tekerrür etmek üzeredir. Bir Türk Devleti daha kendi elimizle tarihe mal edilmek üzeredir. Bunun için her türlü senaryo çizilmiş, oyunlar kurgulanmış, sahneye konulmuş ve oyunun son perdesi artık kapanmak üzeredir. 1 Mayıstan itibaren Kıbrıs Türk toplumunun aynen Girit, Rodos veya diğer Ege Adalarında kaderlerine terk ettiğimiz Türk Toplumlarından farkı olmayacaktır.

KKTC topraklarının kaybı Anadolu Türk Toplumunun bundan sonraki yaşantısında da önemli bir dönüm noktası olacaktır. Çünkü bu teslimiyetin ve baş eğmenin sonu küresel mimarların öngördüğü şekilde Anadolu Türk Topraklarında dünya imparatorluğuna oynayan devletlerin kolaylıkla ele geçirip kontrol edebileceği birkaç küçük devletçik oluşmasına izin verilmesine kadar uzanacaktır.

Buraya kadar yazdıklarım bilimsel mantık çerçevesinde olabileceklerin özetlenmesi şeklinde değerlendirilmelidir.

Ben Tahir Tamer Kumkale olarak bunların hiç birine katılmıyorum. Tamamen bir mucize olarak görülmesine rağmen Kıbrıs semalarından ay yıldızlı bayrağın indirilmesini ve şehit kanıyla kazanılmış toprakların basiretsiz ve öngörüsüz siyasetçilerin çabalarıyla elimizden çıkartılmasını içime sindiremiyorum.

Türk Milletinin “YETER ARTIK” diyerek eğik başını kaldırıp şahlanacağını umut etmek istiyorum. Çünkü tarihimizde en güç devirlerde dahi milletimiz yeni ERGENEKON’lar yaratmasını bilmiştir. Yine ayağa kalkacağız, başımızı eğen yöneticilerin yerine başımızı dik tutacak yöneticilerimizi seçeceğiz. Ve geçen asrın başında sömürgecilere durduran atalarımız gibi bu defa da küresel mimarlara Türkün gücünü göstereceğimize inanıyorum.

Bu bir mucize: Ama ben artık mucizelere inanmak istiyorum. Türkleri alt etmenin bu kadar kolay olmaması gerektiğini değerlendiriyorum.

Bu inanç ve imanla şahsen yapabileceklerim sınırlı olmasına rağmen KKTC’ye giderek Referandum öncesinde ulaşabildiğim vatandaşlarımıza kendisine esaret zinciri takacak bu anlaşmaya HAYIR demesi için ikna etmek istiyorum.

O toprakları vatan yapan ve anıt mezarlarında yattığı topraklaın bekçiliğini yapan aziz şehitlerimize dua edeceğim ve bu toprakları Helenizme teslim etmek isteyenleri kendilerine şikayet edeceğim. O şehitlerle birlikte çarpışan kahraman gazilerimizle birlikte halkımızı bilgilendireceğim.

Başarabilir miyiz? Neden olmasın . Türk tarihi benzeri başarılarla dolu. Hilalin gönderden inmemesi, ezan seslerinin susmaması için bana düşen ne varsa yapacağım. Verilecek canımız varsa onu da vereceğim. Ama bir adım geri atmayacağım. Mücadele azmimi halka taşıyacağım.

Ben bugün sessizce bu vatan topraklarının satışını izleyen halkımın gür sesini çıkarmak için fırsat beklediğini değerlendiriyorum.

Tarihi tekerrür ettirmeyecek, tarihi yeniden yazacak bu gür sesi bekliyorum.


Dr. Tahir Tamer Kumkale
3 Nisan 2004 Cumartesi

 
BİLDİRİ-YORUM
2000-2012 | Dr. Tahir Tamer Kumkale